İNSANDAKİ UMUTSUZLUK

French riot police clash with protesters during a demonstration in Bordeaux on Tuesday as the French government pushed ahead with a controversial labor bill. The legislation has sparked two months of street protests.

Bir zamanların “insan hakları ülkesi” Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri insan hakları, özgürlükler, toplumsal kalkınma, sosyal refah devleti gibi ilkeleri çoktan unuttular ve bıraktılar. Devlet ve devletin kurumları toplum ve birey karşısında salt bir sindirme ve baskı gücü olarak konuşlandı.

Ultra-teknolojik gelişme ve insansı robotların devreye girmesi sanayi ve üretimin yapısını ve insana bakışı temelden değiştirdi. Emeklilik yaşını düşürme, zenginlerden daha çok vergi alma gibi girişimlerin hepsi çuvalladı. Varlıklı sınıf ile diğer sınıflar arasındaki uçurum daha da derinleşti. Dünyanın kaynakları, Medya, haberleşme ve iletişim elit bir azınlığın denetimine girdi, ülkeler ticari şirketlere dönüştü, insan değersizleştirildi. İnsan, barışı ve çevreyi tehdit eden tehlikeli ve yok edilmesi elzem bir “tür” olarak tanımlandı. İnsan hakları çöpe atıldı, sendikalar sermayenin hizmetine girdi, sol partiler zayıflarken ırkçı ve aşırı sağ faşist partiler hızla güçlendi, bir çok ülkede iktidar oldular, apartheid rejimlere yeşil ışık yakıldı.

Barış, çevre ve insanlığı tehdit edenin “insan” değil, ancak küresel elitler, oligarklar, ultra-kapitalistler, savaş baronları ve uyuşturucu kartelleri olduğu ve bunların dayanışma içinde olduğu gözden kaçırıldı.

Hitler ve Mussolini’nin hayaletleri Avrupa’da kol gezerken Temmuz 2023’te Fransız polisi hedef gözeterek ırkçı bir cinayet işledi. Silahsız bir genç aracında kasten başından vuruldu. Bu ırkçı cinayet büyük bir tepkiye yol açtı. Protesto için sokağa dökülen kalabalıklar araçları, binaları, mağazaları yağmaladılar, ateşe verdiler. Yıllardır sürekli dışlanan, aşağılanan, ikinci sınıf yurttaş muamelesi gören Avrupa kökenli olmayan etnik grupların (Cezayirliler, Tunuslular, Faslılar, Afrikalılar, Asyalılar, Ortadoğulular, sığınmacılar, mülteciler) birikmiş öfkesi sonunda patladı.

Neredeyse her gün bir mülteci teknesinin çeşitli bahanelerle kasten batırılışını izleyen bu insanlar gelecek günlerin kendileri için daha iyi olacağına dair umutlarını çoktan yitirmiş durumdalar. Vatansız, kimsesiz ve sahipsiz kaldılar. İşte işin en korkunç yanı budur: İnsanların umudunu yitirmesi.

Düğmeye bir kere basıldı: Bu bir başlangıç ve arkası gelecektir. Fransız polisince yapılan bu ırkçı cinayetin ABD polisince Siyahlara yapılan ırkçı cinayetlerden hiç bir farkı olmadığı gerçeğine herkes inanmış durumda. Sadece etnik gruplar değil, yoksullaşan işçiler, emekliler, meslek sahipleri, memurlar ve esnaftan oluşan geleceği belirsiz büyük bir güvencesizler kitlesi de bu inançta ve çaresizlik içinde sağa sola yalpalayıp duruyorlar. Toplumun bu en alt, en ezilen kesimi büyük bir öfke içinde. Sarı Yelekliler gibi onların da istekleri aynı: insan hakları, demokratik haklar, parasız eğitim, sağlık, güvenlik, eşitlik ve saygı görmek. Bunları sağlayamayan bir devletin yasalarına neden uysunlar ki?

Küreselcilerin dünya ekonomisine egemen olmasıyla birlikte insanların benimsemiş oldukları ortak değerler, onları bir arada tutan etik ilkeler, ulusal değerler buharlaşmaya başladı. En önemlisi, gelecek umudu, ilerleme duygusu ve yarının maddi ve manevi olarak bugünden daha iyi olacağına dair olan inanç ortadan kalktı. Millet siyasal partilerin ve kendi elleriyle seçtikleri yağlı ballı aylık alan milletvekillerinin toplumun en zengin kesimine hizmet etmek ve onların çıkarlarını korumak olduğunu, ödedikleri vergilerle ekonomik çarkın salt varlıklı sınıfların lehine döndüğünü, kendilerine sadece bir iki kemik parçası kaldığını fark etmeye, vaatlerle dolu her seçimden sonra her zaman olduğu gibi geriye büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluğun kaldığını ve kalacağını acıyla görmeye başladılar, gördüler. İşte: Hayatlarının sonuna gelmişlerdi, ama onlar için ve çocukları için bir gelecek yoktu.

Bu uyanış süreci başka ayaklanmaları ya da bu ayaklanmalar başka uyanış süreçlerini tetikleyebilir mi? Haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluğa karşı yapılan bu tür ayaklanmalar daha bilinçli ve örgütlü eylemlerin, yeni siyasal oluşumların öncülü olabilir mi ? Bunlar iktidarların geri adım atmasına ve ezilen sınıfların koşullarının iyileştirilmesine yol açabilecek midir ? Asla ! İktidarlar daha beter, daha acımasızca, daha sinsi taktiklerle hatta gerektiğinde diğer ülkelerden de askeri yardım alarak insanların adalet ve demokrasi için başlattıkları protesto ve başkaldırıları ezmek için hazırlıklıdırlar.

Zira dünyanın her yerinde görüyoruz ki gerek muhalefet gerek iktidar olanlar, devleti yönetenler artık hiçbir şeyden korkmuyor, hiçbir şeyi umursamıyor. İnsanların güvenlik güçlerince hedef gözetilerek katledilmesi onların zerre kadar umurlarında değil. Ne halk, ne yasalar, ne protestolar, ne askeri darbe, ne yüz kızartıcı durumlara düşmek, ne hapis, ne başka bir şey onları korkutmuyor. Zira hukuk, adalet, yasalar, tüm ekonomik, hukuksal ve siyasal yapı onların denetiminde ve onlardan yana. Onlar, tüm güçleriyle adeta yangından mal kaçırır gibi büyük bir hırsla ceplerini doldurmaya devam ediyorlar ve edecekler. Onların gündeminde aya turistik seyahatler düzenlemek, yapay zekalı insansı robotları sanayi, üretim ve iş hayatında kullanarak personel giderlerini minimize etmek gibi konular var.

İnsanlık geleceğin daha iyi olacağına dair umudunu kaybetmiştir. 21. yüzyılın hastalığı budur. Bunun çok acı sonuçları olmakta ve olacaktır. Küresel elit azınlık ve oligarklar insanlığı yok etmeden, insanlığın onları yok etmek için ivedilikle harekete geçmesi gerektiği kanısındayım. Ama bu nasıl olacak bilemiyorum. Yarın çok geç olabilir.

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment