Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950.
I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.
ABD ve Birleşik Krallık Rusya’ya karşı yaptırımların artık yeterli olmadığına inandı ve sonunda teröre yöneldiler. Baltık Denizindeki Kuzey Akımı gaz boru hattına sabotaj düzenleyerek Avrupa’nın enerji altyapısını yok etmeye giriştiler. Öte yandan Çin’e karşı da AUKUS gibi yeni askeri ittifaklar oluşturdular.
15 Eylül 2021 tarihinde Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD tarafından kurulan AUKUS (A-UK-US üç üye ülkenin isimlerinin kısaltması) trilateral bir güvenlik/saldırı paktıdır. Pakt Avustralya’yı destekleyerek nükleer denizaltı üretimini, uzun menzilli ve radara yakalanmayan nükleer başlık taşıyabilen Tomahawk füzelerinin konuşlandırılmasını ve Hint-Pasifik bölgesinde Batı’nın askeri varlığını güçlendirmeyi hedefliyor. Kuşkusuz asıl hedef Çin ve Kuzey Kore’yi kuşatarak tehdit ve gözdağı vermek. Anlaşma, yapay zeka, siber savaş, su altı ve nükleer saldırı gibi alanları da kapsıyor. Ayrıca Washington-Seul-Tokyo askeri ittifakını geliştirmek için de çalışmalar var.
Batı hegemonyasına meydan okuyan ve gerçek stratejik bağımsızlığa sahip olan tüm devletler de facto düşman ilan ediliyor. Bu zaten ABD ve NATO’nun askeri doktrinlerinin altında yatan ilkelerdir. Batılı elitler sömürgeci tasarılarını aynı ikiyüzlülükle dolaşıma sokuyorlar. Bunu barışçıl bir maske altında yapıyorlar ve caydırıcılıktan söz ediyorlar.
İnsanlar Dolar ve Euro ile beslenemez. İnsanları kağıt parçalarıyla, hisse senetleriyle, bonolarla, tahvillerle besleyemezsiniz ve Batılı sosyal medya şirketlerinin şişkin sanal sermayeleri insanların evlerini ısıtamaz. İnsanların yiyeceğe, giyeceğe, barınağa ve enerjiye gereksinimi var.
İşte Avrupalı politikacılar, yurttaşlarını daha az yemeye, daha az duş almaya, evde kalıp daha kalın giyinmeye, araç kullanmamaya, ya da araçları düşük hızda kullanmaya ikna etmek için yırtınıyorlar. Ama kendileri itibardan asla tasarruf etmiyor ve saraylarda oturuyorlar. Buna karşın “ neden bunu yaşıyoruz, neden böyle oluyor, neden bu yapılıyor ? ” gibisinden mantıklı sorular sormaya başlayan insanlar anında düşman, aşırılık yanlısı, komplocu ve radikal ilan ediliyor.
Batılı elitler küresel gıda ve enerji krizi konusunda iyileştirici girişimlerde asla bulunmayacaklardır. Adaletsizlik ve eşitsizlik sorunlarını çözmek gibi herhangi bir niyetleri de yok.
II. Dünya Savaşından elde edilen kazançlar ABD’nin dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmesine ve Doları küresel para birimi olarak dayatmasına yardımcı oldu. Şimdi ise ABD’nin ayakta durabilmesi için ulusların servet ve doğal kaynaklarını daha fazla yağmalaması, bağımsız kalkınma yolunu tercih eden devletlerin yanı sıra Suriye, İran, Çin ve Rusya’yı da parçalamaları gerekiyor. Eğer bunu yapamazsa savaş çıkartacak, AUKUS ve NATO’yu devreye sokarak savaş yoluyla eski ekonomik büyüme yöntemini uygulamaya koyacaktır.
Evet NATO yetmedi: Hokus pokus AUKUS… Bol kepçe kuskus. İnsanın kusası geliyor.
Başta ABD, Birleşik Krallık ve Almanya trilojisi olmak üzere Batılı elitlerin kurduğu Yeni Dünya Düzeni denen küresel diktatörlük kendi vatandaşları dahil tüm halkları hedef almaktadır. Ben bu trilojiyi mitolojideki korku, terör ve dehşet saçan Gorgonlar’a benzetiyorum. Gerçek yüzleri bu. Gorgonlar iğrenç suratlı, keskin dişli, saç yerine başlarında zehirli yılanlar olan üçüz kardeş canavarlardır. Başkanları Medusa, gözlerine bakanı büyüler ve taşa çevirir. Hepsi taş kalplidir, sevgi nedir bilmezler, duygu ve acımaları yoktur.
Yapay zeka ve robotlarla insandan vazgeçmeye ve insanı feda etmeye hazırlanan postmodern Gorgonların Yeni Dünya Düzeni, insanın aşağılanması ve suçlanması, etik ve geleneksel değerlerin yıkılması, özgürlüklerin bastırılması, ahlaksızlık, saldırganlık, şiddet ve azgınlığın yüceltilmesi ile adeta bir “nihilist din” haline dönüşmüş durumdadır.
Böyle bir düzende keyif sürenler ve dokunulmaz olanlar ise: Küresel elitler, sömürgeci Avrupa krallıklarının çıkartıları ve hanedanlıklar, ultra kapitalistler, oligarklar, siyasetçiler, satılmış akademisyenler, satılık medya, din adamları, satılık bilim insanları, savaş lordları, ırkçılar, beyaz üstünlükçüler, apartheid yönetimler, neo-faşistler, neo-Naziler, neo-Siyonistler, şeriatçılar, aşiretler, mafyatik ve masonik yapılar, terör örgütleri, uyuşturucu kartelleridir. Hepsi sumen altından ittifak ve dayanışma içindedir. Dünya maalesef onlara kaldı.. Dünya onlar için cennet.
Çalışanlar, özgür düşünen insanlar, işçiler, emekçiler, sendikalılar, ücretliler, memurlar, küçük esnaf, köylüler, halk ve emekliler yani savunmasız ve korumasız evlerde oturan, kendini savunacak silahı bile olmayan orta sınıflar için bu dünya cehenneme dönüşmüş durumda. Ve bu korumasız ve sahipsiz orta sınıfı en yoksul kesime hedef olarak gösteriyorlar: Yoksulluğun ve enflasyonun nedeni olarak orta sınıf ve emekliler suçlanıyor. Orta sınıfı yok ederlerse alt tabaka küresel elitlere biat etmeye, tapınmaya, onların kılı ve kölesi olmaya çoktan razı. İşte Yeni Dünya Düzeni denen olgu zaten bu. Onun içinde yaşıyoruz. Bu düzen 9/11 İkiz Kuleler tezgahı ile kurgulandı ve devam ediyor.
Bu düzen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine göre milyarlarca insanın özgürlük, adalet, insanca yaşama, varolma ve kendi geleceğini belirleme hakkını zerre kadar umursamıyor. Zaten geldiğimiz noktada tüm etik, ahlaki ve ailevi değerleri sapkınca yadsıyacak bir aşamaya geçtiler.
Anne ve baba yerine “bir numaralı ebeveyn, iki numaralı ebeveyn ve üç numaralı ebeveyn” gibisinden sapkın adlandırmaları gerçekten istiyor muyuz ? Okullarda çok küçük yaşlardan itibaren insan soyunun yozlaşmasına yol açabilecek cinsel sapıklıkların dayatılmasını istiyor muyuz? Her tür pornografi ve uyuşturucu ilkokullara kadar inmişken çocuklarımıza kadın ve erkek dışında başka cinsiyetlerin de var olduğu fikrini dayatmak ve onlara cinsiyet değiştirme önerisinde bulunmak istiyor muyuz? Bu çok mu önemli ? Pedofili ve çocuklarla evlenmenin, artık okullarda bile örgütlenmeye başlayan LGBT şemsiyesi altında yasal hale getirilip suç olmaktan çıkarılmasını istiyor muyuz ? Gerçekten ülkemiz, dünyamız, gelecek kuşaklar ve çocuklarımız için istediğimiz bu mu? Etik ve ahlaki değerleri zayıflayan, sapıklık ve ahlaksızlığı hoş gören toplumlar, yağma, yozlaşma, yolsuzluk ve hırsızlığı da hoş görmeye başlarlar. Amaç zaten bu.
Tüm bunlar insanlık adına kabul edilemez.
Bu düzenin laboratuvarda virüs ve salgın hastalıklar üretip onları kitle imha silahı olarak kullanma, salgın bahanesiyle bireysel özgürlükleri kısıtlama gibi zehirli ve iğrenç taktiklerini bir çok insan zaten fark etti, ediyor. Bu uyanış salt Avrupa, Amerika, Türkiye değil Rusya, Çin gibi ülkelerde de yankı bulmaya başladı. 13 Nisan 2023 itibarile dünya çapında 6.839.960 kişinin salgın nedeniyle yaşamını yitirdiği WHO tarafından açıklanmıştır. 60+ yaş üstü Covid’den ölenlerin oranı %78,96’dır. Bunlar resmi rakamlardır, gerçek en az bunun iki katı kadardır.
Bu tek kutuplu küresel diktatörlüğe karşı Avrupa ve ABD’de çeşitli oluşumlar şekilleniyor. Ancak, bu oluşumlar güçlenecek mi, yoksa sönümlenecek mi göreceğiz. Bu yeni-sömürge paradigması küresel diktatörlük sonunda yıkılacak mı, yoksa tüm dünyaya egemen mi olacaktır ? Her koşulda Batı’nın bu düzeni dayatmak ve sürdürmek için her türlü kirli, barbar, ölümcül ve insanlık dışı yola başvuracağı açıktır. Batı’nın bu yağma, kara para aklama, yolsuzluk ve şantaj sistemini insanlarla dalga geçercesine sürdürmek dışında dünyaya sunacak iyi hiç bir şeyi yoktur.
Eğer savaş çıkacaksa bundan korkmayalım ve hazır olalım. Bu savaş insanlık onuru, dünya barışı, halkımız ve bu toprakları savunma uğruna verilecek bir savaştır. Gelecek kuşaklar için, çocuklarımız, torunlarımız ve onların torunları için bu savaşı gerekirse vereceğiz. Çocuklarımızın zihin ve ruhlarını dumura uğratmak için tasarlanmış bu köleliğe, bu sapkınlığa ve küresel soykırıma karşı çıkacağız, direneceğiz ve onları teşhir edeceğiz. İnsanlık adına seni suçlu buldum Medusa suratlı Batı ! Suçların asla affedilemeyecek kadar büyük ve korkunç.
Bugün Türkiye’yi, halkımızı, dilimizi, kültürümüzü, Atatürk Devrimlerini ve laikliği tarihten silmeye cüret edenler hem içimizde, hem de dışımızdalar. Geldiğimiz noktada konsolide olmuş ulusal bir topluma gereksinim var. Bu ulusal birlik ancak egemenlik, özgürlük, dayanışma ve adalet üzerine kurulabilir. Her ülke küreselci dayatmayı reddedip ulusal benliğine sahip çıkmak zorundadır.
Benim ve bir çok insanın ilke ve değerleri Hümanizm, insanın yüceltilmesi ve sevgidir. Bizim dönemimizde Galatasaray Lisesinde, değerli hocalarımız Pierre Dubois ve Tahir Alangu’dan, biz böyle bir eğitim aldık. Ama gözlemlediğim kadarıyla yeni mezunlar maalesef o seviyenin çok çok altında.
Yeryüzünü anavatanım gibi görüyorsam, bu bir Türk fakat aynı zamanda bir yeryüzü yurttaşı olarak yaşadığım, düşündüğüm, konuştuğum, eleştirdiğim, şiir yazdığım ve müzik yaptığım içindir. Bu, ailem, çevrem ve Galatasaray ocağından aldığım eğitimdendir. Yapay zekaya değil, insana, insandaki tinsel ve tanrısal güce inanıyorum. İnsanlığın tin ve teni benim tinim ve tenimdir, insanlığın yazgısı benim yazgımdır, acısı benim acımdır, öfkesi benim öfkemdir, isyanı benim isyanımdır, sevinci ve mutluğu da benim sevincim ve mutluluğumdur. Yaşasın insan !
(Foto: Facebook Yüksek Yargı Konseyi üyesi Tevekkül Karman)
“Facebook: Sanal İnternet Hapishanesi” başlıklı eleştirim yayınlandıktan hemen sonra Facebook Yüksek Yargı Konseyinden (Facebook Supreme Court Council) bir sürü uyarı ve tehdit mesajları geldi. Eski yıllarda paylaştığım bazı müzik videolarında telif hakları varmış ve bunlarla Facebook Topluluk Kurallarını İhlal etmişim. Hadi oradan. Daha önce niye izin verdiniz ve uyarmadınız o zaman. Şimdi mi aklınız başınıza geldi ?
Hem gerici, fanatik, dinci, şeriatçı, Atatürk ve Türkiye düşmanı, terörist hatta ırkçı örgütlerin paylaşımlarına izin vereceksiniz ondan sonra kalkıp kurallardan söz edeceksiniz. Hadi oradan. Benden rahatsızsanız hesabımı kapatırsınız. Ben sizin ikiyüzlülük ve çifte standartlarınızı her ortamda teşhir etmeye devam edeceğim.
Şimdi bakalım bu Yüksek Yargı Konseyinde kimler varmış. Şaka gibi ama 20 kişilik bu konseyde 1. Nobel ödüllü Yemenli gazeteci Tevekkül Karman · 2. Maina Kiai · 3. Evelyn Aswad · 4. Endy Bayuni · 5. Pamela Karlan · 6. Nighat Dad · 7. Emi Palmor · 8. John Samples gibi hukukçular, hakimler, aktivistler ve gazetecilerin yanı sıra eski Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt de bulunuyor.
Tevekkül Karman hakkında Müslüman Kardeşler’in Yemen kolu olduğuna dair ciddi iddialar var. El Islah Partisi’nin önde gelen bir üyesidir. Karman, farklı ülkelerde nefret ve tedirginlik yayan Müslüman Kardeşler’e sadakati ile biliniyor. AE haber kanalına göre Facebook Yüksek Yargı Konseyi üyesi Tevekkül Karman, Müslüman Kardeşlerin Yemen kolu olarak biliniyor. Katar’dan milyonlarca dolar aldı. Karman, 2015 yılında Yemen’deki meşru hükümete karşı Husi darbesini destekledi ve Yemenli Yahudilerinin İsrail’e nakledilmesi için Mossad’a destek verdi.
Facebook’un ne mal olduğunu gördünüz mü şimdi ? Başlarım sizin konseyinize. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz aslanım ? Devlet içinde devlet mi oldunuz ? Evrensel etik kuralları vardır. Bu kurallara uyup önce insan olmayı, insan haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne saygı göstermeyi öğrenin. Facebook’un bu kadar karanlık ilişkilerde olacağını doğrusu tahmin etmemiştim. Yazıklar olsun.
“CHP’nin geçmişte yarattığı derin yaralar vardır.Uzun süre bu yaraları yaratan o sistemi değiştirmekle uğraştım.Ben bu yaraların kapanması için helallik isteme,helalleşme yolculuğuna çıkıyorum.”Kemal Kılıçdaroğlu
Kılıçdaroğlu kaset kumpasıyla CHP’nin başında oturduktan sonra “biz Y-CHP olduk” dedi. Partideki Atatürkçüleri temizleyip, laikliği ve devrimleri çöpe attı, dincileri ve Kürtçüleri partiye doldurdu.
2009 belediye seçimlerinde İstanbul’dan aday oldu. Fakat kaybetti, AKP adayı Kadir Topbaş kazandı ve İBB Başkanı oldu.
2010 referandumunda kaydını İstanbul’dan Ankara’ya aldırmayı unuttuğundan oy kullanamadı.
Prof. Yılmaz Büyükerşen yerine “ Ekmek için Ekmelettin” sloganıyla İslamcı Ekmelettin’i aday gösterdi, seçmenle dalga geçercesine “tıpış tıpış gidip oy kullanacaksınız” dedi. Ekmelettin seçimi kaybetti.
Tek bir kişiye savaş yetkisi veren tezkerelere destek verdi.
“Ben Seyitim peygamber soyundan geliyorum” dedi
Hiç utanmadan “ben Dersimli Kemalim” dedi. Kürtçülerin ve terör örgütünün ağzıyla Tunceli’ye “Dersim” dedi.
Önüne gelenle helalleşti, helalleşme yolculuğuna çıktı
Hiç utanmadan “ben bozkurt Kemalim” dedi
Hiç utanmadan Saidi Nursi’yi sahiplendi, Nurcu gazetecilerle görüştü, türbanı gereksiz yere tekrar gündeme getirdi.
“Ben bir numaralı ülkücüyüm” dedi. ,
AKP’yi taklit etmeye çalıştı. Devrim, laiklik ve cumhuriyet ilkelerini referans alacağı yerde gerici ve dinci söylemleri kullandı.
ABD, Almanya ve İngiltere’ye gidip pişkin pişkin banker ve tefecilerden para dilendi. George Soros’un adamlarından Jeremy Rifkin’i kendisine baş danışman yaptı. ABD’de iken Nazilerin etkin olduğu Ukrayna’yı destekledi: Ukrayna’nın yanında olmalıyız dedi.
28 Nisan 2023te “Bugün Atatürk yaşasaydı Elon Musk’ın uzayı kolonize etmesine gönlü el vermezdi. Biz de onun vizyonu doğrultusunda, tam da bunu yapacağız. İktidara geldikten hemen sonra AHL’yi ‘Havacılık ve Uzay Çalışmaları Merkezi’ haline getireceğiz.” dedi.
2023 seçimlerinde ‘Kemalizm ırkçılıktır’ diyen Taraf gazetesi yazarı Yüksel Taşkın’ı İzmir’den,
AKP eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i Çankaya’dan aday gösterdi.
Kendisini eleştiren Yılmaz Özdil, Fatih Altaylı, Fatih Portakal, Selçuk Tepeli gibi dürüst yazar ve sunucuları işten attırdı. En son Nihat Genç’e 200 bin TL tazminat davası açtı.
AKP’yi ağır bozguna uğratmış ve kazanma olasılığı yüksek olan İmamoğlu veya Yavaş gibi kişilerin Cumhurbaşkanlığına ve parti genel başkanlığına aday olmasını engelledi ve hala onları Muharrem İnce’ye yaptığı gibi harcamakla uğraşıyor.
2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden büyük bozgunla çıkmış olmasına rağmen koltuğu bırakmıyor ve sonuna kadar direnmekte kararlı. Türkiye ve CHPli seçmen onun zerre kadar umurunda değil.
Hiç konuşmasa, ağzını açamasa, kıpırdamasa, hatta hiç siyasete girmemiş olsaydı AKP iktidarı kendiliğinden devrilip giderdi. Ama konuştukça AKP’ye sürekli can suyu sağlıyor ve seçmeni çileden çıkartıyor. E “böyle muhalefet dostlar başına” diye boşuna söylenmiyor.
Türkiye üzerine CHP ve Kılıçdaroğlu aracığıyla büyük bir oyun oynanıyor: Oyunu tezgahlayan Soros. Kılıçdaroğlu hem CHP, hem de Türkiye için “zararlı” bir kişidir. Onun CHPsi Atatürk devrimlerinden, Atatürk’ün gösterdiği yoldan, devrim ilkelerinden, laiklikten ve cumhuriyetten çoktan sapmış, dinci, Kürtçü ve siyasal İslamcı bir partiye dönüşmüştür. CHPli seçmen 2024 Mart ayındaki belediye seçimlerinde Kılıçdaroğlu ve partisini gerektiği şekilde mutlaka ve mutlaka cezalandırmalıdır.
Türkiye’de Sadece Türkiye değil, tüm dünya ülkelerinde devlet ve devletin kurumları halk ve birey karşısında salt bir sindirme ve baskı gücü olarak konuşlandı. Ortam suçlular, kanun kaçakları, yağmacılar, yolsuzluk yapanlar, mafyatik çeteler, terör örgütleri, uyuşturucu kartelleri, kara para aklayan bankalar, kalpazanlar, tarikatlar, aşiretler, kadın düşmanları, pedofiller için bir cennet oldu; yasalara, düzene uyan sıradan insanlar veya sessiz çoğunluk için cehennem haline dönüştü..
Suç işleyenler adil bir şekilde cezalandırılmadığı için günlük yaşam düzgün ve dürüst insanların hapishanesi ve karabasanı haline geldi. Yasa dışı işler yapanların sırtı sıvazlanıyor, güvenlik güçleri onları hoş görüyor, ancak aklı başında insanların yaşam alanı bilinçli olarak daraltılıyor, normal kendi halinde insanlar, ortalıkta kol gezen teröristler, şehir eşkiyaları ve suçlularla karşılaşmamak için adeta saklana saklana yaşamaya çalışıyor.
Toplumda gittikçe azgınlaşan saldırgan gruplar hükümetler tarafından destekleniyor: Halkı sindirmek ve ezmek için polis, jandarma ve askerden sonra dördüncü bir güç olarak kullanılıyor. İnsanların miras hakkı ve mülkiyet edinme hakkının engellenmesi içinçalışmalar yapılıyor. Artık başka milletleri sömüremedeiği için ülkeler kendi milletinin malına ve mülküne çökmenin ve insanı mülksüzleştirme plamnları yapıyor. Artık her şeyin sahibi küresel elit çete olacak, halkın mal, mülk, ev, otomobil, arsa, hatta bilisayar programı satın almeai bile engellenecek, bu gibi şeyleri sadece kiralayabilecektir.Milletin malına mülküne çBu dünyanın her yerinde böyle ve bu kasten bilerek yapılıyor ve Dünya Ekonomik Forumunda basına kapalı yapılan toplantılarda bunlar kararlaştırılıyor.
Yeni Dünya Düzeni işte bu: Çoktan kuruldu ve artık onun içinde yaşıyoruz. Bu sürecin başlamasıyla birlikte insanların benimsemiş oldukları ortak ve ulusal değerler buharlaşmaya başladı. En önemlisi, gelecek umudu ve yarının bugünden daha iyi olacağına dair olan umut ortadan kalktı. Yoksullaşan işçiler, emekliler, meslek sahipleri, memurlar ve esnaftan oluşan geleceği belirsiz büyük bir güvencesizler kitlesi oluştu. Oysa insanların yıllardan beri istedikleri şeyler aynı: İnsan hakları, demokratik haklar, parasız eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, eşitlik ve saygı görmek. Bunları sağlayamayan bir devletin yasalarına neden uysunlar ki?
Halk siyasal partilerin ve kendi elleriyle seçtiği yağlı ballı aylık alan milletvekillerinin toplumun en zengin kesimine hizmet ettiğini, ödediği vergilerle ekonomik çarkın salt varlıklı sınıfların lehine döndüğünü, her seçimden sonra olduğu gibi kendisine büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluğun kaldığını acıyla gördü.
Açıkça görünen çirkin gerçek şu ki gerek muhalefet partileri olsun, gerek iktidar olsun artık hiçbir şeyden korkmuyor, hiçbir şeyi umursamıyorlar. Bu dünyanın her yerinde böyle. Ne halkın direnişi, ne yasalar, ne protestolar, ne yüz kızartıcı durumlara düşmek, ne hapis, ne başka bir şey onları korkutmuyor. Zira Yeni Dünya Düzeninde hukuk, adalet, yasalar, tüm ekonomik, hukuksal ve siyasal yapı onların denetiminde ve onlardan yana. Onlar, tüm güçleriyle adeta yangından mal kaçırır gibi büyük bir hırsla ceplerini doldurmaya ve pastadan en büyük payı almaya utanmadan devam ediyorlar. Ekonominin tüm yükünü taşıyan, ağır vergiler altında nefes alamayan halka, emekçilere ve emeklilere sadece kemirecek bir iki kemik parçası kalıyor.
İnsanlar geleceğin daha iyi olacağına dair umudunu kaybetmiştir. Demokrasiye inancı kalmamıştır. 21. yüzyılın hastalığı budur. Bunun çok acı sonuçları olmakta ve olacaktır. İşte tüm bu nedenlerden dolayı insanlık düşmanı küresel elit azınlık, oligarklar ve tüm siyasal partileri nefret ve tiksintiyle lanetliyorum. Onlar insanlığı yok etmeden, insanlığın onları yok etmesi gerekmektedir. Artık uzlaşma ve barış yok.
“İnsan denen “kozmik yaşam formu” kadar doğaya ve çevreye saygısız başka bir tür yok. Bütün diğer canlılar doğa ile uyum içinde yaşıyorlar. İnsan bu dünyanın gerçek şeytanı haline dönüşmüştür. İçindeki kötülük geni ve zaptedilmesi imkânsız egosuyla bizzat kendi gelecek nesillerine bile saygısız bir konuma ulaşmış durumdadır.”
Bu yukarıda söylem günümüzde her ortamda sıkça paylaşılıyor, insan ve insanlar sürekli aşağılanıyor ve suçlanıyorlar. Homo Sapiens adlı eserinde Yuval Noah Harari insanı savaşçı, kan dökücü, çevre ve doğayı tahrip eden “kötü” ve zararlı bir “tür” olarak tanımlıyor.
Günümüzde insanı suçlamak adeta moda oldu. Siyasetçiler, liderler, din adamları, işverenler, sanatçılar, aydınlar, akademisyenler, muhalefet, iktidar hep birlikte insanı suçluyor ve aşağılıyorlar. İktidarın yanı sıra, başta CHP olmak üzere muhalefet partileri de insanları sürü olmak, makarna ve çaya satılmakla suçlamadı mı ? Ve hala benzer şekilde suçlamaya devam etmiyorlar mı ? İyi de eğer bir paket makarnaya bile muhtaç ise, o insan ne yapsın ?
CHP Akbelen’de ağzının payını aldı. Bu daha başlangıç. Yuhalandılar, kovuldular ve rezil oldular. Peki geri adım atacaklar mı ? Asla ! O dolgun maaşlar, onca şatafat, onca izzet, ikbal, itibar, korumalar, zırhlı araçlar terk edilir mi ?
Halk, insanlar, ücretliler, emekçiler ve emekliler kimsenin umurunda değil. Bu kadar baskı altında ezilip de yoldan çıkmayan ulus var mıdır ? Almanlar Hitler, İtalyanlar Mussolinin arkasından koştu. İtalya’da şu an faşistler iktidarda. Aydınlar, düşünürler, akademisyenler, hukuk ve medya baskı altına alınınca ve insan faktörü aşağılanınca insan sahipsiz ortada kalır. İnsanlar kendilerinin değersiz varlıklar olduğuna inanmaya başlar. Değersiz varlıkların hayatları ve yaşamları da değersizdir. En ufak bir sorun çıktığında birbirlerini öldürürler. Öldüklerinde kimse göz yaşı dökmez, kimsenin haberi bile olmaz. Oysa zenginler öldü mü yer yerinden oynar.
Tüm diktatörler sıradan insanı aşağılamıştır. Kilise de bunu yapmıştır. Kilise’nin gözünde günah içinde doğmuş insan yaşamaya layık bir varlık değildir, günah da genetik kodla babadan oğula geçer ve kuşaklar boyunca sürer: O nedenle insan ölüme ve yok edilmeye müstahaktır. Kurtuluş ancak Kilise’ye boyun eğmekle gerçekleşir.
Yaşam mücadelesi veren, enflasyon ve ağır vergiler altında ezilip sonra vergi affını bir lütuf gibi sunan yönetimlere oy verenleri suçlamak mantığa aykırı bir durum. Ezilen bir halk hiçbir zaman siyasal otoriteye meydan okuyamaz. Okursa bunun bedelini en ağır şekilde hayatıyla öder. Gezi olayında aynen böyle oldu. Gezi olayları 10 ölü, 60 ağır yaralı ile sona erdi. Toplam yaralı sayısı 7832. Bunlar resmi rakamlar. Hapse girenler, tutuklananlar, hayatları sönenler gırla. 2023 seçimlerinden sonra bir avuç kişi hariç başta muhalefet olmak üzere herkes Sarayın yalakası oldu.
İnsanı suçlamakla ve aşağılamakla bir çözüme ulaşamayız. Tam tersi bir de bakarız ki farkına varmadan insanlık düşmanlarının, küresel elitlerin, ultra-kapitalistlerin, savaş baronları, oligarklar ve uyuşturucu kartellerinin safında yer almışız.
İnsan toprak gibidir: Ne ekersen onu geliştirir, büyütür. Kötü tohum ekersen, kötü tohum çıkar, pislik ekersen tinsel lağımlar patlar. İnsanı suçlamak toprağı suçlamak gibidir. Oysa, asıl suçlular küresel elit azınlık, ultra-kapitalistler, oligarklar, çeteler ve baştaki fotoğraftaki onların siyasal temsilcileridir; perde arkasında gizlenip insanları suçlayan ve onları değersiz, yok edilmeye müstahak bir “tür” olarak gösterenlerdir. O ikiyüzlüleri, o insanlık düşmanlarını, o ruh hastalarını eleştirmek, açığa çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Savaşımız onlara ve onların yandaşlarına karşıdır.
French riot police clash with protesters during a demonstration in Bordeaux on Tuesday as the French government pushed ahead with a controversial labor bill. The legislation has sparked two months of street protests.
Bir zamanların “insan hakları ülkesi” Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri insan hakları, özgürlükler, toplumsal kalkınma, sosyal refah devleti gibi ilkeleri çoktan unuttular ve bıraktılar. Devlet ve devletin kurumları toplum ve birey karşısında salt bir sindirme ve baskı gücü olarak konuşlandı.
Ultra-teknolojik gelişme ve insansı robotların devreye girmesi sanayi ve üretimin yapısını ve insana bakışı temelden değiştirdi. Emeklilik yaşını düşürme, zenginlerden daha çok vergi alma gibi girişimlerin hepsi çuvalladı. Varlıklı sınıf ile diğer sınıflar arasındaki uçurum daha da derinleşti. Dünyanın kaynakları, Medya, haberleşme ve iletişim elit bir azınlığın denetimine girdi, ülkeler ticari şirketlere dönüştü, insan değersizleştirildi. İnsan, barışı ve çevreyi tehdit eden tehlikeli ve yok edilmesi elzem bir “tür” olarak tanımlandı. İnsan hakları çöpe atıldı, sendikalar sermayenin hizmetine girdi, sol partiler zayıflarken ırkçı ve aşırı sağ faşist partiler hızla güçlendi, bir çok ülkede iktidar oldular, apartheid rejimlere yeşil ışık yakıldı.
Barış, çevre ve insanlığı tehdit edenin “insan” değil, ancak küresel elitler, oligarklar, ultra-kapitalistler, savaş baronları ve uyuşturucu kartelleri olduğu ve bunların dayanışma içinde olduğu gözden kaçırıldı.
Hitler ve Mussolini’nin hayaletleri Avrupa’da kol gezerken Temmuz 2023’te Fransız polisi hedef gözeterek ırkçı bir cinayet işledi. Silahsız bir genç aracında kasten başından vuruldu. Bu ırkçı cinayet büyük bir tepkiye yol açtı. Protesto için sokağa dökülen kalabalıklar araçları, binaları, mağazaları yağmaladılar, ateşe verdiler. Yıllardır sürekli dışlanan, aşağılanan, ikinci sınıf yurttaş muamelesi gören Avrupa kökenli olmayan etnik grupların (Cezayirliler, Tunuslular, Faslılar, Afrikalılar, Asyalılar, Ortadoğulular, sığınmacılar, mülteciler) birikmiş öfkesi sonunda patladı.
Neredeyse her gün bir mülteci teknesinin çeşitli bahanelerle kasten batırılışını izleyen bu insanlar gelecek günlerin kendileri için daha iyi olacağına dair umutlarını çoktan yitirmiş durumdalar. Vatansız, kimsesiz ve sahipsiz kaldılar. İşte işin en korkunç yanı budur: İnsanların umudunu yitirmesi.
Düğmeye bir kere basıldı: Bu bir başlangıç ve arkası gelecektir. Fransız polisince yapılan bu ırkçı cinayetin ABD polisince Siyahlara yapılan ırkçı cinayetlerden hiç bir farkı olmadığı gerçeğine herkes inanmış durumda. Sadece etnik gruplar değil, yoksullaşan işçiler, emekliler, meslek sahipleri, memurlar ve esnaftan oluşan geleceği belirsiz büyük bir güvencesizler kitlesi de bu inançta ve çaresizlik içinde sağa sola yalpalayıp duruyorlar. Toplumun bu en alt, en ezilen kesimi büyük bir öfke içinde. Sarı Yelekliler gibi onların da istekleri aynı: insan hakları, demokratik haklar, parasız eğitim, sağlık, güvenlik, eşitlik ve saygı görmek. Bunları sağlayamayan bir devletin yasalarına neden uysunlar ki?
Küreselcilerin dünya ekonomisine egemen olmasıyla birlikte insanların benimsemiş oldukları ortak değerler, onları bir arada tutan etik ilkeler, ulusal değerler buharlaşmaya başladı. En önemlisi, gelecek umudu, ilerleme duygusu ve yarının maddi ve manevi olarak bugünden daha iyi olacağına dair olan inanç ortadan kalktı. Millet siyasal partilerin ve kendi elleriyle seçtikleri yağlı ballı aylık alan milletvekillerinin toplumun en zengin kesimine hizmet etmek ve onların çıkarlarını korumak olduğunu, ödedikleri vergilerle ekonomik çarkın salt varlıklı sınıfların lehine döndüğünü, kendilerine sadece bir iki kemik parçası kaldığını fark etmeye, vaatlerle dolu her seçimden sonra her zaman olduğu gibi geriye büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluğun kaldığını ve kalacağını acıyla görmeye başladılar, gördüler. İşte: Hayatlarının sonuna gelmişlerdi, ama onlar için ve çocukları için bir gelecek yoktu.
Bu uyanış süreci başka ayaklanmaları ya da bu ayaklanmalar başka uyanış süreçlerini tetikleyebilir mi? Haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluğa karşı yapılan bu tür ayaklanmalar daha bilinçli ve örgütlü eylemlerin, yeni siyasal oluşumların öncülü olabilir mi ? Bunlar iktidarların geri adım atmasına ve ezilen sınıfların koşullarının iyileştirilmesine yol açabilecek midir ? Asla ! İktidarlar daha beter, daha acımasızca, daha sinsi taktiklerle hatta gerektiğinde diğer ülkelerden de askeri yardım alarak insanların adalet ve demokrasi için başlattıkları protesto ve başkaldırıları ezmek için hazırlıklıdırlar.
Zira dünyanın her yerinde görüyoruz ki gerek muhalefet gerek iktidar olanlar, devleti yönetenler artık hiçbir şeyden korkmuyor, hiçbir şeyi umursamıyor. İnsanların güvenlik güçlerince hedef gözetilerek katledilmesi onların zerre kadar umurlarında değil. Ne halk, ne yasalar, ne protestolar, ne askeri darbe, ne yüz kızartıcı durumlara düşmek, ne hapis, ne başka bir şey onları korkutmuyor. Zira hukuk, adalet, yasalar, tüm ekonomik, hukuksal ve siyasal yapı onların denetiminde ve onlardan yana. Onlar, tüm güçleriyle adeta yangından mal kaçırır gibi büyük bir hırsla ceplerini doldurmaya devam ediyorlar ve edecekler. Onların gündeminde aya turistik seyahatler düzenlemek, yapay zekalı insansı robotları sanayi, üretim ve iş hayatında kullanarak personel giderlerini minimize etmek gibi konular var.
İnsanlık geleceğin daha iyi olacağına dair umudunu kaybetmiştir. 21. yüzyılın hastalığı budur. Bunun çok acı sonuçları olmakta ve olacaktır. Küresel elit azınlık ve oligarklar insanlığı yok etmeden, insanlığın onları yok etmek için ivedilikle harekete geçmesi gerektiği kanısındayım. Ama bu nasıl olacak bilemiyorum. Yarın çok geç olabilir.
masaları yumruklayarak bu iş olmaz. Bu asabiyetle %44 aldığın oyu da yitireceksin. Masaya elini vuracağına, kafanı duvarlara vur.
Hala “vallahi de billahi de burdayım” diyerek hala dinsel referansları kullanıyorsun be hey şaşkın adam.
Hala “dik duracağım” diye tweet atıyorsun. Yahu birader bırak bu AKP ağızlarını. Dik dursan ne yazar, millet moral bozukluğu içinde yere serilmiş. Sana oy veren kitle tepeden tırnağa depresyon içinde. Bizi ruh hastası yaptın be adam. Bu millete ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşattığının farkında mısın ? Ne kadar büyük bir acı yaşadılar biliyor musun ? Millet siyasetten tiksindi.
Ben de üzüldüm ama senin bu işi beceremeyeceğini zaten biliyordum. 10 senedir her ortamda sürekli seni ve senin Y-CHP’ni eleştiriyorum. Arkadaşları uyardım. Ama bir iki kişi dışında beni dinleyen olmadı.
“Kazanacak aday” diye ısrar eden Meral Akşener’i neden dinlemedin ? Neden İmamoğlu veya Yavaş’ın aday olmasına izin vermedin ? Neden onları engelledin ? Bu hırs ne ? Bu ihtiras ne ? Neden onları da seçim gecesi yanlış açıklamalar yapmaya zorlayarak yalancı durumuna düşmelerine yol açtın? Neden onları da kendine benzettin ? Şimdi onlar da senin gibi Tıpışçı oldular.
Hala görmüyor musun ?
Yine kaybettin. Evet ilk turu kaybettin. Ne oldu ilk turu %60la alacağım derken % 44 te kaldın? Ne oldu büyük olaylar olacak, sakın sokağa çıkmayın diyerek milleti korkuttun ? Hepsi fasarya çıktı.
Dinci söylemlerle, helalleşme yolculuklarıyla, Saidi Nursi ve türbana sahip çıkmakla, “Seyitim, peygamber soyundan geliyorum, Aleviyim” diyerek dindar kesimden oy devşiremezsin.
“Ben Kemal geliyorum” diyerek eski filmlerin dandik replikleriyle de kazanamazsın.
Amerika, İngiltere ve Almanyalara gidip destek isteyerek, George Soros’un adamını Baş Danışman yaparak, Amerikanvari video konferanslar düzenleyerek de bu milletin gözünü boyayamazsın.
Millet bunları yutmaz.
Bak şu gerçeği gör: Millet sırf AKP’den kurtulmak istediği için sana oy verdi. Senin yerine bir bez bebek ya da tahtadan kukla koysalar ona da oy verirlerdi.
Nasıl olsa ikinci turda da kazanamayacaksın. Onun için onurlu davran. Masaları yumruklayıp huysuz bir ihtiyar gibi tepişeceğine CHP’nin fabrika ayarlarına döneceğinden söz et. Yani öncelikle kendi parti tarihini içselleştirmen gerekiyor. Hata yaptığını kabul et. Atatürk, laiklik ve devrimlerden söz et. Kürtçülüğü reddet. Ulus devlete ve Altı Ok’a sahip çık. Daha 12 günün var.
Biz senin kabızlığın ve CHP’nin beceriksiz siyaseti yüzünden AKP’ye 5 sene daha katlanmak zorunda mıyız ?
İlk turda paçayı kıl payı kurtardın. %60 ile ilk turda kazanıyorum derken % 44.9da kaldın. Rakibin olan kişi %49,5 oy aldı.
Ama ikinci turda hiç şansın yok. Mecliste zaten çoğunluk AKP-MHP blokunda. O nedenle;
hayatında bir kere dürüst olup bugüne kadar yapmış olduğun akıldışı eylem ve söylemlerinde çok hatalı olduğunu ve çok pişman olduğunu;
George Soros’tan talimat alarak hareket ettiğini;
Kaset kumpasıyla CHP’nin başına oturduğunu, yine benzer bir kumpasla Muharrem İnce’yi ikinci kez harcadığını, buna rağmen ilk turda başarısız olduğunu ve yine kaybettiğini;
TV kamereaları önünde içtenlikle itiraf et ve kabul et.
BAĞIŞLANMA DİLEMEN GEREKEN KONULAR
Bu millete
Ekmelettin’e tıpış tıpış gidip oy vereceksin
dediğin için;
Ben Dersimli Kemalim;
Ben Seyitim peygamber soyundan geliyorum;
Bir numaralı ülkücü benim;
Ben Bozkurt Kemalim;
Sevgili evlatlarım ben Aleviyim;
Bugün Atatürk yaşasaydı, (…) Elon Musk’ın kendi başına uzayı kolonize etmesine gönlü el vermezdi. İktidara geldikten hemen sonra Atatürk Havalimanı’nı, ‘Havacılık ve Uzay Çalışmaları Merkezi’ haline getireceğiz;
dediğin için Yüce Türk Milleti’nden bağışlanma dileyeceksin.
SÖZ VERMEN GEREKEN DİĞER KONULAR
Atatürk’e, Atatürk ilkelerine, devrimlere ve en önemlisi laikliğe ihanet ettiğini itiraf edeceksin,
laiklik ve devrimleri sonuna kadar savunacağına;
George Soros’un talimatıyla hareket etmeyeceğine, Jeremy Rifkin gibilerini danışman yapmayacağına;
Helalleşme gibi dinci söylemleri ve İslamcı ağızları bırakacağına;
Saidi Nursi ve gerici tarikatları desteklemeyeceğine;
CHP’deki Kürtçüleri tasfiye edeceğine;
Kıbrıs’ta geri adım atmayacağına ve Kuzey Kıbrıs Türk Devletinin haklarını savunacağına;
Kürtçülüğe, federasyona, ayrı bir etnik ve ırkçı devletin Türk Topraklarında kurulmasına asla izin vermeyeceğine;
Anayasasının ilk dört maddesinin asla değiştirilemeyeceğine;
ABD ve AB veya başka hiçbir devlete yalakalık yapmayacağına
namusun ve şerefin üzerine Yüce Türk Milleti’ne söz vereceksin.
İmdi, 28 Mayıs 2023 ikinci tura kadar 12 günün var. Masalara yumruk atarak tepişeceğine kafanı duvara vur belki daha iyi çalışır. Bu süre içinde tüm bunları yaparsan belki Yüce Gök bu millete acır da senin için hiç olmadık bir tansık yapar. Yoksa yine eski tas eski hamam söylemlerine dönersen işin bitik. Böylece siyasal kariyerin de büyük bir başarısızlıkla sona ermiş olacak. O nedenle en azından bu dediklerimi yaparsan tarihte belki saygın bir isim olarak yer alabilirsin.
ATATÜRK HAVALİMANI UZAY MERKEZİ OLUYOR, UZAYA GİDİYORUZ !
Artık eller aya, biz yaya devri sona erdi. Yeni bir çağ başlıyor: Eller aya, biz uzaya ! İstikbal göklerde değil, uzaydadır ! Bu haber uzaylılar arasında bile büyük bir heyecan yarattı. Yıldızlar Arası Gezegenler Eş Başkanları Darth Vader ve Obi Wan Kenobi bu çılgın projeyi sonuna kadar desteklediklerini açıkladı.
Kılıçdaroğlu, 28 Nisan 2023te Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Amerikan Sierra Nevada Şirketi’nin katkısı ile AHL’yi uzay merkezi yapacağını söyledi. Konuşmasının devamında Atatürk Havalimanı hakkındaki projelerinden bahseden Kılıçdaroğlu
“Bugün Atatürk yaşasaydı (…) Elon Musk’ın kendi başına uzayı kolonize etmesine gönlü el vermezdi. Biz de onun vizyonu doğrultusunda, tam da bunu yapacağız. İktidara geldikten hemen sonra Atatürk Havalimanı’nı, ‘Havacılık ve Uzay Çalışmaları Merkezi’ haline getireceğiz.” dedi.
Bu da Kılıçdaroğlu’nun çılgın projesi olsa gerek. İmdi bu eğlenci girişten sonra daha ciddi ve trajik konulara geçelim:
CHP’NİN KARŞI DEVRİMCİ KRONOLOJİSİ
Kılıçdaroğlu kaset kumpası ve George Soros’un desteğiyle CHP’nin başında oturduktan sonra “biz yeni CHP olduk” dedi. Partideki Atatürkçüleri temizleyip, laikliği ve devrimleri çöpe attılar, dincileri ve Kürtçüleri partiye doldurdular.
Kılıçdaroğlu 2009 belediye seçimlerinde İstanbul’dan aday oldu. Fakat kazanamadı, AKP adayı Kadir Topbaş kazandı ve İBB Başkanı oldu.
2010 referandumunda ise kaydını İstanbul’dan Ankara’ya aldırmayı unuttuğundan oy bile kullanamadı.
Kılıçdaroğlu, Prof. Yılmaz Büyükerşen yerine “ Ekmek için Ekmelettin” sloganıyla İslamcı Ekmelettin’i aday gösterdi, “tıpış tıpış oy kullanacaksınız” dedi. Ekmelettin seçimi kaybetti.
“Ben Seyitim peygamber soyundan geliyorum” dedi
Ankara’dan İstanbul’a yürüdü olmadı
Hiç utanmadan “ben Dersimli Kemalim” dedi
Önüne gelenle helalleşti, helalleşme yolculuğuna çıktı
Hiç utanmadan “ben bozkurt Kemalim” dedi
Hiç utanmadan Saidi Nursi’yi sahiplendi, Nurcu gazetecilerle görüştü, türbana sahip çıktı, “Ben bir numaralı ülkücüyüm” dedi. Şimdi Yeni Asya gazetesi ve Nurcular CHPyi destekliyor.
Kılıçdaroğlu 2 Mayıs günü uzaya gidileceğini ve AHL’nin Amerika’nın yardımıyla uzay merkezi olacağını söyledi.
KÜRTÇÜLÜK SORUNU
Kılıçdaroğlu’nun 11 Mart 2023 günü Diyarbakır’da basına kapalı yaptığı toplantıda Kürt sorununun çözümü, Kürtçe eğitim gibi konular konuşuldu. O saatlerde HDP Millet ittifakına desteğini Nevruz Deklarasyonu’nu açıklayarak Kürtlere özgürlük verilmesini talep etti:
“Buradan çıkaracağımız güçlü iradeyi Türkiye’nin tamamına, en başta da Kürt halkının özgürlük ve demokrasi kapılarını sonuna kadar açacağının farkındayız. Buradaki idareyi ve ortak mücadeleyi en geniş demokrasi ittifakı çerçevesinde yürütmek HDP’nin temel politikasıdır. Kürtlere özgürlük bütün Türkiye’ye demokrasi vadeden tek yoldur.”
KILIÇDAROĞLU’NUN AMERİKALI DANIŞMANI
Kılıçdaroğlu’nun yeni danışmanı Jeremy Rifkin ekonomist falan değil. Amerikalı bir deneme yazarı, ekonomik ve toplumsal konularda öngörü uzmanı, fütürist, ya da postmodern kahin. Wharton İşletme Yüksek Okulu’ndan ekonomi alanında sadece lisans derecesi var. Yani “tüccar terzi” gibi bir şey. İmdi, yüksek lisans ve en azından doktora tezi verilmeden öyle tayyareden ekonomist olunmaz. Türkiye’de bir sürü değerli ekonomist, iktisatçı varken futbolcu ithal eder gibi Amerika’dan danışman ithal etmenin mantığı ne ?
77 ADAY SEÇİLDİKTEN SONRA CHP’DEN İSTİFA EDEREK AKP’YE GEÇEBİLİR
Kılıçdaroğlu CHPli olmayan 77 kişiyi milletvekili adayı gösterdi. Bunların içinde Fetöcüler, eski AKPliler, şeriatçılar, tarikatçılar, Atatürk düşmanları herkes var. 20 sene Erdoğanla beraber olan Davutoğlu ve Babacan’ın CB yardımcısı olacak . Bunlar seçilirse hepsi beleşten zamlı milletvekili maaşlarına konacaklar, sefa sürecek, dokunulmazlık kazanacaklar ve hiçbirinden hesap sorulamayacak.
Özelleştirmeler yapılırken Babacan Ekonomi Bakanı, Suriyeliler Türkiye’ye gelirken Davutoğlu Başbakandı. CHP Balıkesir listesinde 3’üncü sırada Babacan’ın adamı var.
İzmir’de ‘Kemalizm ırkçılıktır’ diyen Taraf gazetesi yazarı Yüksel Taşkın aday.
AKP Adalet Bakanı Sadullah Ergin CHP Çankaya Listesinden aday. Bu adam Silivri de generalleri yargılamadı mı, yargıyı FETÖ’ye teslim etmedi mi ?
Türkiye üzerine CHP ve Kılıçdaroğlu aracığıyla ile büyük bir oyun oynanıyor: Oyunu tezgahlayan George Soros. Bu 77 aday seçildikten sonra milletvekili maaşlarını cebe indirip CHP’den istifa ederek AKP’ye geçebilir. Türk halkı bu bataklıktan nasıl kurtulacak doğrusu merak ediyorum. Gelecek kapkaranlık.
The leaders of the G20 Summit gather around the meeting table for the first plenary session of the summit in the Pittsburgh Convention Center in Pittsburgh, Pennsylvania, September 25, 2009. REUTERS/Jim Bourg (UNITED STATES POLITICS BUSINESS IMAGES OF THE DAY)
Have as many meetings as you want,
Take as many decisions as you want,
Make as many dirty plans as you want.
No matter what the hell you do
In order to protect our freedom,
The future of our children and
The Humanity, and
To build a better world without you,
We will never obey you,
We will never forgive and tolerate you,
We will never compromise with you,
We will never accept even your best, most peaceful seeming proposals hiding absolutely an evil trick or a toxic harm in them.
We will resist, challenge and fight you, and
We will never allow you to rule this world as per your own request,
Ayten Alpman’ın “Memleketim” şarkısının özgün versiyonu aslında “Haham Elimelek” adlı eski bir Yidiş halk ezgisidir.
Ezgi şarkı söyleyip, dans eden, likör, şarap içen ve iyice kafayı bulduktan sonra çevreye ayıp el işaretleri yapan Haham Elimelek ve Haham Naftali ile onların müzisyenlerinin yaptıkları şamatayı hicveder.
Bu folklorik ezginin özgün Yidişçesini ilk kez bir Musevi arkadaşım 1974 Ağustosunda (Kıbrıs Çıkartması yapıldığı yıl) gitarla bana çalmıştı.
Tabi ben de şallak mallak olmuştum. 😃
Türkçe sözleri aşağıda veriyorum:
HAHAM ELİMELEK
Haham Elimelek
Çok mutlu olmuştu
Elimelek çok mutlu olmuştu,
Kollarındaki Tefilini (dua şeritleri) çıkardı
Ve gözlüğünü taktı
Ve iki kemancının peşinden sıvıştı.
Ve keman çalan kemancılar
Keman çalmıştı,
Keman çalıyorlardı gıy gıy
Ve sonra haham Elimelek
Biraz daha mutlu olmuştu
Elimelek biraz daha mutlu olmuştu,
Havdalah töreni (Şabatı sonlandırmak) yaptı
Haham Naftali’nin yardımıyla
Ve iki davulcunun ardından sıvıştı.
Ve davul çalan davulcular
Davul çalmıştı
Davul çalmışlardı, ha bire çalmışlardı. (x2)
Ve sonra haham Elimelek
Acayip mutlu olmuştu
Acayip mutlu olmuştu Elimelek,
Kittel’ini (haham kıyafeti) çıkardı
Ve şapkasının içine koydu
Ve iki zilcinin ardından sıvıştı.
Ve zil çalan zilciler
Zil sesiyle zil çalmıştı
Zil sesiyle zil çalmışlardı, öyle de yapmışlardı. (x2)
Ve sonra haham Elimelek
Tamamen mutlu olmuştu
Tamamen mutlu olmuştu Elimelek,
Müthiş bir şekilde esnedi
Ve “başka bir şeye gerek yok!” dedi.
Ve müzik grubunu eve gönderdi.
Haham Eli Melek’in sarhoş müzisyenleri
Yoksulluğa elleriyle baş işareti yaptılar
Mutlu grup tavana sıçrayıp ıvır zıvır alış verişi yaptı.
Keman çalan davulcu
Zil çalarak çalmıştı
Ve kendisine likörle karışık şarap boca etti
Coşkulu müzisyenler
Kollarının altında şişelerle
Ertesi güne kadar büyük bir şamata yaptılar.
İmdi “Bir Başkadır Benim Memleketim” dedikten sonra çuvaldızı kendimize, iğneyi de kendimize batıracağız. Aklımızla ve duygularımızla alay edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu halkı bir İsveç halk şarkısı olan “Dağ Başını Duman Almış” ve “Memleketim” gibi çalıntı şarkı ve marşlarla hatta ninniler ve izci marşlarıyla yetiştirdiler ve kafaya aldılar.
Hadi Cumhuriyetin ilk yıllarında doğru dürüst ulusal besteci yoktu diyelim peki sonrakiler ne ? Başka milletlere ait komik ve müstehcen şarkıları ulusal müzik diye millete yutturan kafa ile “En Vélo” gibi üç küçük kıza tecavüzü anlatan müstehcen ve pedofil bir şarkıyı “Galatasaray marşı” diye geleneksel GS pilavında mezunlara dayatan kafa arasında bir fark yoktur: Yavşak, beleşçi, yılışık, arakçı ve arlanmaz. İnsanda bir damla onur olur be !
İktidar olsun muhalefet olsun bu halkın aklı ve duygularıyla çok alay edildi. Ve bu hala hem de artarak sürüyor. Seçim günü yaklaştıkça çevremiz uçan balonlarla doldu.
Beleşçilik, kolaya kaçma, arakçılık, taklitçilik, adamsendecilik, vurdumduymazlık, lapacılık, avanta, lavanta, “benim memurum işini bilir, çalıyor ama çalışıyor” söylemleri bu milletin yeni aktöre anlayışı mı oldu ?
Buna artık bir son vermenin zamanı geldi geçiyor. Bu seçim belki de son bir fırsat olabilir. O nedenle tıpış tıpış oy vermeye gitmeden önce iyice düşünün: Bu ülke bu hale nasıl geldi, bunu kimler yaptı, kim izin verdi, kim görmezden geldi ve kim göz yumdu ?
The leaders of the G20 Summit gather around the meeting table for the first plenary session of the summit in the Pittsburgh Convention Center in Pittsburgh, Pennsylvania, September 25, 2009. REUTERS/Jim Bourg (UNITED STATES POLITICS BUSINESS IMAGES OF THE DAY)
Yeni Dünya Düzenine karşı 15 Postüla (*)
Küresel elitler, ultra kapitalistler, öjenistler, ırkçılar, faşistler, Neo-Naziler, hanedanlıklar, kolonyalist Avrupa krallıkları, teröristler, cihatçılar, uyuşturucu kartelleri, mafyatik yapılar, organ mafyaları ve benzerleri hepsi bu düzenin çıkartıları ve hepsi aynı taraftadır; hepsi birbirini kollar, hepsi halk düşmanı ve insanlık düşmanıdır. Hepsi şimdiki Yeni Dünya Düzeninden hoşnutturlar.
Zira Yeni Dünya Düzencileri ve küresel elitler “insanlığı kurtarmak için insanı kurban etmeyi bilmek gerekir” diyecek kadar kendilerini kaybetmiş ve azıtmışlardır. Onların insanlıktan kastettiği sadece kendileri gibi olan insanlardır. Yani Yeni Dünya Düzenini pekiştirmek için insanlığı feda etmeye hazırlar. Bunun ilk örneğini 9/11 saldırısında gördük. Petrol bölgelerine çökmek ve Ortadoğu’ya yerleşmek için ABD derin devletince organize edilen 9/11 terör saldırısıyla Amerikan halkını feda ettiler. İçlerinde kadın ve çocukların da bulunduğu 2977 kişi öldü.
Yeni Dünya Düzeni (YDD) nin buzdağı üstündeki görünür kurumları NATO, Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Nüfus Konseyi (The Population Council), Bilderberg, Chatham House, Trilateral Komisyon, CFR, LGBT gibi örgütler ile masonik yapılanmalardır.
YDD kurumları ve örgütlerinin söylem ve eylemleri insanlık için iyi ve olumlu gibi görünse de onların altında mutlaka bir çapanoğlu, kötü bir amaç, kötü bir çıkar, karanlık ve her çeşit pislik vardır. O nedenle onlardan gelen her türlü öneri kuşku ve çekinceyle karşılanmalı, ne kadar güzel ve iyi görünürse görünsün prensip olarak kabul edilmemelidir.
Ana akım medya, dünya medyası, internet, sosyal medya, gazeteler, TVler büyük ölçüde YDD’nin kontrolundadır.
YDD’nin ana hedefi salgın hastalıklar, savaşlar ve sözde uzaylılar tarafından yapılacak yapay saldırılarla insanlığa karşı soykırım yaparak —Yuval Noah Harari’nin deyimiyle — “doğa ve çevreye zararlı ve savaşçı bir tür olan Homo Sapiens” i büyük çapta yok etmek, dünya nüfusunu %80 oranında azaltmaktır. Oysa doğa ve çevreye zararlı olan “tür” İnsan değildir; İnsan her şeyden önce kasaplık hayvan gibi aşağılanarak bir “tür” olarak tanımlanamaz. Bu İnsana ve Hümanizme saygısızlıktır. İnsan evrendeki en değerli ve en yüce varlıktır. Doğaya zararlı olan ve savaşları çıkartanlar “İnsan” değil azgın ultra kapitalistler ve küresel elit güruhtur.
Bu küresel çete Ebola, AIDS, SARS, Covid 19 gibi laboratuvarda ürettikleri virüsleri kullanarak biyolojik savaş, iklim silahları, iklim değişikliği veya HAARP gibi depremleri tetikleyebilen değişik kitle imha silahlarıyla insanları yok etmeye başlamışlardır.
Hedefleri hem küresel soykırımlarla nüfusu azaltmak, hem de, bu kaos ve panik ortamında insanlar can derdine düşmüşken, fırsattan istifade malı götürmek, her türlü hırsızlık, yolsuzluk, yağma, kara para aklama ve uyuşturucu ticaretini tam gaz sürdürmek, madde kullanımını yasalaştırmaktır.
Demokrasi, insan hakları, emeklilik ve insanca yaşama hakkı, düşünce, eleştiri ve ifade özgürlüğü, bireysel özgürlük, bireysel mülkiyet büyük tehdit altındandır. Küresel düzenin aç gözlü domuzları eski sömürge çağının özlemi içindedirler. Sömürgecilere boyun eğenlerin köleden farkı yoktu. Mal, mülk edinme hakları yoktu. Boğaz tokluğuna çalışıyorlardı… Eskinin sömürgecileri şimdilerde barışsever ve insancıl pozlar takınarak sıradan insanın, çalışanın, emekçinin, emeklinin bin bir zorlukla elde ettiği malına, mülküne, aracına, evine, eşyasına, mirasına çökme hazırlığı içindedir. Ve bunu “reform” adı altında millete zorla yutturmaya çabalıyorlar. İstiyorlar ki kendilerinden başka hiç kimse hiçbir şeyin sahibi olmasın. Onların hayalindeki düzende insanlar kendilerine ait olmayan evlerde oturacak, yaşamları boyunca kira ödeyecek, çocuklarına bir çöp bile miras bırakamayacaklardır.
Google, Facebook, Twitter ve benzeri teknoloji devleri YDD’nin av ve bekçi köpekleridir. Twitter bekçi köpeği olduğunu göstermek ister gibi 1 Nisan 2023ten itibaren “kuş” yerine “köpek” logosu kullanmaya başlamıştır.
Dünya kamuoyu artık Bertrand Russel, Noam Chomsky, JP. Sartre gibi özgür düşünceli akademisyen ve düşünürler tarafından değil, Bill Gates, Jeff Bezos, Elon Musk, Mark Zuckerberg, George Soros, Kral Charles gibi küresel elitlerin medyatik beyanlarıyla yönlendirilmektedir. Bunların arkasında Rockefeller, Rothschild gibi eski sömürgeci aileler vardır.
Julian Assange, Edward Snowden, Ethel ve Julius Rosenberg gibileri insanlık ve halk kahramanlarıdır. Onlar hayatları pahasına ölümü göze olarak bu şeytani karanlığa direndiler ve ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı.
Her insan istediği cinsel tercihi veya fantaziyi kendi özel hayatında yaşamakta özgürdür. Ama hiç kimse bunu —üstelik küçük çocukların da boy gösterdiği— Onur Yürüyüşleri ile insanlığa zorla ve uluorta dayatamaz. Cinsel ahlaksızlığı, sapkınlığı ve bayağılığı hoş gören, dolayısıyla etik ve ahlak anlayışı zayıflayan toplumlar, hırsızlık, kara para aklama, yolsuzluk gibi suçları da hoş görmeye başlar, umursamazlar. Günün birinde pedofiller, çocuk istismarcıları, tecavüzcüler ve sapkın tarikatlar da küçük çocuklar ve beşikteki bebeklerle birlikte el ele kol kola onur yürüyüşlerine başlarsa şaşırmayın. Yakın bir gelecekte pedofiller, cinsel tacizciler, zoofiller de LGBT kapsamına gireceğinden bu tür yapılanmalara en küçük bir tolerans gösterilmemesi gerekir.
YDD’nin aygıtları, araçları ve maşaları olan Siyonizm (siyasal Yahudilik), Evanjelizm (siyasal Hristiyanlık), İslamizm (siyasal İslam) insanlık ve dünya barışı için tehdittir. Yok edilmelidirler.
Bir yeryüzü vatandaşı olarak yapılması gereken en önemli işlerden biri bu korkunç gidişata ve YDD’ye boyun eğmemek, prensip olarak her ortamda, her düzlemde ve her fırsatta mücadele etmek, YDD’ye ve onun çıkartılarına direnmek ve kabul etmemektir. İnsanlık ve çocuklarımızın geleceği buna bağlıdır.
**********
(*) Postüla, postulat, koyut: Kanıtlanmasına gerek olmayan gerçek
HDP başkanı Selahattin Demirtaş 2012 yılında yaptığı bir mitingde:
“Alana gelmeden önce bir müdahale olmuş, demişler ki: ‘Abdullah Öcalan posterini asamazsınız.’ Onu diyenlere açıkça sesleniyoruz; Kürtlerin katili Kenan Evren’in heykelini dikebiliyorlar da, bir halk önderinin posterini mi açamayız? Siz ne diyorsunuz be! Biz bu meydana Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz”
demiştir. HDP’nin 27 Ekim 2013’te ‘Bu daha başlangıç’ sloganıyla düzenlenene Kongrede Öcalan’ın
“HDP, ortak demokrasi mücadelemizde önemli bir tarihsel sapağa işaret etmektedir. 71 devrimciliği devlete isyan devrimciliğidir. 40 yıllık isyandan sonra artık devletle müzakere önemlidir. Zira devrimci mücadeleler ancak nitelikli bir müzakere süreciyle kalıcı bir insanlık kazanımına dönüşebilir.”
mesajı okunmuştur. 2014’teki kongreye ise Güney Kürdistan Başkan Yardımcısı, Suriye Rojava Meclisi üyeleri, İsveç Sosyal Demokrat Partisi katılmıştır.
KÜRTÇÜLERE GÖRE TÜRKİYE KUZEY KÜRDİSTAN
Kürtçülere göre Türkiye (Kuzey Kürdistan), Irak (Güney Kürdistan), Suriye (Batı Kürdistan) ve İran (Doğu Kürdistan) Büyük Kürdistan’ı oluşturan dört bölgedir. Güney Kürdistan Irak’a bağlı özerk bir bölge olup Barzani aşiretince yönetilmektedir. Türkiye ile komşudur. Batı Kürdistan (Rojava) Suriye’nin kuzeydoğu kesiminde Arap, Çerkez, Kürt, Süryani ve Türkmenlerin yaşadığı bölgedir. Türkiye ile komşudur. HDP’nin misyon ve vizyonu Suriye ve Irak’ta olduğu gibi özerk bölgeler oluşturmak ve daha sonra tüm bu bölgeleri birleştirip Kürt Federe Devletini kurmaktır.
HDP EMPERYALİZME HİZMET EDER
Demokratik sol bir parti olduğunu iddia etmesine rağmen HDP etnik ve Kürtçü bir aşiret partisi olup emperyalist çıkarların hizmetindedir. En büyük destekçisi ABD, İsveç ve Fransa’dır. AKP’nin öncülüğünde götürülen barış ya da çözüm sürecinde HDP hükümet ile Öcalan arasında arabuluculuk yapmış, ancak, uzlaşma ve anlaşma olmamıştır.
HDP AKP’DEN BAKANLIK ALDI
2015 Haziran genel seçimlerinde %13 oy alarak 80 milletvekiliyle TBMM’ye giren HDP AKP ile anlaşarak hükümete katıldı, Avrupa Birliği Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığını aldı. Ancak 3 ay sonra bu 2 bakan “Kürt illeri başta olmak üzere tüm Türkiye cehennem yerine çevrilmiştir” diyerek istifa etmişlerdir.
PKK-HDP İLİŞKİSİ
2015’te HDP milletvekili Zeydan, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Kuzey Irak’taki terör kamplarının bombalanmasının protesto edildiği bir eylemde
“PKK, Türkiye’yi ve Orta Doğu’yu gül bahçesine çevirmek için ortaya çıkmış barış ve halk hareketidir. Eğer PKK Türkiye’yi gül bahçesine çevirmek istemeseydi, PKK’nın öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar”
demiştir. 28 Nisan 2015’te PKK’nın gençlik örgütü üyeleri Silvan ilçesinde propaganda yaptıktan sonra silah zoruyla 7 Haziran genel seçimleri için HDP’ye oy istedi. PKK üyesi Cemil Bayık da HDP için oy istemiştir.
HDPli milletvekillerin teröristlerin cenaze törenlerine katılması ve taziye ziyaretlerinde bulunması PKK-HDP ilişkisinin önemli göstergelerinden biridir. 2016’da, Demirtaş Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği demeçte
“Biz PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmiyoruz. Ancak, sivilleri hedef alan eylemlerini terör olarak nitelendiriyoruz. Bunu protesto etmekten de geri kalmıyoruz.”
ifadelerini kullanmıştır. 2 Mayıs 2016 TBMM görüşmeleri sırasında artık balayı dönemi sona ermiş olan AKP-HDP milletvekilleri arasında kavga çıkmış, HDPliler oturumu terk ederken yine Öcalan lehine sloganlar atmış ve PKK’nın Gerilla Marşı’nı söylemişlerdir .
2023 SEÇİMLERİNDE NE OLACAK
Çok basit: Hangi ittifak HDP’ye bakanlık verirse ya da özerklik vaadinde bulunursa, Demirtaş ya da Öcalan için af çıkartırsa HDP onu destekleyecektir.
Muhalif (!) medya derken AKP’nin 21 sene iktidarda kalması için elinden geleni yapan Kılıçdaroğlu ve Y-CHP’nin peşinden sürüklenen Birgün gazetesi ile Tele1 ve benzerlerini kastediyorum. Özellikle Akit gazetesinin ruh ikizi Birgün gazetesi “Meral’den Sarayı Kurtarma Hamlesi”, “Ak-Şener” gibi pespaye manşetler ve yazılar yayınlamaya devam ediyor.
Düne kadar Meral Akşener’i göklere çıkaran bu medya şimdi sürü halinde Akşener’i AKP’nin ekmeğine yağ süren bir hain olarak suçluyor. Oysa AKP’nin ekmeğine ballı kaymaklı yağ süren, 21 senedir can suyu veren, iktidarda kalması için ve sarayı kurtarmak için tüm gücüyle çabalayan asıl hain Kılıçdaroğlu ve onun Atatürk düşmanı ve laikliği çöpe atan Y-CHP’sidir. Yapılan kayıkçı kavgalarına aldanmayın. Bunu halk ve gençlik yutar mı zannediyorsunuz ?
Akşener’in masadan dışlanmasıyla Kılıçdaroğlu biri dinci, diğeri muhafazakar, diğer ikisi AKP çıkartısı dört cılız partiyle baş başa kaldı. Böylelikle masanın sırf Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için kurulduğu ortaya çıkmış oldu. Şimdi artık Kürtçüleri de yağma sofrasına davet edebilir.
KK’NIN PLANI NEYDİ ?
KK öncelikle kendisi için büyük bir tehdit olarak gördüğü İmamoğlu’nu –Muharrem İnce’ye yaptığı gibi — harcama ve dışlama planları yaptı ve bunu başardı. AKP’nin kabusu ve bu partiyi büyük bir bozguna uğratan İmamoğlu’nun aday olmasını engelledi. İkincisi Akşener’i kendisine “borçlu” gördüğünden kendi adaylığını sürekli öteleyip yumurta kapıya geldiğinde, seçime çok az bir süre kala , Akşener’e bu de facto dayatmayı yaptı. Ama bu lagara lugara oldu bitti tutmadı.
KK BU MASAYI NEDEN KURDU ?
Peki koskoca ana muhalefet partisi lideri KK neden bu masayı kurdu ? KK 21 Nisan 2019 tarihinde bir askerin cenazesinde yuhalanmış, bir grup tarafından saldırıya uğramış, suratına yumruk yemiş, tekmelenmiş ve kaçıp sığındığı bir köy evinde 2 saat linç edilme korkusuyla çaresiz saklanmak zorunda kalmıştır. Öfkeli kalabalık evi yakmak istemiş ama bu güvenlik güçlerince zorlukla engellenmiştir.
Bu olaydan sonra KK’nın psikolojik dengesi tamamen bozulmuş, özgüvenini iyice kaybetmiş, bir suikastla öldürülmekten paranoyakça korktuğundan, sık sık dede olduğundan ve torunlarından söz ederek kendini acındırmaya çalışmış, helalleşme yolculuğuna çıkmış, tek başına AKP’ye meydan okumaya cesaret edemediğinden o dört dandik partiyi de halk nezdinde sanki AKP’liler ve dincilerle ittifak yapıyor görüntüsünü yaratmak ve onları kalkan olarak kullanmak amacıyla masaya davet etmiştir. Buna rağmen KK linç travmasını ve ölüm korkusu bir türlü üstünden atamamış, miting yapmaktan bile korkar olmuştur. KK kişilik olarak korkak, ezik ve pısırıktır. İpleri George Soros’un elindedir. İpleri kesildiği an kadavra bir kukla gibi yere yapışacaktır. Ruhen hasta olan hezeyanlar içindeki bu başarısız ve beceriksiz adamdan bu millete bir fayda gelmeyeceği açıktır.
SONUÇ
Sonuçta Akşener kirli pazarlıklara ve bu son de facto dayatmaya boyun eğmeyip masadan kalkmak zorunda kaldı. Malum muhalif medya ise hiç vakit kaybetmeden, hiç utanmadan, ahlaksızca ve büyük bir çirkeflikle Meral Akşener’e karşı toplu saldırıya geçti. Hade anca gidersiniz.
En başta sorulması gereken soru şu: Kılıçdaroğlu’nun aday olarak dayatılmasına en çok kim sevindi ? Kuşkusuz iktidar ve RTE.
Facebook’taki yazımda:
“Son anda George Soros bastırdı: 6lı masanın ortak adayı KK oldu. TELE1’in Sorosçuları Merdan Yanardağ ve Emre Kongar’ın ağzı kulaklarında, diğer CHP yalakası ile iktidar medyası herkes bayram yapıyor. Akşener direnmeye çalıştı ama o da Soros’a boyun eğecek”
diye yazmıştım. Ama yanıldım. Meral Akşener hiç beklenmedik bir hamle yaptı ve kuşatmayı bir huruç harekatıyla yardı.
Bunun üzerine en başta Soros beslemesi Tele1 ve Birgün olmak üzere tüm muhalif (!) medya hiç vakit kaybetmeden çok çirkin iftiralarla Meral Akşener’e karşı bir linç saldırısına girişti. Merdan Yanardağ’ın KK’yı sırf Alevi olduğu için desteklediği de böylece açığa çıkmış oldu. Bunu yazmak istemezdim ama bardağı taşırdılar, Kılıçdaroğlu’nun gözündeki devasa merteği görmezden gelip Akşener’in gözündeki çöpe kafayı taktılar. Anımsayalım:
Y-CHP’NİN KARŞI DEVRİMCİ KRONOLOJİSİ
KK kaset kumpasıyla CHP’nin başında oturduktan sonra “biz yeni CHP olduk” dedi,
Partideki Atatürkçüleri temizleyip, laikliği ve devrimleri çöpe attılar, dincileri ve Kürtçüleri partiye doldurdular
Kılıçdaroğlu, Prof. Yılmaz Büyükerşen yerine “ Ekmek için Ekmelettin” sloganıyla hiç utanmadan İslamcı Ekmelettin’i aday gösterdi, tıpış tıpış oy kullanacaksınız dedi.
Hiç utanmadan “ben Seyitim peygamber soyundan geliyorum” dedi
Ankara’dan İstanbul’a yürüdü olmadı
Hiç utanmadan “ben Dersimli Kemalim” dedi
Önüne gelenle helalleşti, helalleşme yolculuğuna çıktı
Hiç utanmadan “ben bozkurt Kemalim” dedi
Hiç utanmadan Saidi Nursi’yi sahiplendi, Nurcu gazetecilerle görüştü, türbana sahip çıktı, “Ben bir numaralı ülkücüyüm” dedi
Kılıçdaroğlu türbanı, kara çarşafı her yerde serbest bırakacağım dese bile, tarikatları, tekke ve zaviyeleri açacağım dese bile, bu millete şeriatı bile vaat etse, hatta anayasaya “devletin dini İslam’dır” maddesini koyacağım dese bile nafile. Hem ihanet ettiği CHP tabanından, hem de yaranmaya çalıştığı AKP tabanından oy alamayacak. Çünkü sahte, kaypak, yılışık, riyakar ve sünepe: Bukalemundan beter.
Acı gerçeği görmek gerekiyor: Kılıçdaroğlu ve CHP Atatürk ilkeleri ve devrimlerine karşı büyük bir ihanet içindedir.
KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE ?
KK, kendisine yapılmış olan linç girişiminin travmasını ve ölüm korkusunu bir türlü üstünden atamadı. Miting yapmaktan korkmasının, helalleşme yolculuğuna çıkmasının, her fırsatta dede olduğundan ve torunlarından söz ederek kendini acındırmaya çalışmasının nedeni de bu ölüm korkusu.
Tek bir seçim kazanamamış bu beceriksiz ve kılıktan kılığa giren bukalemun son umudunu cumhurbaşkanı olmaya bağlamış. Amacı, eğer seçilirse, hizmet etmek değil “cumhurbaşkanı” ünvanını alarak kabız biri olmadığını kanıtlamak, bu ünvanın arkasına sığınarak höt zöt yapmak. Ama aday olduğu halde eziklik ve ölüm korkusu hala devam ediyor. İşte son attığı twit ile yine ölümü yüceltiyor:
“Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.”
Yani en büyük erk onun için “ölüm”. Ölüm ve ölüm korkusuna odaklanmış bir kişinin bu ülkeye bir faydası olmaz.
Halk onu istiyor mu ? Hayır
Halka bir umut, bir coşku, heyecan verebiliyor mu ? Hayır
Masada kendisine en yakın isim olan Meral Akşener’i harcayan KK dinciler ve AKP artıklarıyla baş başa kaldı. Kürtçü partileri de masaya davet etmeye çalışacak.
Kuşkusuz KK’nın adaylığına en çok sevinen iktidar ve RTE. Artık çok rahatlar. Neden ? Çünkü KK onlar için çok kolay lezzetli bir lokma Kılıçdaroğlu ABD Başkanı Biden gibi bunama belirtileri ve ihtiyarlara özgü o “çok bilmiş” tavırlar içinde. Şizofrenik-debil hastalara özgü olan yüzündeki yapmacık güleç ifade ise hem ezikliğin hem de korkaklığın bir dışa vurumu. RTE’nin dediği gibi dostlar başına muhalefet derken sonunda dostlar başına bir aday çıktı ortaya. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı Türkiye için ikinci bir büyük felaket olacaktır. Asla kazanacak bir aday değil ve muhalefeti hiç ummadığı büyük bir bozgun bekliyor.
Teknoloji o kadar ilerledi ki dünya egemenleri yapay bir Armagedon yaratıp bunu insanlığa yutturabilirler. Zira, iklim ve sıcaklık değişimlerini, rüzgarları, bulutları, kasırgaları, yağmurları zaten yönetiyor ve istedikleri bölgeye yönlendirebiliyorlar; fay hatlarını tetikleyerek yapay depremler oluşturuyor ve laboratuvarlarda salgın hastalıklar üretiyorlar. Hiçbir şey tesadüfen ve rasgele olmuyor, herşey belli bir plan dahilinde adım adım ilerliyor.
Bu küresel elitler insanlık belleğine yüzyıllardır kazınmış İsa Mesih imgesiyle örtüşen uygun klonlanmış bir biyonik insan modelini de Mesih ya da Maşiyah olarak millete gazlayabilirler. Dünyadaki kaos ve savaş ortamıyla iyice sersemlemiş ve grogi olan kitleler zaten umutla bir “Kurtarıcı” beklentisi içinde değil mi ? Yahudiler Maşiyah, Hristiyanlar Mesih, Müslümanlar da Mehdi’yi beklemiyor mu ?
Ve egemenler ellerindeki çok gelişmiş manyetik rezonans silahları, süpersonik füzeler, nükleer, biyolojik, kimyasal ve kitle imha silahları ile kırımlar ve soykırımlar düzenleyip bunları sanki tanrısal bir gazap gibi Armagedon ya da Mahşer günü olarak millete yutturabilirler.
Dindar olmayan kitle için ise benzer senaryoyu bu kez kendi ürettikleri biyonik uzaylılar ve UFO’lar ile yapacakları çok yüksek bir olasılık olarak görünüyor. Çünkü 2023 başından beri dünyaya bir uzaylı saldırısı geyiği aldı yürüdü. Yok artık daha neler demeyin, bal gibi olur ve herkes bunu hamuduyla yutar. Karşımızda acımasız katillerden ve insanlık düşmanlarından oluşan azınlık bir gurup var. Amaçları dünya nüfusunu %80 oranında yok etmek. Covid salgını başladığından beri bunu söylüyorum.
7.8 ve 7.6 şiddetindeki ikiz deprem felaketi ülkenin beşte birini yok etti. Can kaybı resmi kayıtlara göre 50bine yaklaştı, yaralı sayısı 100bini geçti. Bazı uzmanlara göre 60 bazılarına göre 130 atom bombası atılmış gibi oldu. Bu ikiz depremi hiç bir uzman öngöremedi. Hepsi İstanbul’da büyük bir deprem olacak diye tepişip duruyordu. Hepsi şapa oturdu ve hala pişkin pişkin peygamberlik etmeyi sürdürüyorlar.
Bu ikiz deprem felaketi tam da Cumhuriyetin 100. yılında, tam ülke çok kritik bir seçime giderken, tam yeni bir yılın başlangıcında insanlar büyük umutlar ve beklentiler içindeyken, tam Türkiye’nin NATO’dan atılması konuşulurken, ABD ve Avrupa Birliği ile arası iyice bozulmuşken ve onlara kafa tutarken, Rusya ile yakınlaşmışken, tam ABD ve 8 Avrupa ülkesi terör bahanesiyle konsolosluklarını kapattığı sırada, tam 2023 başından beri Avrupa medyasında Türkiye karşıtı kampanya sürerken ve yazılar yayınlanırken, hatta Türkiye’nin artık müttefik olmadığı ve cezalandırılması gerektiği yazılırken ve yazıldıktan sonra…. gerçekleşti.
Kaderi geçin, kader asla olamaz ve olmaz. Ancak, ben böyle bir tesadüfler silsilesini kabul edemem. Eğer tesadüf ve rastlantı yoksa, o halde mutlaka bir “plan” veya “planlama” vardır.
Tüm bu aşağıda sıraladığım kronolojik olayların bu kadar kısa bir süre içinde art arda gelmesi, yeni bir yılın başlangıcında ve Cumhuriyetin 100. Yılında oluşması tesadüf olabilir mi ?
1 Ocak 2023 den itibaren Batı medyasında Türkiye karşıtı yoğun bir karalama kampanyası başlatıldı.
21 Ocak 2023 ten itibaren İsveç ve Danimarka Türk Büyükelçilikleri önünde Kuran yakma eylemleri yapılmaya başlandı.
27 Ocak 2023 te Avrupa’daki Kuran yakma olaylarına ilişkin ABD bir terör güvenlik uyarısı yayınladı ve İstanbul’daki başkonsolosluğunu kapattı.
30 Ocakta ABD uyarıyı güncelledi ve müttefik devletleri uyardı.
31 Ocak Hollanda ve İngiltere İstanbul Başkonsolosluklarını geçici süre kapattıklarını açıkladı.
1 Şubat , İsviçre, İsveç, Belçika, İtalya ve Almanya’nın arkasından Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu da terör olacağı gerekçesiyle kapandı.
2 Şubat, Hollanda, İsviçre, İsveç, İngiltere, Almanya, Belçika, Fransa ve İtalya’nın Ankara Büyükelçileri Dışişleri Bakanlığına çağılarak uyarıldı.
3 Şubat günü bir ABD savaş gemisi İstanbul Boğazına geldi.
4 şubat ABD Büyükelçisi gemiye çıktı ve gemiye standart dışı devasa bir Amerikan bayrağı ve minicik bir Türk bayrağı çekildi. (Gemi daha sonra Gölcük limanına gitti). Aynı gün bir ABD uçak gemisi İzmir’in karşısına Pire limanına konuşlandı.
Batı medyasında Türkiye karşıtı karalama kampanyası ve tehditler tam gaz sürerken en son The Guardian’ın 5 Şubat Pazar günkü makalesinde
Türkiye’nin Batılı bir müttefik olarak güvenilirliğinin neredeyse sona erdiği, Batının dostu olmadığının kabul edilerek buna göre cezalandırmasının zamanının geldiği
açıkça ifade edilerek Türkiye’nin cezalandırılması gerektiği vurgulandı.
Ertesi gün 6 Şubatta ilki saat 04.17 (M 7.8 ), ikincisi saat 13.24te (M 7.6) olmak üzere iki büyük deprem meydana geldi. İnsanlar depreme yataklarında yakalandılar ve ikinci sarsıntı hiç beklenmedik bir anda geldi. İlk sarsıntıda ayakta kalan ve içinde insan olan bir çok bina bu ikinci depremle tamamen yıkıldı. Can kaybı ve yaralı sayısı bu nedenle çok daha fazla oldu. Çeşitli büyüklüklerdeki artçı depremler ise 10 saat boyunca sürdü. Depremden sonra İskenderun limanında başlayan büyük yangın ancak 9 Şubatta kontrol altına alınabildi.
10 ili etkileyen bu deprem fırtınası sonucunda can kaybı 21.000i, yaralı sayısı 70.000i geçti, yıkılan bina sayısı 10.000i geçti. Uzmanlara göre bu rakamların daha da artacağı tahmin ediliyor. Türkiye ve Suriye’de büyük tahribat yaratan deprem Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin, Mısır, Kıbrıs Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan’da hissedildi.
7 Şubat tarihli New York Times’a göre 6 Şubat depremi Hiroşima’da patlatılan atom bombasının 32 katına eş değerde. Prof. Dr. Ahmet Ercan’a göre ise bu deprem fırtınası 130 atom bombası gücünde.
İmdi tekrar soruyorum: Tüm bu olayların yeni bir yılın başlangıcında, tam da Cumhuriyetin 100.cü yılında, tam Türkiye kritik bir seçime giderken bu kadar kısa bir süre içinde art arda gelmesi bir tesadüfler zinciri olabilir mi ?
(İnsanlığın yüz karaları ve dünyanın baş belaları)
Öjenizm ırkı arındırmak ve geliştirmek amacıyla engelli, kusurlu, zekâ özürlü, zihinsel veya bedensel özürlü insanların veya etnik grupların pasif ya da aktif yöntemlerle yok edilmesini öngören bilimsel bir ırkçılık türüdür. Bu yöntemin en gözüpek uygulayıcısı Nazilerdi.Daha sonra bu sapkın kuramı ne oldum delisi küresel elitler, hanedanlıklar, azgın ultra-kapitalistler sahiplendi.
Bu bağlamda, öjenizm ve aşılar konusunda uzman araştırmacı dostum Bora Akad’ın önemli bir çalışmasını aynen aktarıyorum:
Bir takım şahsi ve tâlî nedenlerle epeydir yazamıyordum ve gelişmeler birikti, hatta artık daha da ciddi ve kaygı verici bir gidişata doğru yol almaya başladı !
Bu kapsamda ve bu gidişatın kulisteki senaryolarının hazırlayıcısı olduğuna inandığım bir kuruluş hakkında sizlerle sohbet etmenin, fikir alış verişi yapmanın verimli ve daha zenginleştirici olacağını umut ettiğim için uluslar ve devletler üstü sapık ve öjenist oligarşinin artık giderek iyice açığa çıkmaya başlayan nihai hedefleri doğrultusunda Rockefeller ailesinin ve yandaşlarının katkı ve yönlendirmelerini kapsayan çok özet bir çözümlemeyi sizinle paylaşmak ve bilgi aktarmak amacıyla aşağıda sizlere sunuyorum. İlginiz ve sabırlı dostluğunuz için peşinen teşekkür ederim !
Rockefeller ailesi öjenizm, genetik modifikasyonlar, transhümanizm, ırk seçimi ve oluşturulmaları vb.. gibi konuları saplantı haline getirmiş durumda ve nerdeyse 1,5 asırdır bu alanda araştırma ve yatırımlar yapmakta olup bunun son örneği de tabii RNA aşıları ! Ama kuşkusuz bu yeni değil ve daha öncesi de var. Başlayalım…
Amerika’da öjenizm oluşumu
1910’lu yıllarda Standard Oil’in (John D. Rockefeller’ın petrokimya şirketi) şekil değiştirmesinden ve Rockefeller Vakfı’nın kurulmasından birkaç ay önce yepyeni bir proje doğdu:
Eugenics Record Office – ERO (Öjenist Kayıt Ofisi ).
Amaç, Amerikan nüfusu hakkında biyolojik ve sosyal veriler toplamak, öjenist ve kalıtımsal çalışmalar için bir araştırma merkezi oluşturmaktı. Bu projenin finansörü Rockefeller’lardı ve ilginç bir şey göze çarpıyordu : Merkezin bütçesi, en önemli Amerikan üniversitelerinde yürütülen tüm araştırmalara ayrılan bütçeden çok daha yüksekti (1)
Bu girişimle birlikte Amerikan siyasi hayatına sokulan öjenizm hareketi yavaş yavaş ivme kazanmaya başladı ve 1924 Göç Yasası’nı ve onun gibi birçok yasayı etkiledi. Örneğin :
• ABD sınırlarının Yahudilere, Araplara, Asyalılara ve Doğu Avrupalılara kapatılması.
• “Kusurlu ve sakat” kabul edilen genlere sahip binlerce Amerikalının kısırlaştırılması (göçmenler, engelliler, vb.) (2)
Rockefeller Vakfı’nın sağladığı fonlar sayesinde Stanford, Harvard, Yale gibi en prestijli üniversitelerde çok sayıda öjenist çalışmalar yapılmaya başlandı (3) Daha o zamanlardan itibaren birçok araştırmacı mevcut öjenist politikaları desteklemek amacıyla bazı verileri değiştirmeye başlayıp bu veriler üzerinde uydurma kanıtlar yaratıyorlardı (4) Bütün bunlar usul usul şekillendirilmeye başlanırken 2. Dünya Savaşı patlak verdi.
İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Öjenizm ve Rockefeller katkısı
1920’lerden itibaren Rockefeller Vakfı, hem Amerika Birleşik Devletleri’nde, hem de Almanya’da insan biyolojisi ve genetiği üzerine araştırma merkezleri geliştirmek için büyük yatırımlar yaptı.
• 1926’da Vakıf, araştırmalarına devam etmeleri için 100 Alman öjenist kuramcıya 4 milyon dolar verdi;
• 1939 yılına kadar Rockefeller’lar, Kaiser Wilhelm Psikiyatri Enstitüsü’nü (Auschwitz’de gerçekleştirilen deneylerle yakın işbirliği içinde olan ve araştırma direktörlerinden biri olan Ernst Rüdin’in “Aryen ırkı”nın sağlığı konusunda Hitler ile işbirliği yaptığı enstitü) finanse etti (5 ve 6)
• 1929’da sıra, Vakıf tarafından 317.000 $’a kadar finanse edilecek olan Beyin Araştırmaları Enstitüsü’ne geldi. Bu merkezin amacı “Alman ırkının” biyolojisini incelemek ve bulguları Almanların üstün ırk kuramına uyarlayacak biçimde kullanmaktı (7)
Edwin Black (8) gibi gazetecilerin araştırmalarına göre Rockefeller Vakfı, “Aryen ırkı”nın yaratılmasına yönelik ve toplama ve imha kamplarında (9) yürütülen deneylere ideolojik olarak katıldı.
Tahmin edebileceğiniz gibi, bugün Nazi Almanyası ve Rockefeller Vakfı’nın perde arkasında gerçekte nasıl bir işbirliği içinde olduklarını bilmek nerdeyse imkansız. Ancak, yadsınamayacak olan gerçek, Amerikan ve Alman öjenist kuramcıların, özellikle Vakfın sınırsız finansmanı sayesinde, iki Dünya Savaşı arasında yakın işbirliği ve alışverişte bulunduklarıdır.
Bunun en bilinen kanıtları da mesela :
*1933’te Öjenizm ve göçmenlik üzerine yaptığı araştırmalar nedeniyle Harry H. Laughlin’e (Öjenist Kayıt Bürosu ERO başkanı) Alman Heidelberg Üniversitesi tarafından verilen ödül (10)
ve
*büyük ölçüde 1924 tarihli Amerikan Göç Yasası modelinden esinlenen ve Laughlin tarafından da desteklenen Hitler’in Alman kısırlaştırma yasası (11)
gibi girişimlerdir.
1939’dan itibaren Rockefeller Vakfı, Nazi Almanyası ile olan bağlantılarını ve Alman öjenist kurumlara olan finansman desteğini tamamen durdurdu.
Ancak, bu etik ve hayırsever (!) vakıf için başka bir fırsat ortaya çıkıverdi : Guatemala’da yaratılan frengi salgını !
1946 ve 1948 yılları arasında, deneysel bir Amerikan programı, penisilinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar üzerindeki etkinliğini test etmek için Guatemala’da binlerce kişiye frengi aşıladı.
Guatemala resmi kurumları bu deneyime onay verdiler ama yetimler, fahişeler, zihinsel engelliler ve askerlerden oluşturulan kobayların kendi onayları alınmadı.
Bu çalışmaların başında Thomas Parran gelmekteydi. Parran, ABD Halk Sağlığı Servisi yetkilisi ve aynı zamanda Rockefeller Vakfı’nın yönetici üyelerindendi (12)
Araştırma raporlarında, Guatemala fahişelerinin frengi kapmaları için cinsel organlarına belsoğukluğu bakterisi olan bir tampon emdirildiğinden söz edilmektedir (13)
Enfekte olduklarında bu fahişelerin, mahkumlar ve askerler de dahil olmak üzere bir çok erkekle zincirleme cinsel ilişkide bulunmalarının istendiği, ama bu “kobayların” hiçbirinin, bir deneye katıldıkları konusunda bilgilendirilmediği belirtilmektedir (14)
Bu skandal konusunda 2015’ten bu yana Rockefeller Vakfı, Bristol Myers Squibb İlaç grubu ve John-Hopkins Üniversitesi aleyhine bir dava sürüyor (15) Bu olayın yol açtığı korkunç ahlakî skandalın yanı sıra, Rockefeller ailesi ve Bristol Myers Squibb “şirketlerinin çıkarları ve finansal kazançları uğruna Guatemala halkının (eşler, çocuklar, torunlar vb..) hayatlarını ve sağlıklarını tehlikeye atmış olmakla” suçlanıyorlar (16)
İlaç testleri ve öjenist deneyler ve Big Pharma
Aslında, “az gelişmiş” olarak kabul edilen yoksul ülke halklarında veya diktatoryal rejimlerle yönetilen ülkelerde yöneticileri satın alarak halklar üzerinde deneyler yapmak Big Pharma’nın stratejisinin vazgeçilmez bir uygulamasıdır. Bu konuda Etiyopya’nın eski sağlık bakanı ve bugünkü DSÖ başkanı Tedros Ghebreyesus en güncel ve çarpıcı örneği oluşturur !
Tedros, sağlık bakanı olduğu dönemde Bill ve Melinda Gates Vakfı’nın Etiyopyalı kadın ve çocuklar üzerinde yaptırdığı ve 15 bin çocuğun ölümüne ve binlerce kadının kısır kalmasına neden olan deneylere izin vermiş, bu etik ve hayırlı(!) davranışı nedeniyle de tıp doktoru olmamasına rağmen DSÖ’nün başına getirilmiştir !
2009’da yapılan bir araştırma, 2007’de en büyük 20 Amerikan ilaç şirketi tarafından finanse edilen araştırmaların 1/3’ünden fazlasının (öncelikle finansal nedenlerle) Amerika Birleşik Devletleri dışında yürütüldüğünü gösteriyor (17) Bu oran o zamandan beri sürekli arttı, bu da etik ve aynı zamanda mali kaygılara yol açtı (bu çalışmaların yürütüldüğü ülkelerin çoğu, bu araştırmaları denetleme ve kobay olarak kullanılan halk kesimini koruma olanağına sahip değil).
Bu, özellikle 1997’de bir menenjit salgını sırasında Nijerya’da gözlemlenmiş bir durumdu. Pfizer, daha önce çocuklarda hiç kullanılmamış olan yeni bir antibiyotiğini (Trovan) Nijer’de yaklaşık yüz çocukta denedi. Bununla ilgili 2 büyük sorun gözlemlendi :
Her şeyden önce, Pfizer, klinik araştırmadaki ebeveynlerden ve çocuk katılımcılardan gerekli onayları alamamıştı.
Bunun yanı sıra firma bu çalışmanın sonucunda ölen 22 çocuğun ölümü (%22 !) konusunda hiçbir zaman sorgulanmadı ve laboratuvar davayı pek fazla büyütmeden mahkeme dışında ve her kurbanın ailesine açıktan 175.000 dolar ödeyerek ört bas etti (18)
İnsan genetiğini düzeltmek ve bilimsel geliştirme : hangi amaç için ?
Tüm bunlar, Rockefeller ailesinin kurduğu küresel sağlık sisteminde paranın ve kuşkulu yöntemlerin ahlak ve yarardan çok daha ağır bastığını bir kez daha kanıtlıyor.
Öjenizm konusunda Rockefeller Vakfı ve Bill-Melinda Gates Vakfı her yıl birkaç milyon doları, güya insan genetiğini ve teknolojiyi “iyileştirmesi” beklenen araştırmalara bolca pompalıyor. Bu bağlamda son yıllarda, birkaç transhümanist proje de ortaya çıktı, örneğin:
2018’in sonunda Çin’de ilk genetiği değiştirilmiş bebeklerin doğumu: anne ve babaları AIDS hastası olan Lulu ve Nana adlı ikizler VIH’e dirençli hale getirilmek amacıyla genetik açıdan “modifiye” edildiler (19)
Ama bu deneyin bugüne kadarki gelişimi bunun çok olumsuz sonuçları olabileceğini düşündürüyor : Bebeklerin doğum tarihleri sürekli değiştirildi; bu “deneyin” sorumlusu bilim adamı ev hapsine kondu ve araştırmacıların ikizlerin genlerinde ortaya çıkabilecek olası başka ve değişik mutasyonlar hakkında hiçbir fikirleri olmadığı anlaşıldı (20)
Kenya ve Malawi’de “deri altına enjekte edilen aşı kartı” projesi: Gates Vakfı tarafından finanse edilen ve MIT tarafından tasarlanan bu teknoloji, “tıbbi kayıtların yeterli olmadığı ülkelerde nüfusun aşılanma geçmişi hakkında daha iyi bilgi” sağlama amacına yönelikti. (21) Covid krizi ile daha da güncellik kazanan bu teknoloji, cilde yakın tutulacak basit bir akıllı telefon sayesinde aşı ve diğer hassas bilgilerinizin algılanmasını mümkün kılmayı hedefliyor
En kazançlı ve en endişe verici proje ise, açıkçası, son 2 yılda bütün dünyada milyarlarca insana enjekte edilen RNA aşıları projesidir. Big Pharma’ya milyarlarca dolar kazandırmasının yanı sıra, bu konuna yürütülen bir çok araştırma bu RNA aşılarının gerçekten de insan DNA’sına kaynaştığını ve onu değiştirebildiğini kanıtlar gibi görünüyor (22)
Özellikle İsveçli araştırmacılar, Pfizer/BioNTech aşılarında bulunan RNA mesajının yalnızca 6 saat içinde insan DNA’sına sızıp onu değiştirebildiğini kanıtladılar. Ne var ki bu değişiklik hiç bir şekilde öngörülen ve kontrol altında tutulabilen bir şey değil (23)
Ve ne yazık ki bütün bu araştırmalar, RNA “aşılarının” gözlerden kaçırılan tehlikeli yan etkileri konusundaki bulguların sadece başlangıcını oluşturuyor.
Sizi ve sevdiklerinizi etkileyebilecek bu hassas konular hakkında yapabileceğim tek şey sadece düzenli olarak bilgi sahibi olmanızı tavsiye etmek olacak !