
—Parasız eğitim ortadan kalkıyor mu ? —
- Gençler ne istiyor ?
Fransa, Belçika ve İspanya gibi Avrupa ülkelerinde lise ve üniversite öğrencilerinin yürüyüşleri ve protestoları, yerleşik düzene karşı haklı bir isyana dönüşerek 1968’den bu yana görülen en önemli gençlik eylemlerinden biri hâline geldi.Öğrencilerin dile getirdiği temel şikayetler doğrudan eğitim hayatının kalitesi, aşırı kalabalık sınıflar, eğitime devletçe ayrılan yetersiz bütçe, sürekli boş geçen dersler, atanamayan veya kadro verilmeyen öğretmenler nedeniyle eğitim kalitesinin düşmesi ile ilgilidir. Tanıdık geldi mi ?
Belçika ve Fransa gibi ülkelerde hükümetlerin hayata geçirdiği sistem ve program değişiklikleri, reformlar (!) ki aslında bunlara reform denemez, ders saatlerinin uzunluğu, sınav şartları ve erken yaşta yapılan akademik yönlendirmeler (seçmeli ders/bölüm ayrımları) nedeniyle eleştiriliyor. Öğrenciler ve öğretmenler, bu politikaların fırsat eşitliğini yok ettiğini savunuyor. Gelecek kaygısı içindeki genç kuşaklar; artan yaşam pahalılığı, ve ekonomik krizin faturasının haksız yere kendilerine kesildiğini düşünüyor ve bunun için öfkeliler. Reformların ve bütçe kesintilerinin gelecekteki iş fırsatlarını, sosyal adalet ve güvencelerini yok edeceğine inanıyorlar
Eylemlerin arka planında aslında hükümetlerin kamu harcamalarında kemer sıkma politikaları ve eğitimdeki bütçe kısıtlamalarına gitmesi yatıyor. Öğrenciler ve eğitim sendikaları, bütçe açığını kapatmak için ilk feda edilecek alanın eğitim olarak görülmesine karşı çıkıyor. Öğrenciler haklı olarak daha iyi bir eğitim, öğretmenler daha iyi ücretler istiyorlar. Ancak sokaktaki bu büyük öfkenin nedeni, sistemin ve politik çürümüşlüğün yarattığı ekonomik sıkıntılar, hükümetlerin sosyal devlet ve insan haklarını budayan, geriye doğru gidişi hızlandıran faşist politikalarıdır.
Eylemler böylece kolektif bir öfke patlamasına dönüşüyor, marjinal gruplar, yağmacılar da devreye girince iş çığrından çıkıyor, protestoların asıl amacı arka planda kalıyor ve hükümetler de ellerini sevinçle ovuşturarak eylemlerin kamu malına zarar verme ve sokak çatışmalarına dönüşmesini zevkle izleyip vatan kurtaran Şaban pozlarında açıklamalar yapıyorlar. Aslında bu bağlamda hükümetlerin tavrı bahane gibi duruyor: Asıl amaç eğitime darbe indirmek, fakat bunu “bütçe açığımız var” diyerek kamufle etmeye çalışıyorlar.
- Eğitim bir emtia mı oluyor ?
Eğitimdeki kargaşa ve bu kaotik durum “eğitim insancıl bir hak olmaktan çıkıp salt parası olanın faydalanabileceği bir lükse mi dönüşüyor?” sorusunu akıllara getiriyor.
Gerçi şu an Avrupa’da devlet okullarını kapatma gibi bir durum görülmese de bunun alametleri var ve gelecekte bu gerçekleşebilir. Zira, tüm dünyada eğitimle ilgili bir piyasalaşma ve gizli bir özelleştirme politikasına doğru sinsice bir kayış olduğu su götürmez bir gerçek. Basına kapalı yapılan Dünya Ekonomik Formlarındaki gündem maddelerinden birinin de bu olduğundan en ufak bir kuşkum yok ve şöyle düşünüyorlar: “Yapay zeka da artık devreye girdiğine göre tüm nüfusu eğitmeye ve bunun için devletçe para ayırmaya gerek var mı ? Yapay zeka her işi yaptığına göre öfkeli ve delişmen gençlere neden uğraşalım ki ?”
Bir çok Avrupa ülkesinde sosyal devlet geleneği gereği eğitim genelde ücretsiz ve çok köklü olduğu için hiçbir hükümet açıkça “artık devlet okullarını kapatıyoruz, üniversitelerin hepsi özelleşecek, herkes başının çaresine baksın, okumak istiyorsan eşşekler gibi parayı bastıracaksın, artık yok öyle bedava beleş eğitim” diyemez. Ama bu politika prototip olarak seçilmiş bazı Ortadoğu ülkelerinde “ya kardeşim siz milleti eğitip ne yapacaksınız ? Futbolcuları nasıl harala gürele ithal ediyorsanız, hatta hakem bile ithal etmek gündeminizdeyse, bilim insanlarını da bizden ithal edin, boşuna eğitime bütçe ayırmayın, akıllı olun” denilerek alıştıra alıştıra, sindire sindire, yavaş yavaş uygulamaya konabilir.
- Gizli özelleştirme ve kamu kaynaklarının sinsi biçimde özel sektöre aktarılması
İmdi, Avrupa’da devlet okulları doğrudan özelleştirilmiyor fakat bunun yerine kurnaz bir yöntemle sistem piyasanın kucağına itiliyor: Devlet okullarına ayrılan düşük bütçeler yüzünden okul binaları dökülmeye, teknolojik altyapıları yetersiz kalmaya başlayınca durumu iyi olan aileler çocuklarını özel okullara veya nitelikli yarı-özel okullara göndermeye başlıyor. Almanya gibi ülkelerde bile son yıllarda devlet okulu sayısı azalırken özel okullara olan ilginin artması bunun bir göstergesidir.
Bu gizli özelleştirme ve devlet fonlarının sinsi yöntemlerle özel okullara kaydırılması kasten teşvik ediliyor. Örneğin İsveç, Norveç gibi ülkelerde devlet eğitime harcayacağı parayı okullara vermek yerine ailelere eğitim çeki (voucher) olarak veriyor ! Aile bu çekle ister devlet okuluna, ister özel okula gidiyor. Ancak, bu rezil paradoks özel okulların da devlet fonlarıyla beslenmesine yol açıyor ! Neticede parası olanın daha iyi olanaklar satın aldığı kapitalist-liberal ama adaletsiz bir eğitim piyasası oluşuyor. İngiltere ve Avrupa ülkelerinde de bu parlak (!) yöntem tartışılmaya başlandı ve yakında benimseneceğinden kuşkum yok.
Zaten Avrupa’da artık devlet okulların hepsi aynı kalitede değil. Varlıklı ailelerin yaşadığı gelişmiş semtlerdeki devlet okullarının eğitim kalitesi, bağışlar, açıktan yapılan özel ödemeler, yerel yönetim destekleri ve veli profili sayesinde —-tabelada devlet okulu yazsa bile—- özel okul gibi oluyor; öte yandan dar gelirlilerin ve göçmenlerin yoğun olduğu sıradan semtlerdeki devlet okulları sosyo-ekonomik sorunlarla cebelleşiyor.
Almanya’daki üniversiteler hâlâ harçsız ve çok düşük göstermelik ücretler isteniyor; fakat İngiltere ve Hollanda gibi feodalitenin egemen olduğu krallıklarda tavan yapmış harç ücretleri öğrencilerin binlerce Euro borçla mezun olmasına yol açıyor. Parasız olanlar okumak için devasa krediler çekmek zorunda kalıyor. Cıvıma, kokuşma ve çürüme çoktan başlamış durumda.
Neo-liberal politikalar ve bütçe kesintileri nedeniyle “eğitimde fırsat eşitliği” hızla yara alıyor. Ama zaten hükümetlerin politikası bu. Bunu bile bile yapıyorlar. Paralı ailelerin çocukları en iyi donanımla geleceğe hazırlanırken, dar gelirli parasızların çocukları sistemin alt çarklarında ezilme riskiyle karşı karşıya kalıyor; Avrupa eğitimin metalaşması konusunda sessiz ve derin bir kriz yaşıyor.
- Eğitimin niteliğinin düşürülmesi küresel sistemin mevcut statu quo’sunu korumaya nasıl hizmet ediyor?
İşte tam bu noktada, eğitimin niteliksizleştirilmesi ve paraya endekslenmesi, küresel sistemin işleyişine nasıl hizmet eder ? sorgulamasını yapmanın tam sırasıdır.
Tarih bize, iktidar sahiplerinin ve ekonomik seçkinlerin kitlelerin eleştirel düşünme becerilerinden her zaman korktuğunu ve rahatsızlık duyduğunu; kitlelerin bu becerilerini yitirmesinden ise sürekli yarar sağladığını gösteriyor. Nitelikli eğitim; sorgulamayı, eleştirel bakışı, verileri çözümlemeyi, manipülasyonu fark etmeyi, düşünmeyi, nesnel yargıya varmayı ve hak arama bilincini öğretir.
Eğer ben Fransız kültürüyle harmanlanmış Galatasaray Lisesinden mezun olmasaydım ve Tahir Alangu, Mgr. Pierre Dubois, Charles Zémor gibi değerli hocalarım olmasaydı, Fransızca ve İngilizce bilmeseydim herhalde böyle bir makaleyi yazıyor olamazdım değil mi ? Gerçi Edebiyat Fakültesine geçince seviye bir hayli düştü, ama neyse ki orada Prof Berke Vardar, Prof Nesterin Dirvana gibi çok değerli hocalarım oldu.
Vasat, dinsel odaklı ve yetersiz bırakılmış bir eğitim sistemi, sadece çarkları döndürecek kadar bilgi veren, sorgulamayan boyun eğen bireyler, marabalar, kof kalabalıklar üretir. Bilgiye erişim finansal engellerle kısıtlandıkça eleştirel düşünce sonuçta tasfiye olur. Eğitim seviyesi ve niteliği düştükçe, kitlelerin popülizme, demagojiye, sahte haberlere, hurafelere ve duygusal manipülasyonlara inanması çok daha kolaylaşır. Sorgulamayan, okuduğunu anlamayan, derinlemesine analiz edemeyen bir toplum korku, milliyetçilik, din, hurafeler, sahte bilimler, popüler kültür argümanları ve algı yöntemiyle çok daha rahat yönetilir ve güdülür.
Tarihsel diyalektiğe aykırı olan bu gidişatı küresel kapitalizmin doğal evrimi olarak okumak bana doğru gibi gelmiyor. Bu gittikçe güçlenen ve azgınlaşan kapitalizmin ancak acımasızlığı ve barbarlığı olabilir. Üstelik bu sürecin uzun vadeli, iyi planlanmış siyasi müdahaleler, baskı ve manipülasyon yoluyla bilerek yaratıldığı açık.
Pek çok akademisyen, yazar, siyaset bilimci ve tarihçi günümüzde küresel ölçekte planlanan yeni bir feodal düzenin adım adım, sinsice kurulmakta olduğuna dikkat çekiyor. Eskiden toprak sahibi soylular ve topraksız köylüler, serfler vardı; şimdi ise bir yanda bilgiye ve teknolojiye sahip küçük bir seçkin sınıf, diğer yanda hizmet sektöründe çalışan, borç ve kredi batağında cebelleşen güvencesiz devasa bir kitle var.
Küresel sermaye için artık herkesin yüksek standartlarda eğitilmesi maliyetli ve gereksizdir. Piyasaya kod yazabilen, sistemi tasarlayan küçük bir akıl havuzu (seçkinler) ve yapay zeka artık yeterlidir. Geri kalan milyonlarca sıradan insan ise tüketici, ucuz iş gücü ve ses çıkarmayan bir sınıf olarak kalmalıdır. Eğitimin paralı olması veya niteliksizleştirilmesi, sınıf atlama yollarını tıkayarak kast düzenini kalıcılaştırır, sosyal hareketliliği yok eder. Finans kapital ve sermayenin işine gelen model de budur.
Eğer bu gidişat durdurulamazsa, eğitim gençleri yukarı taşıyan bir kaldıraç olmaktan çıkıp, sadece varlıklı olanlara ayrıcalık sağlayan lüks bir VIP markete dönüşür. Böyle bir düzende halkın kaderine razı gelmesi, hak aramaması ve sistemin kurallarını sorgulamaması küresel elitlerin işine gelir. Sonuç paralıların zeki, yaratıcı, kaşif, mucit; parasızların ise aptal, bön ve köle olacağı yeni bir dünyaya doğru gidiştir.
Tüm dünyanın öğrencileri ve öğretmenleri birleşmek için daha ne bekliyorsunuz ?
Leave a Reply