Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950.
I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.
Neredeyse bir aydır Facebook sayfamı açar açmaz Facebook yapay zekası bana pornografik videolar sunmaya devam ediyor. Facebook ve Mark’ı bu konuda yazıyla daha önceden uyardım, ama aldırmadılar, zira porno yayın hala devam ediyor. Bu durumda Mark efendi ve Facebook’un kadın pazarlayan, müstehcen ve ahlak dışı reklam yapan bir kurum olduğu açığa çıkıyor. Kadına saygı ne oldu peki ? Kadın Hakları ne oldu peki ?
Bu kafada olanların bir süre sonra eşcinsellerin, lezbiyenlerin, travestilerin, zoofillerin ve hatta pedofillerin ve her türlü sapıklığın hiç utanıp sıkılmadan reklamını yapmayacağı ne malum ? Alıştıra alıştıra değil mi ?
Bak Mark efendi burası Türkiye. Sen ve Facebook, Türk yasalarına uymak zorundasınız. Burası seni oyun bahçen ya da cinsel fantezilerini tatmin edeceğin bir yer değil. Yani beyler siz beni ya da Facebook üyelerini ahlaksızlığa ya da fuhuşa teşvik etmeye mi çalışıyorsunuz ? Bakın şunu iyicene o kalın kafanıza sokun: Pornografik, müstehcen yayın veya paylaşımda bulunmak Türk yasalarına göre suçtur. Müstehcenlik suçu, Türk Ceza Kanunu md.226’da düzenlenmiştir:
Müstehcen Ürünlerin Reklamını Yapma: Müstehcen ürünlerin reklamı çeşitli şekillerde yapılabilir. Örneğin; tv, radyo, gazete gibi klasik kitle iletişim araçlarıyla veya internet yoluyla Whatsapp, Facebook, Twitter, instagram gibi sosyal medya araçlarıyla veya sokakta göstererek müstehcen ürünlerin reklamı yapılabilir. Müstehcen ürünlerin reklamını yapma suçunun cezası; 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır (TCK 226/1-f).
Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri alenen gösterme, görülebilecek şekilde sergileme, okuma, okutma, söyleme, söyletme müstehcenlik suçunu oluşturur (TCK 226/1-a-b). Buna göre, örneğin, müstehcen içerikli bir kitabı bir topluluk önünde okumak, pornografik veya bedenin cinsel obje haline getirildiği resimleri sergilemek müstehcenlik suçu oluşturur. Müstehcen ürünleri aleni bir şekilde gösterme, sergileme, okuma, okutma, söyleme, söyletme suçunun cezası; 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır.
Basın Yayın Yoluyla Müstehcenlik Suçu: Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (TCK 226/2).
Hamas & İsrail savaşmıyor: İkisi birlikte Filistinlileri ve İsraillileri katlediyorlar. Ama küresel medyada sürekli İsrail’in savaşta olduğu vurgusu yapılıyor ve sanki iki eşit güçmüş gibi İsrail-Hamas savaşından söz ediliyor. Oysa, ne İsrail, ne de Hamas savaşıyor:
1. Öncelikle bilinsin ki ben ne Hamas, ne de İsrail’i destekliyorum
2. Bir kere şeriatçı ve cihatçı Hamas’ı kuran Mossad’dır. Bunu iyice anladık mı ? Bakın tekrar ediyorum: Hamas’ı kuran İsrail’dir ! Sosyalist FKÖ’ye karşı. İyice araştırın ve görün.
3. Hamas, Müslüman Kardeşler örgütüne üyedir. Müslüman Kardeşler bir çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul ediliyor.
4. Müslüman Kardeşleri kuran kim ? Birleşik Krallık istihbarat servisi M16 !
5. İngiltere bu örgütü laik Türkiye Cumhuriyetine karşı 1928de kurdu. Neden ? Çünkü İslam coğrafyasında sultanları, şeyhleri, kralları, prensleri, halifeyi, tarikatları, tekkeleri tasfiye ederek cumhuriyet ve demokrasiye geçen tek ülke Türkiye olduğundan!
6. Sevres Antlaşmasını tanımayan Türkiye sömürgeciler ve İslam coğrafyasındaki ülkeler için çok kötü ve çok tehlikeli bir örnek. Zira bu ülke sömürgeci Batı’ya karşı büyük bir ayaklanmanın nirengi noktasını oluşturabilir. O nedenle Batı uşağı bir sürü masonik örgüt, dernek Türkiye’nin altını oyuyor.
7. Dikkat ederseniz PKK, El Kaide, Taliban, IŞİD, Hamas gibi terör örgütlerinin arkasında hep Amerika, İngiltere veya İsrail var. Batı, bu örgütleri kendi çıkarları için kullanıp daha sonra gerektiğinde yok ediyor.
8. Bu terör örgütlerinin marifetiyle hem İslam coğrafyasındaki halklar katlediyor, hem de İslam dünya kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılıyor. Din benim umurumda değil, ama inananların umurunda.
9. Peki on binlerce füze minicik Gazze şeridine nasıl sokulmuş ? 3.000 füzeyi aynı anda gönderince Demir Kubbenin çökeceğini Hamas nereden biliyordu ?
10. Kuşkusuz, İsrail saldırının zaten olacağını biliyordu, planlayan da oydu. Hamas saldırı işaretini İsrail’den aldı ve İsrail de bunu bahane ederek soykırım ve Gazze’yi haritadan silme operasyonuna başladı.
11. Ancak, bir sürü insan ve İsrailli öldü bu arada. Olsun, zira karşılığında vaat edilen toprakların fethedilmemiş bölümü olan Gazze şeridi var. Tevrat’a göre İbraniler vaat edilen diyarı fethetmediler mi ? Musa ve Yeşu’nun yönettiği fetih sırasında bir çok İbrani ölmedi mi ? Ama karşılığında “süt ve bal akan diyara” kavuştular. Gazze operasyonu da bu maşiyahsal kehanetin devamıdır.
12. O halde, Hamas ile İsrail arasında bir savaş yoktur. Hamas ve İsrail bir ortaklık anlaşmasıyla Filistin halkını katlediyor. Gazze halkı bölgeden sürgün edilecek, gitmekte direnenlerse soykırımla yok edilecek. Sonra topraklara çökecekler.
13. Gazze fethedilip de İsrail tarihine yeni bir zafer olarak eklendikten sonra, sıra Batı Şeria’ya gelecek. Oradaki Filistinliler de bir bahaneyle sürgün ya da soykırımla yok edilecek. Tüm alametler bunu gösteriyor.
14. ABD, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği de bu vahşi soykırıma, İsrail & Hamas birlikteliğinin savaş suçlarına ortak ve üstelik tüm güçleriyle İsrail’i destekliyorlar. ABD ve İngiliz uçak gemileri Filistin kıyılarına geldi.
15. Hamas ve İsrail’in katlettiği bebeklerden, çocuklardan, annelerden, babalar, insanlardan doğrudan İsrail ve apartheid Netanyahu hükümeti ile Amerikalı ve Avrupalı eski sömürgeciler sorumludur. İşte asıl kınanması ve lanetlenmesi gerekenler, hatta haritadan asıl silinmeyi hak edenler başta ABD ve Birleşik Krallık olmak üzere bu tezgahı destekleyen ülkelerdir.
İş Bankasının, Türkiye Cumhuriyetin 100’üncü yıldönümü nedeniyle 28-29 Eylül 2023’te Ankara’da düzenlediği “Atatürk Vizyonuyla Gelecek Yüzyıla Bakış” başlıklı uluslararası konferansta konuşan İsrailli yazar ve tarihçi Yuval Noah Harari ( 1 ) yapay zekanın yarattığı devrimin daha önceki tüm devrimlerden farklı olduğuna dikkat çekti. Harari ayrıca tarihte ilk kez bir teknolojinin kendi kendine kararlar verdiğini, insanın yarattığı yapay zekanın pek çok yönden insandan üstün olduğunu, insanlardan çok daha farklı şekilde düşünüp karar verebildiğini de sözlerine ekledi.
İmdi, her şeyden önce Atatürk adının küresel elitlerin sözcüsü ve Yeni Dünya Düzeninin savunucusu olan Harari’nin konuk edildiği ne üdüğü belirsiz bir konferansa İş Bankası tarafından malzeme yapılmasını şiddetle kınıyorum. Atatürk adını vitrine koyarak küresel çetenin sözcülüğünü ve propagandasını yaptırmak etik dışı bir davranıştır. Zira yapay zekanın devrim mi yoksa karşı-devrim mi yarattığı konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır.
Öte yandan Harari’nin yaptığı karşılaştırmanın da yanlış olduğu kanısındayım: En fazla 45-65 km hızla koşabilen insanı yarış arabaları veya ses hızını aşan uçaklarla mukayese edip bunlar pek çok yönden insandan daha üstün diyebilir miyiz ? Elma ile armutu mukayese edilip elma pek çok yönden armuttan daha üstündür diyebilir miyiz ? Bu nasıl bir mantıktır ? Böyle saçma sapan karşılaştırmalar yapılabilir mi ? Ona bakarsanız insan da pek çok yönden yapay zekadan daha üstündür, yapay zekadan çok daha farklı şekilde düşünüp kararlar verebilir.
Aslında küresel elitlerin sözcüsü ve Yeni Dünya Düzeninin savunucusu olan Harari, uluslararası siyasal durumu da değerlendirmiş “Yeni Dünya Düzeni”nin çöktüğünü iddia etmiştir. E hani YDD komplo teorisiydi ? Komplo teorisi ise YDD nasıl çöktü ? Demek ki böyle bir düzen var. O halde, Harari’ye göre YDD bir komplo teorisi değil. Çok manidar küresel elitlerin sözcüsünün bunu itiraf etmesi ! Komplo teorisi diye siz kimi kandırıyorsunuz aslanım ?
İmdi, bu bağlamda Harari’nin yanılgısı şu: Harari birçok ülkede milliyetçi liderler görüldüğünü ve YDD’nin bu nedenle çöktüğünü söylüyor. İyi de birader bu sadece bir göz boyama, bir taktik, bir strateji, köpüksel sanal bir görüntü bu: Yani sıradan insanı kafaya almak, dolduruşa getirmek, yapılan yağma ve yolsuzlukları kamufle etmek ve yeni düzeni pekiştirmek için yapılıyor bu. Mülteci ve sığınmacılar ile de bu süreç köpürtülüyor. Uluslar kışkırtılıyor ve toplumun öfkesi mültecilere odaklanıyor. Milliyetçilik ve ulusal değerler aslında kimsenin umurunda değil. Tek değer para, kişisel hırslar, egolar, avanta ve lavanta.
Böyle bir düzende yapay zeka da bir yerde kitle imha silahı olarak kullanılabilir. Zira bakın, Euronews’un haberine göre, Harari 28 Nisan Cuma günü İsviçre’de katıldığı “Frontiers Forum” konferansında yapay zekanın insanı etkileyerek intihara sürükleyebileceğini de itiraf etmiştir:
“Binlerce yıldır peygamberler, şairler ve politikacılar insanları manipüle ve kontrol etmek, toplumu yeniden yapılandırmak için dili ve masalları kullandı. Yapay zekanın da aynı şeyi yapması artık olası. Ve yapabildiği an bizi öldürmesi için katil robotlar göndermesine gerek kalmayacak bile, çünkü tetiği insanlara çektirebilecek”
Yapay zekanın bir çok işlevi kolaylaştırdığı ve hızlandırdığı bir gerçektir. Anca, YZ özgürlük ve günlük yaşamlarımız için hem büyük bir katkı, hem de çok ciddi bir tehdit oluşturuyor. Unutmayalım ki küresel elitler ve kanun dışı kişiler her zaman yeni teknolojileri ilk kapan ruh ikizleridir. Onlar bilgisayar, mobil telefon, internet ve kripto para birimini ilk benimseyenlerdi ve şimdi de yapay zekayı kendi karanlık işlerini gerçekleştirmek için büyük bir coşkuyla kucakladılar. Çünkü yapay zeka tarihsel süreç içinde ilk defa insandan ve insanlardan kurtulmanın kapısını açmış oluyor. Yani Harari’nin Sapiens kitabındaki söylemiyle o savaşçı, kan dökücü ve doğal çevreyi yok eden tehlikeli “tür” den kurtulma yolunda çok önemli bir aşama oluşturuyor: İnsansız fabrikalar, grev yapmayan, ücret artışı istemeyen ve gece gündüz köle gibi çalışan işçi robotlarla dolu fabrikalar. İşte küresel elitlerin hayal ettiği Yeni Dünya Düzeni bu.
Oysa, savaşçı, kan dökücü ve doğal çevreyi yok eden asıl tehlikeli “tür” küresel elitler, kanun kaçakları, ultra-kapitalistler, savaş baronları, oligarklar ve benzerlerinden oluşan küresel çetenin ta kendisidir. Küresel çetenin tümü ve yandaşları kapalı kapılar ardında Dünya Ekonomik Forumu ve benzer toplantılarda bir araya gelmiyorlar mı ? Yeni Dünya Düzenini dayatan onlar değil mi ?
İnsanlık onların zerre kadar umurunda değil. Olsaydı tek bir bebek katledilmezdi bu dünyada. UNICEF’in 2023 raporuna göre Rusya-Ukrayna savaşında 500, Suriye’de 12.000, Afganistan’da 16.000 çocuk katledildi. Tabi bunlar resmi kayıtlar.
Yapay zekanın büyük ölçüde ve büyük olasılıkla insanlığı yükseltmek için değil, ancak, siber saldırılar düzenlemek veya kitlesel imha silahı gibi insanlığı köleleştirmek veya yok etmek için kullanılacağını düşünüyorum. Zira tüm göstergeler bunu gösteriyor. İşte bu nedenle insanın ve insanlığın öncelikli hedefi küresel çeteden ve eklentilerinden kurtulmak olmalıdır.
1 )1976 İsrail doğumlu yazar Yeruşalim İbrani Üniversitesinde tarih profesörüdür. Eşcinsel olan Harari kocası olan menajeriyle Toronto’da evlenmiş olup halen Tel Aviv’de yaşamaktadır.
Panama Belgelerinin ardından yeni bir gazetecilik araştırması, terörizmin finansmanı ve kara para aklama gibi konularda dünyadaki büyük bankaların oynadığı yasa dışı rolü ortaya koydu.
Amerikan Mali Suçları Engelleme Ağına (FinCEN-Financial Crime Enforcement Network) gönderilen Şüpheli Faaliyet Raporları şüphe uyandıran milyarlarca Doların hala özgürce el değiştirdiğini gösteriyor. 2 bin 100 gizli belgeden oluşan FinCEN belgeleri Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından açıklandı.
21 eylül 2020 tarihli Euronews’da çıkan habere göre Avrupa’nın en büyük bankalarından HSBC 2012’de Latin Amerika’daki uyuşturucu kartelleri için 881 milyon Dolar kara para akladığını kabul etti. Savcılarla uzlaşma yoluna giden banka 2 milyar dolar ceza ödemek zorunda kaldı. Bunun karşılığında bankaya karşı açılan davalar geri çekildi. HSBC’ye kara para aklama işlemine son vermesi için 5 yıl süre tanındı. Eeeeee ?
Ne demek yahu “kara para işlemine son vermesi için 5 yıllık süre tanındı” ? Yani 2025’e kadar kara para aklamaya devam edecek, ondan sonra tövbe edip bu işe son mu verecek ? Hadi canım sende. Kim takar Yalova kaymakamını ?
Kara para aklayan bir HSBC mi ? JPMorgan, HSBC, Standard Chartered Bank, Deutsche Bank , Bank of New York, ve Türk bankaları da var. Yani tepeden tırnağa bütün bankacılık sistemi şaibe altında. Ama kimse oralı değil. Varsa yoksa başında kabak patlayan hep sıradan insanlar, vatandaş oluyor.
Küresel soygun, terörün finansmanı ve kara para aklama tam gaz devam ediyor, edecek. 2 milyar Dolar cezaya onlar kıçıyla güler. Zaten artık bundan böyle ceza bu tür yağma, yolsuzluk ve soygunları ifşa ve ihbar edenlere verilecek. Bir kılıf uyduracaklar ve ihbar eden suçlu çıkacak.
Zaten yakında uyuşturucu kartellerinin kazandığı paralar tamamen aklanacak, uyuşturucu bulundurmak, kullanmak ve bunları üreten laboratuvarlar, fabrikalar yasal olacak. Bunlar anonim şirket haline dönüşüp holdingleşecekler. Yeni sloganları da artık bu olacak : Sigara içme, uyuşturucu kullan !
Peki kara para işi ne olacak ? Kolayı var: Hani o hiç çalışmadan oturdukları yerde, yan gelip yatarak maaş alanlar yok mu ? Enflasyonun artmasına neden olan o asalaklar var ya… Hayır, hayır, milletvekillerinden söz etmiyorum. Haşa. Emeklilerden söz ediyorum birader ! Çalışmayan adama para vermek de ne demek ? Bu kapitalizm ve liberal ekonomini ruhuna aykırıdır. İşte asıl onların maaşlarına “kara para” diyecekler ve emeklilik ortadan kaldırılacak. Yeni Dünya Düzeni bu işte. Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında bunlar konuşuluyor. Yerseniz.
Google ve Facebook antisemit ve ırkçı blog ve sitelerin kurulmasına, paylaşım yapılmasına, hatta propaganda yapmalarını izin veriyor. Bu sitelere girmek isterseniz hiç bir uyarı, ikaz, kısıtlama yok, erişim engeli de yok. Bu işte bir gariplik var mı ? Bence var. Nedir ?
Hepsi aynı tarafta aslında. Yani, antisemitizm, ırkçılık ve nefret söylemlerini canlı tutmak için Google ve Facebook’un ırkçı bloglara ve sitelere gereksinimi var. Bunu Siyonist propagandayı ve antisemitizmi canlı tutmak için yapıyorlar, zira bu tür fanatik ve ırkçı sitelere hem ABD ve özellikle İsrail’in gereksinimi var. Bu tür siteler olduğu sürece bahaneleri olacak, ağlayacak, sızlayacak, insanları istismar edecek ve sürekli mağduru oynayacak, Batı Şeria ve Gazze’de yaptıkları vahşi katliamları, barbarlığı ve hayvani soykırımları akılları sıra gözden kaçıracak, ya da haklı gösterecekler.
Bu istismarı ilk fark edip deşifre edenlerden biri Norman G. Finkelstein oldu. Yahudi olduğu için ailesi Nazi kamplarında katledilmiş olan Amerikalı aktivist ve yazar Finkelstein “Holokost Endüstrisi” kitabında bu bahane, ikiyüzlülük ve istismarı irdeliyor. Siyonist lobi ve İsrail’in apartheid rejimini meşrulaştırmak, Filistin’deki etnik temizlik ve sistematik soykırımlarını kamufle etmek, hatta hoş göstermek, mağduru oynamak için Holokost ve antisemitizmi neden sürekli kullandığı ve sürekli istismar ettiğini açıklıyor.
Ben de ABD, Siyonizm ve İsrail’i eleştiriyorum ama yazılarımda ırkçılık ve antisemitizm yok. Tarafsız ve objektif eleştiri yapıyorum. Bu nedenle ben sakıncalı ve tehlikeliyim zira bir çok aklı başında insan beni, Finkelstein ve bizim gibi düşünenleri ciddiye alabilir. O zaman bu mağduriyet edebiyatı arkasındaki çirkin gerçekler ortaya çıkar.
İşte bundan dolayı ırkçı ve antisemit yazılar yayımlamadığım halde, Google benim Google’daki blogumu “dikkat hassas içerik” logosuyla engellemeye çalışıyor, Facebook’daki yazılarım ve paylaşımlarım için de Facebook bir sürü sudan gerekçelerle bana uyarı mesajı göndermeye devam ediyor, yazılarımı haber akışında en arkaya atıyor, başkaları tarafından okunmaması için görünmez hale getiriyor.
Benzer şeyleri Youtube da yapıyor. Youtube sakıncalı gördüğü müziklerimi sansürlüyor, paylaşım ve yorum yasağı koyuyor. Hatta “sayfanızı kapatabiliriz” diyerek tehdit mesajları da gönderiyorlar. Google, Facebook ve Youtube’un benim düşüncelerimi ifade etme özgürlüğüme, edebiyat ve müzik sanatıma zerre kadar saygıları yok. Zira ben onların işine gelmiyorum ve onları rahatsız ediyorum. Büyük bir saldırganlık ve öfkeyle beni yıldırmaya, susturmaya çalışmalarını şaşkınlıkla izliyorum.
İnsanlık bu sürekli ısıtılıp ortaya sürülen pazardaki bu bozuk mallara artık yeter demelidir. Bu gerçekleşebilir de dünya kamuoyu uykusundan uyanıp gerçekleri görüp tepki gösterirse o zaman yıllardan beri sürdürülmekte olan ABD-İsrail hegemonyasının da sonu gelebilir. Çekindikleri nokta bu.
Efendim 14.9.2023 günü Facebook uyardı: UMG (Universal Music Group) benim bir videom üzerinde hak iddiasında bulunmuş ve Facebook da videoyu engellemiş. Video benim 1972 yılında almış olduğum Pioneer PL-55-X Direct Drive pikabımla ilgili. Pikabın halen çalışır durumda olduğunu arkadaşlarıma göstermek için bir plak koydum ve çaldım. Video zaten 1.44 dakika sürüyor. Burada amaç, müzik değil, ticaret yapıp para kazanmak da değil, sadece pikabın çalıştığını göstermek.
Plak yerine leğen, su güğümü ya da tencere kapağı mı koysaydım yani ? İşte sorun burada: Plak Deutsche Grammophone marka olduğundan UMG kendine vazife çıkarmış. Aklı sıra plak şirketinin haklarını savunacak. Yahu ortalık korsan kaset, korsan dvd, korsan plak kaynıyor bre utanmaz adamlar. Onlarla ortak mısınız yoksa ?
Bu UMG denen boş gezenin boş kalfası şirket 2022 yılında savaş gerekçesiyle Rusya ve Rus müziğini kara listeye aldı. Rusya’daki faaliyetlerini durdurdu. Fırsatını bulsalar Rus müziğini ve bestecileri tamamen yasaklayacaklar.
Şirket 9 Eylül 2022’de Ukrayna Barış Ödülünü aldı. Fotoğrafta görüldüğü gibi ödül Ukrayna Başkanı Neo-Nazi Zelenski’nin yardımcısı tarafından UMG’nin Avrupa ve Deutsche Grammophone CEO’su Frank Briegmann’a verildi. Bu müzik şirketi Neo-Nazi Ukrayna’yı destekleyen ve Rusya’ya karşı yaptırımlara katılan ilk şirketlerden biridir. Bir müzik şirketinin Nazi çıkartılarını desteklemesi utanç vericidir.
Deutsche Grammophone’un sicili de temiz değildir. Alman orkestra şefi Herbert von Karajan 1933 yılında büyük hayranlık duyduğu Nazi partisine üye olmuştu. Deutsche Grammophone Nazi hayranı Karajan ile sözleşme imzalayarak onun yönettiği bir çok eseri plak haline getirdi. Muhtemelen Hitler’in konuşmalarını da plak yapmışlardır.
Karajan, Almanya 1945 yılında yenilmeye başlayınca Viyana’ya kaçtı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir müttefik mahkemesince ite kaka aklandı, ama bunu kimse yutmadı. 1955’te ABD’de dinleyici karşısına ilk çıkışında protesto edildi ve yuhalandı. Ünlü orkestra şefi Eugene Ormandy, Karajan’ın elini sıkmadı. Yani birader siz busunuz işte: Hepiniz güçlüden yana ve Nazi uşaklarısınız. Şimdi kalkmış beni tehdit ediyorsunuz aklınız sıra. Hadi oradan insanlık düşmanları.
Yani aklımdan geçen şu: Lisedeyken almış olduğum tüm Deutsche Grammophone plaklarını toplayıp “alın bunları münasip bir yerinize kanırta kanırta sokun” diyerek UMG’ye postalamak. Bunlara bok demek bile Neyzen Tevfik’in deyimiyle iltifat olur. Hadee başka kapıya aslanım.
174 milyon üyesi bulunan sosyal haber sitesi Reddit’in 18 Şubat 2018de Gallup ile hazırladığı haritaya göre dünya barışı için en büyük tehdit Amerika Birleşik Devletleri.
1990lı yıllarda SSCB çöktüğünde Batı, dünyanın tek lideri olarak daha da azgınlaştı. Demokrasi kisvesi altında millete yutturduğu neo-kolonyal sistemi korumak, Dolar ve teknoloji devleriyle dünyayı yağmalamak ve insanlıktan haraç toplamak için hiçbir engel tanımadılar. Bu düzen ve rantın korunması onların ana hedefidir. Bu yüzden tam bağımsız devletler onların düşmanıdır.
Bu nedenle bağımsız devletlere, geleneksel değerlere, laik, etik ve özgün kültür ve yapılara düşmandırlar. Bu yapıları LGBT gibi kurumlarla dejenere etmeye çalışırlar. Kontrol edemedikleri yeni küresel para birimleri ve teknolojik gelişmelerden de memnun değillerdir. Tüm ülkelerin zenginlik ve egemenliklerini ABD ve Batı’ya bağlı kılmak onlar için kritik bir önem arz eder.
Bazı ülkelerde yöneticiler gönüllü olarak ABD’ye bağlı olmayı, yani uşak olmayı kabul ederler. Kabul etmeyenlere rüşvet veya gözdağı verilir. Eğer bu da işe yaramazsa, o zaman arkalarında felaketler, yıkımlar, mahvolmuş milyonlarca insan, teröre teslim edilmiş ülkeler, sosyal felaket bölgeleri, sömürgeler ve yarı sömürgeler bırakarak devletleri parçalarlar. Hiçbir şeyi umursamazlar, umursadıkları tek şey kendi çıkarlarıdır.
Batı’nın kendi dışındaki ülkelere karşı yürüttüğü savaşın gerçek nedeni, doyumsuzluk ve dizginsiz egemenliğini koruma isteğidir. Batı özgür olmamızı değil, sömürge olmamızı istiyor. Eşit ülkeler ya da toplumlar arasında gelişen bir işbirliği istemiyor. Aksine, tek istediği şey yağmalamak, uluların yer altı ve yerüstü kaynaklarına, zenginliklerine çökmek. Bizi özgür bir toplum değil, kişiliksiz bir köle yığını olarak görmek istiyor.
Batı, insana karşı işlediği korkunç suçların cezasız kalacağına, her şeyden yakayı sıyıracağına inanıyor ve güveniyor. Bu bağlamda stratejik güvenlik anlaşmaları çöpe atıldı, en üst siyasi düzeyde mutabık kalınan anlaşmalar göz ardı edildi, NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesinden vazgeçme konusu yerini kirli aldatmacalara bıraktı. Füze savunması, orta ve kısa menzilli füze anlaşmaları bahanelerle tek taraflı olarak feshedildi.
Sınırların dokunulmazlığı ilkesini çiğneyen ve Türkiye’yi işgal eden Batı’ydı ve şimdi kimin kendi kaderini tayin hakkına sahip olup kimin olmadığına kendisi karar veriyor. Batı’nın demokrasi, özgürlük ve insan hakları hakkında söz söylemek için hiçbir etik hakkı yoktur.
Batılı elitler yalnızca ulusal egemenliği ve uluslararası hukuku yadsımakla kalmıyor. Hegemonyaları totaliterlik, despotizm, şiddet, aşırı sağ ve apartheid gibi niteliklerle bezenmiş durumda. Dünyadaki uyruklarını sözde uygar ülkeler olarak nitelerken geri kalanları barbar olarak görüyorlar. “Otoriter rejim” gibi tanımlamalar tüm ulusları ve devletleri damgalamak için kullanılıyor.
Batı uygarlığının ve dayattığı neo-liberal kültürün tüm dünyanın izleyeceği tartışılmaz bir paradigma olduğuna dair dogmatik inanç mantıksız bir postüla değilse nedir? Bu mantık ”bizden olmayan bize karşıdır” mantığıdır.
Batılı elitler diğer uluslar için yapay ve düzmece tarihsel suçlar icat ederek onları itiraf etmelerini talep ederek kendi korkunç suçlarını hasır altı etmeye çalışıyorlar
Batı’ya, sömürge politikasınnın Orta Çağ’da başladığını, ardından dünya çapında köle ticareti, Kızılderili soykırımı, Hindistan ve Afrika’nın yağmalanması gibi suçları hatırlatmak gerek. İngiltere ve Fransa’nın Çin’e karşı başlattığı savaşı ve Çin’in limanlarını afyon ticaretine açmaya zorlanmasını hatırlatmak gerek. Nazi kamplarını, Vietnam ve Hindiçin katliamlarını, Hiroşima ve Nagazaki soykırımlarını, Libya, Irak ve Afganistan’ı nasıl parçalayıp kendi besledikleri terör örgütlerine teslim ettiklerini anımsatmak gerek
Batı’nın amacı Çin’e yaptıkları gibi tüm ulusları uyuşturucu bağımlısı haline getirip kaynaklarını ele geçirmek ve insanları hayvan gibi gütmekti. Bugün hala bu kafadalar ve uyuşturucu baronları ile kucak kucağa cannabis başta olmak üzere tüm uyuşturucu maddeleri yasal hale getirtme peşindeler. Bunu yaparken tüm güçleriyle tütünün insan sağlığına olan zararı hakkında kapsamlı bir propaganda yapıyorlar ve büyük yaygara koparıyorlar. Amaç tütün yerine insanları madde bağımlısı yaparak kolayca güdülemek ve yönetmek. Tüm bunlar Hümanizme, insan doğasına, özgürlüğe ve adalete aykırıdır.
Batılı ülkeler Türkleri eşit bir ortak olarak gördüklerini söylemişlerdi ama bunun yerine onları aşağıladılar, bir sömürge gibi gördüler ve Türkiye’yi I. Dünya Savaşında baştan başa işgal ettiler. Sevres Antlaşmasını dayattılar. Bu felaketten Atatürk sayesinde büyük bedeller ödeyerek kurtulduk. Hiçbir şeyi unutmuş değiliz.
ABD ve Birleşik Krallık Rusya’ya karşı yaptırımların artık yeterli olmadığına inandı ve sonunda teröre yöneldiler. Baltık Denizindeki Kuzey Akımı gaz boru hattına sabotaj düzenleyerek Avrupa’nın enerji altyapısını yok etmeye giriştiler. Öte yandan Çin’e karşı da AUKUS gibi yeni askeri ittifaklar oluşturdular.
15 Eylül 2021 tarihinde Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD tarafından kurulan AUKUS (A-UK-US üç üye ülkenin isimlerinin kısaltması) trilateral bir güvenlik/saldırı paktıdır. Pakt Avustralya’yı destekleyerek nükleer denizaltı üretimini, uzun menzilli ve radara yakalanmayan nükleer başlık taşıyabilen Tomahawk füzelerinin konuşlandırılmasını ve Hint-Pasifik bölgesinde Batı’nın askeri varlığını güçlendirmeyi hedefliyor. Kuşkusuz asıl hedef Çin ve Kuzey Kore’yi kuşatarak tehdit ve gözdağı vermek. Anlaşma, yapay zeka, siber savaş, su altı ve nükleer saldırı gibi alanları da kapsıyor. Ayrıca Washington-Seul-Tokyo askeri ittifakını geliştirmek için de çalışmalar var.
Batı hegemonyasına meydan okuyan ve gerçek stratejik bağımsızlığa sahip olan tüm devletler de facto düşman ilan ediliyor. Bu zaten ABD ve NATO’nun askeri doktrinlerinin altında yatan ilkelerdir. Batılı elitler sömürgeci tasarılarını aynı ikiyüzlülükle dolaşıma sokuyorlar. Bunu barışçıl bir maske altında yapıyorlar ve caydırıcılıktan söz ediyorlar.
İnsanlar Dolar ve Euro ile beslenemez. İnsanları kağıt parçalarıyla, hisse senetleriyle, bonolarla, tahvillerle besleyemezsiniz ve Batılı sosyal medya şirketlerinin şişkin sanal sermayeleri insanların evlerini ısıtamaz. İnsanların yiyeceğe, giyeceğe, barınağa ve enerjiye gereksinimi var.
İşte Avrupalı politikacılar, yurttaşlarını daha az yemeye, daha az duş almaya, evde kalıp daha kalın giyinmeye, araç kullanmamaya, ya da araçları düşük hızda kullanmaya ikna etmek için yırtınıyorlar. Ama kendileri itibardan asla tasarruf etmiyor ve saraylarda oturuyorlar. Buna karşın “ neden bunu yaşıyoruz, neden böyle oluyor, neden bu yapılıyor ? ” gibisinden mantıklı sorular sormaya başlayan insanlar anında düşman, aşırılık yanlısı, komplocu ve radikal ilan ediliyor.
Batılı elitler küresel gıda ve enerji krizi konusunda iyileştirici girişimlerde asla bulunmayacaklardır. Adaletsizlik ve eşitsizlik sorunlarını çözmek gibi herhangi bir niyetleri de yok.
II. Dünya Savaşından elde edilen kazançlar ABD’nin dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmesine ve Doları küresel para birimi olarak dayatmasına yardımcı oldu. Şimdi ise ABD’nin ayakta durabilmesi için ulusların servet ve doğal kaynaklarını daha fazla yağmalaması, bağımsız kalkınma yolunu tercih eden devletlerin yanı sıra Suriye, İran, Çin ve Rusya’yı da parçalamaları gerekiyor. Eğer bunu yapamazsa savaş çıkartacak, AUKUS ve NATO’yu devreye sokarak savaş yoluyla eski ekonomik büyüme yöntemini uygulamaya koyacaktır.
Evet NATO yetmedi: Hokus pokus AUKUS… Bol kepçe kuskus. İnsanın kusası geliyor.
Başta ABD, Birleşik Krallık ve Almanya trilojisi olmak üzere Batılı elitlerin kurduğu Yeni Dünya Düzeni denen küresel diktatörlük kendi vatandaşları dahil tüm halkları hedef almaktadır. Ben bu trilojiyi mitolojideki korku, terör ve dehşet saçan Gorgonlar’a benzetiyorum. Gerçek yüzleri bu. Gorgonlar iğrenç suratlı, keskin dişli, saç yerine başlarında zehirli yılanlar olan üçüz kardeş canavarlardır. Başkanları Medusa, gözlerine bakanı büyüler ve taşa çevirir. Hepsi taş kalplidir, sevgi nedir bilmezler, duygu ve acımaları yoktur.
Yapay zeka ve robotlarla insandan vazgeçmeye ve insanı feda etmeye hazırlanan postmodern Gorgonların Yeni Dünya Düzeni, insanın aşağılanması ve suçlanması, etik ve geleneksel değerlerin yıkılması, özgürlüklerin bastırılması, ahlaksızlık, saldırganlık, şiddet ve azgınlığın yüceltilmesi ile adeta bir “nihilist din” haline dönüşmüş durumdadır.
Böyle bir düzende keyif sürenler ve dokunulmaz olanlar ise: Küresel elitler, sömürgeci Avrupa krallıklarının çıkartıları ve hanedanlıklar, ultra kapitalistler, oligarklar, siyasetçiler, satılmış akademisyenler, satılık medya, din adamları, satılık bilim insanları, savaş lordları, ırkçılar, beyaz üstünlükçüler, apartheid yönetimler, neo-faşistler, neo-Naziler, neo-Siyonistler, şeriatçılar, aşiretler, mafyatik ve masonik yapılar, terör örgütleri, uyuşturucu kartelleridir. Hepsi sumen altından ittifak ve dayanışma içindedir. Dünya maalesef onlara kaldı.. Dünya onlar için cennet.
Çalışanlar, özgür düşünen insanlar, işçiler, emekçiler, sendikalılar, ücretliler, memurlar, küçük esnaf, köylüler, halk ve emekliler yani savunmasız ve korumasız evlerde oturan, kendini savunacak silahı bile olmayan orta sınıflar için bu dünya cehenneme dönüşmüş durumda. Ve bu korumasız ve sahipsiz orta sınıfı en yoksul kesime hedef olarak gösteriyorlar: Yoksulluğun ve enflasyonun nedeni olarak orta sınıf ve emekliler suçlanıyor. Orta sınıfı yok ederlerse alt tabaka küresel elitlere biat etmeye, tapınmaya, onların kılı ve kölesi olmaya çoktan razı. İşte Yeni Dünya Düzeni denen olgu zaten bu. Onun içinde yaşıyoruz. Bu düzen 9/11 İkiz Kuleler tezgahı ile kurgulandı ve devam ediyor.
Bu düzen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine göre milyarlarca insanın özgürlük, adalet, insanca yaşama, varolma ve kendi geleceğini belirleme hakkını zerre kadar umursamıyor. Zaten geldiğimiz noktada tüm etik, ahlaki ve ailevi değerleri sapkınca yadsıyacak bir aşamaya geçtiler.
Anne ve baba yerine “bir numaralı ebeveyn, iki numaralı ebeveyn ve üç numaralı ebeveyn” gibisinden sapkın adlandırmaları gerçekten istiyor muyuz ? Okullarda çok küçük yaşlardan itibaren insan soyunun yozlaşmasına yol açabilecek cinsel sapıklıkların dayatılmasını istiyor muyuz? Her tür pornografi ve uyuşturucu ilkokullara kadar inmişken çocuklarımıza kadın ve erkek dışında başka cinsiyetlerin de var olduğu fikrini dayatmak ve onlara cinsiyet değiştirme önerisinde bulunmak istiyor muyuz? Bu çok mu önemli ? Pedofili ve çocuklarla evlenmenin, artık okullarda bile örgütlenmeye başlayan LGBT şemsiyesi altında yasal hale getirilip suç olmaktan çıkarılmasını istiyor muyuz ? Gerçekten ülkemiz, dünyamız, gelecek kuşaklar ve çocuklarımız için istediğimiz bu mu? Etik ve ahlaki değerleri zayıflayan, sapıklık ve ahlaksızlığı hoş gören toplumlar, yağma, yozlaşma, yolsuzluk ve hırsızlığı da hoş görmeye başlarlar. Amaç zaten bu.
Tüm bunlar insanlık adına kabul edilemez.
Bu düzenin laboratuvarda virüs ve salgın hastalıklar üretip onları kitle imha silahı olarak kullanma, salgın bahanesiyle bireysel özgürlükleri kısıtlama gibi zehirli ve iğrenç taktiklerini bir çok insan zaten fark etti, ediyor. Bu uyanış salt Avrupa, Amerika, Türkiye değil Rusya, Çin gibi ülkelerde de yankı bulmaya başladı. 13 Nisan 2023 itibarile dünya çapında 6.839.960 kişinin salgın nedeniyle yaşamını yitirdiği WHO tarafından açıklanmıştır. 60+ yaş üstü Covid’den ölenlerin oranı %78,96’dır. Bunlar resmi rakamlardır, gerçek en az bunun iki katı kadardır.
Bu tek kutuplu küresel diktatörlüğe karşı Avrupa ve ABD’de çeşitli oluşumlar şekilleniyor. Ancak, bu oluşumlar güçlenecek mi, yoksa sönümlenecek mi göreceğiz. Bu yeni-sömürge paradigması küresel diktatörlük sonunda yıkılacak mı, yoksa tüm dünyaya egemen mi olacaktır ? Her koşulda Batı’nın bu düzeni dayatmak ve sürdürmek için her türlü kirli, barbar, ölümcül ve insanlık dışı yola başvuracağı açıktır. Batı’nın bu yağma, kara para aklama, yolsuzluk ve şantaj sistemini insanlarla dalga geçercesine sürdürmek dışında dünyaya sunacak iyi hiç bir şeyi yoktur.
Eğer savaş çıkacaksa bundan korkmayalım ve hazır olalım. Bu savaş insanlık onuru, dünya barışı, halkımız ve bu toprakları savunma uğruna verilecek bir savaştır. Gelecek kuşaklar için, çocuklarımız, torunlarımız ve onların torunları için bu savaşı gerekirse vereceğiz. Çocuklarımızın zihin ve ruhlarını dumura uğratmak için tasarlanmış bu köleliğe, bu sapkınlığa ve küresel soykırıma karşı çıkacağız, direneceğiz ve onları teşhir edeceğiz. İnsanlık adına seni suçlu buldum Medusa suratlı Batı ! Suçların asla affedilemeyecek kadar büyük ve korkunç.
Bugün Türkiye’yi, halkımızı, dilimizi, kültürümüzü, Atatürk Devrimlerini ve laikliği tarihten silmeye cüret edenler hem içimizde, hem de dışımızdalar. Geldiğimiz noktada konsolide olmuş ulusal bir topluma gereksinim var. Bu ulusal birlik ancak egemenlik, özgürlük, dayanışma ve adalet üzerine kurulabilir. Her ülke küreselci dayatmayı reddedip ulusal benliğine sahip çıkmak zorundadır.
Benim ve bir çok insanın ilke ve değerleri Hümanizm, insanın yüceltilmesi ve sevgidir. Bizim dönemimizde Galatasaray Lisesinde, değerli hocalarımız Pierre Dubois ve Tahir Alangu’dan, biz böyle bir eğitim aldık. Ama gözlemlediğim kadarıyla yeni mezunlar maalesef o seviyenin çok çok altında.
Yeryüzünü anavatanım gibi görüyorsam, bu bir Türk fakat aynı zamanda bir yeryüzü yurttaşı olarak yaşadığım, düşündüğüm, konuştuğum, eleştirdiğim, şiir yazdığım ve müzik yaptığım içindir. Bu, ailem, çevrem ve Galatasaray ocağından aldığım eğitimdendir. Yapay zekaya değil, insana, insandaki tinsel ve tanrısal güce inanıyorum. İnsanlığın tin ve teni benim tinim ve tenimdir, insanlığın yazgısı benim yazgımdır, acısı benim acımdır, öfkesi benim öfkemdir, isyanı benim isyanımdır, sevinci ve mutluğu da benim sevincim ve mutluluğumdur. Yaşasın insan !
(Foto: Facebook Yüksek Yargı Konseyi üyesi Tevekkül Karman)
“Facebook: Sanal İnternet Hapishanesi” başlıklı eleştirim yayınlandıktan hemen sonra Facebook Yüksek Yargı Konseyinden (Facebook Supreme Court Council) bir sürü uyarı ve tehdit mesajları geldi. Eski yıllarda paylaştığım bazı müzik videolarında telif hakları varmış ve bunlarla Facebook Topluluk Kurallarını İhlal etmişim. Hadi oradan. Daha önce niye izin verdiniz ve uyarmadınız o zaman. Şimdi mi aklınız başınıza geldi ?
Hem gerici, fanatik, dinci, şeriatçı, Atatürk ve Türkiye düşmanı, terörist hatta ırkçı örgütlerin paylaşımlarına izin vereceksiniz ondan sonra kalkıp kurallardan söz edeceksiniz. Hadi oradan. Benden rahatsızsanız hesabımı kapatırsınız. Ben sizin ikiyüzlülük ve çifte standartlarınızı her ortamda teşhir etmeye devam edeceğim.
Şimdi bakalım bu Yüksek Yargı Konseyinde kimler varmış. Şaka gibi ama 20 kişilik bu konseyde 1. Nobel ödüllü Yemenli gazeteci Tevekkül Karman · 2. Maina Kiai · 3. Evelyn Aswad · 4. Endy Bayuni · 5. Pamela Karlan · 6. Nighat Dad · 7. Emi Palmor · 8. John Samples gibi hukukçular, hakimler, aktivistler ve gazetecilerin yanı sıra eski Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt de bulunuyor.
Tevekkül Karman hakkında Müslüman Kardeşler’in Yemen kolu olduğuna dair ciddi iddialar var. El Islah Partisi’nin önde gelen bir üyesidir. Karman, farklı ülkelerde nefret ve tedirginlik yayan Müslüman Kardeşler’e sadakati ile biliniyor. AE haber kanalına göre Facebook Yüksek Yargı Konseyi üyesi Tevekkül Karman, Müslüman Kardeşlerin Yemen kolu olarak biliniyor. Katar’dan milyonlarca dolar aldı. Karman, 2015 yılında Yemen’deki meşru hükümete karşı Husi darbesini destekledi ve Yemenli Yahudilerinin İsrail’e nakledilmesi için Mossad’a destek verdi.
Facebook’un ne mal olduğunu gördünüz mü şimdi ? Başlarım sizin konseyinize. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz aslanım ? Devlet içinde devlet mi oldunuz ? Evrensel etik kuralları vardır. Bu kurallara uyup önce insan olmayı, insan haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne saygı göstermeyi öğrenin. Facebook’un bu kadar karanlık ilişkilerde olacağını doğrusu tahmin etmemiştim. Yazıklar olsun.
“CHP’nin geçmişte yarattığı derin yaralar vardır.Uzun süre bu yaraları yaratan o sistemi değiştirmekle uğraştım.Ben bu yaraların kapanması için helallik isteme,helalleşme yolculuğuna çıkıyorum.”Kemal Kılıçdaroğlu
Kılıçdaroğlu kaset kumpasıyla CHP’nin başında oturduktan sonra “biz Y-CHP olduk” dedi. Partideki Atatürkçüleri temizleyip, laikliği ve devrimleri çöpe attı, dincileri ve Kürtçüleri partiye doldurdu.
2009 belediye seçimlerinde İstanbul’dan aday oldu. Fakat kaybetti, AKP adayı Kadir Topbaş kazandı ve İBB Başkanı oldu.
2010 referandumunda kaydını İstanbul’dan Ankara’ya aldırmayı unuttuğundan oy kullanamadı.
Prof. Yılmaz Büyükerşen yerine “ Ekmek için Ekmelettin” sloganıyla İslamcı Ekmelettin’i aday gösterdi, seçmenle dalga geçercesine “tıpış tıpış gidip oy kullanacaksınız” dedi. Ekmelettin seçimi kaybetti.
Tek bir kişiye savaş yetkisi veren tezkerelere destek verdi.
“Ben Seyitim peygamber soyundan geliyorum” dedi
Hiç utanmadan “ben Dersimli Kemalim” dedi. Kürtçülerin ve terör örgütünün ağzıyla Tunceli’ye “Dersim” dedi.
Önüne gelenle helalleşti, helalleşme yolculuğuna çıktı
Hiç utanmadan “ben bozkurt Kemalim” dedi
Hiç utanmadan Saidi Nursi’yi sahiplendi, Nurcu gazetecilerle görüştü, türbanı gereksiz yere tekrar gündeme getirdi.
“Ben bir numaralı ülkücüyüm” dedi. ,
AKP’yi taklit etmeye çalıştı. Devrim, laiklik ve cumhuriyet ilkelerini referans alacağı yerde gerici ve dinci söylemleri kullandı.
ABD, Almanya ve İngiltere’ye gidip pişkin pişkin banker ve tefecilerden para dilendi. George Soros’un adamlarından Jeremy Rifkin’i kendisine baş danışman yaptı. ABD’de iken Nazilerin etkin olduğu Ukrayna’yı destekledi: Ukrayna’nın yanında olmalıyız dedi.
28 Nisan 2023te “Bugün Atatürk yaşasaydı Elon Musk’ın uzayı kolonize etmesine gönlü el vermezdi. Biz de onun vizyonu doğrultusunda, tam da bunu yapacağız. İktidara geldikten hemen sonra AHL’yi ‘Havacılık ve Uzay Çalışmaları Merkezi’ haline getireceğiz.” dedi.
2023 seçimlerinde ‘Kemalizm ırkçılıktır’ diyen Taraf gazetesi yazarı Yüksel Taşkın’ı İzmir’den,
AKP eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i Çankaya’dan aday gösterdi.
Kendisini eleştiren Yılmaz Özdil, Fatih Altaylı, Fatih Portakal, Selçuk Tepeli gibi dürüst yazar ve sunucuları işten attırdı. En son Nihat Genç’e 200 bin TL tazminat davası açtı.
AKP’yi ağır bozguna uğratmış ve kazanma olasılığı yüksek olan İmamoğlu veya Yavaş gibi kişilerin Cumhurbaşkanlığına ve parti genel başkanlığına aday olmasını engelledi ve hala onları Muharrem İnce’ye yaptığı gibi harcamakla uğraşıyor.
2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden büyük bozgunla çıkmış olmasına rağmen koltuğu bırakmıyor ve sonuna kadar direnmekte kararlı. Türkiye ve CHPli seçmen onun zerre kadar umurunda değil.
Hiç konuşmasa, ağzını açamasa, kıpırdamasa, hatta hiç siyasete girmemiş olsaydı AKP iktidarı kendiliğinden devrilip giderdi. Ama konuştukça AKP’ye sürekli can suyu sağlıyor ve seçmeni çileden çıkartıyor. E “böyle muhalefet dostlar başına” diye boşuna söylenmiyor.
Türkiye üzerine CHP ve Kılıçdaroğlu aracığıyla büyük bir oyun oynanıyor: Oyunu tezgahlayan Soros. Kılıçdaroğlu hem CHP, hem de Türkiye için “zararlı” bir kişidir. Onun CHPsi Atatürk devrimlerinden, Atatürk’ün gösterdiği yoldan, devrim ilkelerinden, laiklikten ve cumhuriyetten çoktan sapmış, dinci, Kürtçü ve siyasal İslamcı bir partiye dönüşmüştür. CHPli seçmen 2024 Mart ayındaki belediye seçimlerinde Kılıçdaroğlu ve partisini gerektiği şekilde mutlaka ve mutlaka cezalandırmalıdır.
Türkiye’de Sadece Türkiye değil, tüm dünya ülkelerinde devlet ve devletin kurumları halk ve birey karşısında salt bir sindirme ve baskı gücü olarak konuşlandı. Ortam suçlular, kanun kaçakları, yağmacılar, yolsuzluk yapanlar, mafyatik çeteler, terör örgütleri, uyuşturucu kartelleri, kara para aklayan bankalar, kalpazanlar, tarikatlar, aşiretler, kadın düşmanları, pedofiller için bir cennet oldu; yasalara, düzene uyan sıradan insanlar veya sessiz çoğunluk için cehennem haline dönüştü..
Suç işleyenler adil bir şekilde cezalandırılmadığı için günlük yaşam düzgün ve dürüst insanların hapishanesi ve karabasanı haline geldi. Yasa dışı işler yapanların sırtı sıvazlanıyor, güvenlik güçleri onları hoş görüyor, ancak aklı başında insanların yaşam alanı bilinçli olarak daraltılıyor, normal kendi halinde insanlar, ortalıkta kol gezen teröristler, şehir eşkiyaları ve suçlularla karşılaşmamak için adeta saklana saklana yaşamaya çalışıyor.
Toplumda gittikçe azgınlaşan saldırgan gruplar hükümetler tarafından destekleniyor: Halkı sindirmek ve ezmek için polis, jandarma ve askerden sonra dördüncü bir güç olarak kullanılıyor. İnsanların miras hakkı ve mülkiyet edinme hakkının engellenmesi içinçalışmalar yapılıyor. Artık başka milletleri sömüremedeiği için ülkeler kendi milletinin malına ve mülküne çökmenin ve insanı mülksüzleştirme plamnları yapıyor. Artık her şeyin sahibi küresel elit çete olacak, halkın mal, mülk, ev, otomobil, arsa, hatta bilisayar programı satın almeai bile engellenecek, bu gibi şeyleri sadece kiralayabilecektir.Milletin malına mülküne çBu dünyanın her yerinde böyle ve bu kasten bilerek yapılıyor ve Dünya Ekonomik Forumunda basına kapalı yapılan toplantılarda bunlar kararlaştırılıyor.
Yeni Dünya Düzeni işte bu: Çoktan kuruldu ve artık onun içinde yaşıyoruz. Bu sürecin başlamasıyla birlikte insanların benimsemiş oldukları ortak ve ulusal değerler buharlaşmaya başladı. En önemlisi, gelecek umudu ve yarının bugünden daha iyi olacağına dair olan umut ortadan kalktı. Yoksullaşan işçiler, emekliler, meslek sahipleri, memurlar ve esnaftan oluşan geleceği belirsiz büyük bir güvencesizler kitlesi oluştu. Oysa insanların yıllardan beri istedikleri şeyler aynı: İnsan hakları, demokratik haklar, parasız eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, eşitlik ve saygı görmek. Bunları sağlayamayan bir devletin yasalarına neden uysunlar ki?
Halk siyasal partilerin ve kendi elleriyle seçtiği yağlı ballı aylık alan milletvekillerinin toplumun en zengin kesimine hizmet ettiğini, ödediği vergilerle ekonomik çarkın salt varlıklı sınıfların lehine döndüğünü, her seçimden sonra olduğu gibi kendisine büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluğun kaldığını acıyla gördü.
Açıkça görünen çirkin gerçek şu ki gerek muhalefet partileri olsun, gerek iktidar olsun artık hiçbir şeyden korkmuyor, hiçbir şeyi umursamıyorlar. Bu dünyanın her yerinde böyle. Ne halkın direnişi, ne yasalar, ne protestolar, ne yüz kızartıcı durumlara düşmek, ne hapis, ne başka bir şey onları korkutmuyor. Zira Yeni Dünya Düzeninde hukuk, adalet, yasalar, tüm ekonomik, hukuksal ve siyasal yapı onların denetiminde ve onlardan yana. Onlar, tüm güçleriyle adeta yangından mal kaçırır gibi büyük bir hırsla ceplerini doldurmaya ve pastadan en büyük payı almaya utanmadan devam ediyorlar. Ekonominin tüm yükünü taşıyan, ağır vergiler altında nefes alamayan halka, emekçilere ve emeklilere sadece kemirecek bir iki kemik parçası kalıyor.
İnsanlar geleceğin daha iyi olacağına dair umudunu kaybetmiştir. Demokrasiye inancı kalmamıştır. 21. yüzyılın hastalığı budur. Bunun çok acı sonuçları olmakta ve olacaktır. İşte tüm bu nedenlerden dolayı insanlık düşmanı küresel elit azınlık, oligarklar ve tüm siyasal partileri nefret ve tiksintiyle lanetliyorum. Onlar insanlığı yok etmeden, insanlığın onları yok etmesi gerekmektedir. Artık uzlaşma ve barış yok.
“İnsan denen “kozmik yaşam formu” kadar doğaya ve çevreye saygısız başka bir tür yok. Bütün diğer canlılar doğa ile uyum içinde yaşıyorlar. İnsan bu dünyanın gerçek şeytanı haline dönüşmüştür. İçindeki kötülük geni ve zaptedilmesi imkânsız egosuyla bizzat kendi gelecek nesillerine bile saygısız bir konuma ulaşmış durumdadır.”
Bu yukarıda söylem günümüzde her ortamda sıkça paylaşılıyor, insan ve insanlar sürekli aşağılanıyor ve suçlanıyorlar. Homo Sapiens adlı eserinde Yuval Noah Harari insanı savaşçı, kan dökücü, çevre ve doğayı tahrip eden “kötü” ve zararlı bir “tür” olarak tanımlıyor.
Günümüzde insanı suçlamak adeta moda oldu. Siyasetçiler, liderler, din adamları, işverenler, sanatçılar, aydınlar, akademisyenler, muhalefet, iktidar hep birlikte insanı suçluyor ve aşağılıyorlar. İktidarın yanı sıra, başta CHP olmak üzere muhalefet partileri de insanları sürü olmak, makarna ve çaya satılmakla suçlamadı mı ? Ve hala benzer şekilde suçlamaya devam etmiyorlar mı ? İyi de eğer bir paket makarnaya bile muhtaç ise, o insan ne yapsın ?
CHP Akbelen’de ağzının payını aldı. Bu daha başlangıç. Yuhalandılar, kovuldular ve rezil oldular. Peki geri adım atacaklar mı ? Asla ! O dolgun maaşlar, onca şatafat, onca izzet, ikbal, itibar, korumalar, zırhlı araçlar terk edilir mi ?
Halk, insanlar, ücretliler, emekçiler ve emekliler kimsenin umurunda değil. Bu kadar baskı altında ezilip de yoldan çıkmayan ulus var mıdır ? Almanlar Hitler, İtalyanlar Mussolinin arkasından koştu. İtalya’da şu an faşistler iktidarda. Aydınlar, düşünürler, akademisyenler, hukuk ve medya baskı altına alınınca ve insan faktörü aşağılanınca insan sahipsiz ortada kalır. İnsanlar kendilerinin değersiz varlıklar olduğuna inanmaya başlar. Değersiz varlıkların hayatları ve yaşamları da değersizdir. En ufak bir sorun çıktığında birbirlerini öldürürler. Öldüklerinde kimse göz yaşı dökmez, kimsenin haberi bile olmaz. Oysa zenginler öldü mü yer yerinden oynar.
Tüm diktatörler sıradan insanı aşağılamıştır. Kilise de bunu yapmıştır. Kilise’nin gözünde günah içinde doğmuş insan yaşamaya layık bir varlık değildir, günah da genetik kodla babadan oğula geçer ve kuşaklar boyunca sürer: O nedenle insan ölüme ve yok edilmeye müstahaktır. Kurtuluş ancak Kilise’ye boyun eğmekle gerçekleşir.
Yaşam mücadelesi veren, enflasyon ve ağır vergiler altında ezilip sonra vergi affını bir lütuf gibi sunan yönetimlere oy verenleri suçlamak mantığa aykırı bir durum. Ezilen bir halk hiçbir zaman siyasal otoriteye meydan okuyamaz. Okursa bunun bedelini en ağır şekilde hayatıyla öder. Gezi olayında aynen böyle oldu. Gezi olayları 10 ölü, 60 ağır yaralı ile sona erdi. Toplam yaralı sayısı 7832. Bunlar resmi rakamlar. Hapse girenler, tutuklananlar, hayatları sönenler gırla. 2023 seçimlerinden sonra bir avuç kişi hariç başta muhalefet olmak üzere herkes Sarayın yalakası oldu.
İnsanı suçlamakla ve aşağılamakla bir çözüme ulaşamayız. Tam tersi bir de bakarız ki farkına varmadan insanlık düşmanlarının, küresel elitlerin, ultra-kapitalistlerin, savaş baronları, oligarklar ve uyuşturucu kartellerinin safında yer almışız.
İnsan toprak gibidir: Ne ekersen onu geliştirir, büyütür. Kötü tohum ekersen, kötü tohum çıkar, pislik ekersen tinsel lağımlar patlar. İnsanı suçlamak toprağı suçlamak gibidir. Oysa, asıl suçlular küresel elit azınlık, ultra-kapitalistler, oligarklar, çeteler ve baştaki fotoğraftaki onların siyasal temsilcileridir; perde arkasında gizlenip insanları suçlayan ve onları değersiz, yok edilmeye müstahak bir “tür” olarak gösterenlerdir. O ikiyüzlüleri, o insanlık düşmanlarını, o ruh hastalarını eleştirmek, açığa çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Savaşımız onlara ve onların yandaşlarına karşıdır.
French riot police clash with protesters during a demonstration in Bordeaux on Tuesday as the French government pushed ahead with a controversial labor bill. The legislation has sparked two months of street protests.
Bir zamanların “insan hakları ülkesi” Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri insan hakları, özgürlükler, toplumsal kalkınma, sosyal refah devleti gibi ilkeleri çoktan unuttular ve bıraktılar. Devlet ve devletin kurumları toplum ve birey karşısında salt bir sindirme ve baskı gücü olarak konuşlandı.
Ultra-teknolojik gelişme ve insansı robotların devreye girmesi sanayi ve üretimin yapısını ve insana bakışı temelden değiştirdi. Emeklilik yaşını düşürme, zenginlerden daha çok vergi alma gibi girişimlerin hepsi çuvalladı. Varlıklı sınıf ile diğer sınıflar arasındaki uçurum daha da derinleşti. Dünyanın kaynakları, Medya, haberleşme ve iletişim elit bir azınlığın denetimine girdi, ülkeler ticari şirketlere dönüştü, insan değersizleştirildi. İnsan, barışı ve çevreyi tehdit eden tehlikeli ve yok edilmesi elzem bir “tür” olarak tanımlandı. İnsan hakları çöpe atıldı, sendikalar sermayenin hizmetine girdi, sol partiler zayıflarken ırkçı ve aşırı sağ faşist partiler hızla güçlendi, bir çok ülkede iktidar oldular, apartheid rejimlere yeşil ışık yakıldı.
Barış, çevre ve insanlığı tehdit edenin “insan” değil, ancak küresel elitler, oligarklar, ultra-kapitalistler, savaş baronları ve uyuşturucu kartelleri olduğu ve bunların dayanışma içinde olduğu gözden kaçırıldı.
Hitler ve Mussolini’nin hayaletleri Avrupa’da kol gezerken Temmuz 2023’te Fransız polisi hedef gözeterek ırkçı bir cinayet işledi. Silahsız bir genç aracında kasten başından vuruldu. Bu ırkçı cinayet büyük bir tepkiye yol açtı. Protesto için sokağa dökülen kalabalıklar araçları, binaları, mağazaları yağmaladılar, ateşe verdiler. Yıllardır sürekli dışlanan, aşağılanan, ikinci sınıf yurttaş muamelesi gören Avrupa kökenli olmayan etnik grupların (Cezayirliler, Tunuslular, Faslılar, Afrikalılar, Asyalılar, Ortadoğulular, sığınmacılar, mülteciler) birikmiş öfkesi sonunda patladı.
Neredeyse her gün bir mülteci teknesinin çeşitli bahanelerle kasten batırılışını izleyen bu insanlar gelecek günlerin kendileri için daha iyi olacağına dair umutlarını çoktan yitirmiş durumdalar. Vatansız, kimsesiz ve sahipsiz kaldılar. İşte işin en korkunç yanı budur: İnsanların umudunu yitirmesi.
Düğmeye bir kere basıldı: Bu bir başlangıç ve arkası gelecektir. Fransız polisince yapılan bu ırkçı cinayetin ABD polisince Siyahlara yapılan ırkçı cinayetlerden hiç bir farkı olmadığı gerçeğine herkes inanmış durumda. Sadece etnik gruplar değil, yoksullaşan işçiler, emekliler, meslek sahipleri, memurlar ve esnaftan oluşan geleceği belirsiz büyük bir güvencesizler kitlesi de bu inançta ve çaresizlik içinde sağa sola yalpalayıp duruyorlar. Toplumun bu en alt, en ezilen kesimi büyük bir öfke içinde. Sarı Yelekliler gibi onların da istekleri aynı: insan hakları, demokratik haklar, parasız eğitim, sağlık, güvenlik, eşitlik ve saygı görmek. Bunları sağlayamayan bir devletin yasalarına neden uysunlar ki?
Küreselcilerin dünya ekonomisine egemen olmasıyla birlikte insanların benimsemiş oldukları ortak değerler, onları bir arada tutan etik ilkeler, ulusal değerler buharlaşmaya başladı. En önemlisi, gelecek umudu, ilerleme duygusu ve yarının maddi ve manevi olarak bugünden daha iyi olacağına dair olan inanç ortadan kalktı. Millet siyasal partilerin ve kendi elleriyle seçtikleri yağlı ballı aylık alan milletvekillerinin toplumun en zengin kesimine hizmet etmek ve onların çıkarlarını korumak olduğunu, ödedikleri vergilerle ekonomik çarkın salt varlıklı sınıfların lehine döndüğünü, kendilerine sadece bir iki kemik parçası kaldığını fark etmeye, vaatlerle dolu her seçimden sonra her zaman olduğu gibi geriye büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluğun kaldığını ve kalacağını acıyla görmeye başladılar, gördüler. İşte: Hayatlarının sonuna gelmişlerdi, ama onlar için ve çocukları için bir gelecek yoktu.
Bu uyanış süreci başka ayaklanmaları ya da bu ayaklanmalar başka uyanış süreçlerini tetikleyebilir mi? Haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluğa karşı yapılan bu tür ayaklanmalar daha bilinçli ve örgütlü eylemlerin, yeni siyasal oluşumların öncülü olabilir mi ? Bunlar iktidarların geri adım atmasına ve ezilen sınıfların koşullarının iyileştirilmesine yol açabilecek midir ? Asla ! İktidarlar daha beter, daha acımasızca, daha sinsi taktiklerle hatta gerektiğinde diğer ülkelerden de askeri yardım alarak insanların adalet ve demokrasi için başlattıkları protesto ve başkaldırıları ezmek için hazırlıklıdırlar.
Zira dünyanın her yerinde görüyoruz ki gerek muhalefet gerek iktidar olanlar, devleti yönetenler artık hiçbir şeyden korkmuyor, hiçbir şeyi umursamıyor. İnsanların güvenlik güçlerince hedef gözetilerek katledilmesi onların zerre kadar umurlarında değil. Ne halk, ne yasalar, ne protestolar, ne askeri darbe, ne yüz kızartıcı durumlara düşmek, ne hapis, ne başka bir şey onları korkutmuyor. Zira hukuk, adalet, yasalar, tüm ekonomik, hukuksal ve siyasal yapı onların denetiminde ve onlardan yana. Onlar, tüm güçleriyle adeta yangından mal kaçırır gibi büyük bir hırsla ceplerini doldurmaya devam ediyorlar ve edecekler. Onların gündeminde aya turistik seyahatler düzenlemek, yapay zekalı insansı robotları sanayi, üretim ve iş hayatında kullanarak personel giderlerini minimize etmek gibi konular var.
İnsanlık geleceğin daha iyi olacağına dair umudunu kaybetmiştir. 21. yüzyılın hastalığı budur. Bunun çok acı sonuçları olmakta ve olacaktır. Küresel elit azınlık ve oligarklar insanlığı yok etmeden, insanlığın onları yok etmek için ivedilikle harekete geçmesi gerektiği kanısındayım. Ama bu nasıl olacak bilemiyorum. Yarın çok geç olabilir.
masaları yumruklayarak bu iş olmaz. Bu asabiyetle %44 aldığın oyu da yitireceksin. Masaya elini vuracağına, kafanı duvarlara vur.
Hala “vallahi de billahi de burdayım” diyerek hala dinsel referansları kullanıyorsun be hey şaşkın adam.
Hala “dik duracağım” diye tweet atıyorsun. Yahu birader bırak bu AKP ağızlarını. Dik dursan ne yazar, millet moral bozukluğu içinde yere serilmiş. Sana oy veren kitle tepeden tırnağa depresyon içinde. Bizi ruh hastası yaptın be adam. Bu millete ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşattığının farkında mısın ? Ne kadar büyük bir acı yaşadılar biliyor musun ? Millet siyasetten tiksindi.
Ben de üzüldüm ama senin bu işi beceremeyeceğini zaten biliyordum. 10 senedir her ortamda sürekli seni ve senin Y-CHP’ni eleştiriyorum. Arkadaşları uyardım. Ama bir iki kişi dışında beni dinleyen olmadı.
“Kazanacak aday” diye ısrar eden Meral Akşener’i neden dinlemedin ? Neden İmamoğlu veya Yavaş’ın aday olmasına izin vermedin ? Neden onları engelledin ? Bu hırs ne ? Bu ihtiras ne ? Neden onları da seçim gecesi yanlış açıklamalar yapmaya zorlayarak yalancı durumuna düşmelerine yol açtın? Neden onları da kendine benzettin ? Şimdi onlar da senin gibi Tıpışçı oldular.
Hala görmüyor musun ?
Yine kaybettin. Evet ilk turu kaybettin. Ne oldu ilk turu %60la alacağım derken % 44 te kaldın? Ne oldu büyük olaylar olacak, sakın sokağa çıkmayın diyerek milleti korkuttun ? Hepsi fasarya çıktı.
Dinci söylemlerle, helalleşme yolculuklarıyla, Saidi Nursi ve türbana sahip çıkmakla, “Seyitim, peygamber soyundan geliyorum, Aleviyim” diyerek dindar kesimden oy devşiremezsin.
“Ben Kemal geliyorum” diyerek eski filmlerin dandik replikleriyle de kazanamazsın.
Amerika, İngiltere ve Almanyalara gidip destek isteyerek, George Soros’un adamını Baş Danışman yaparak, Amerikanvari video konferanslar düzenleyerek de bu milletin gözünü boyayamazsın.
Millet bunları yutmaz.
Bak şu gerçeği gör: Millet sırf AKP’den kurtulmak istediği için sana oy verdi. Senin yerine bir bez bebek ya da tahtadan kukla koysalar ona da oy verirlerdi.
Nasıl olsa ikinci turda da kazanamayacaksın. Onun için onurlu davran. Masaları yumruklayıp huysuz bir ihtiyar gibi tepişeceğine CHP’nin fabrika ayarlarına döneceğinden söz et. Yani öncelikle kendi parti tarihini içselleştirmen gerekiyor. Hata yaptığını kabul et. Atatürk, laiklik ve devrimlerden söz et. Kürtçülüğü reddet. Ulus devlete ve Altı Ok’a sahip çık. Daha 12 günün var.
Biz senin kabızlığın ve CHP’nin beceriksiz siyaseti yüzünden AKP’ye 5 sene daha katlanmak zorunda mıyız ?
İlk turda paçayı kıl payı kurtardın. %60 ile ilk turda kazanıyorum derken % 44.9da kaldın. Rakibin olan kişi %49,5 oy aldı.
Ama ikinci turda hiç şansın yok. Mecliste zaten çoğunluk AKP-MHP blokunda. O nedenle;
hayatında bir kere dürüst olup bugüne kadar yapmış olduğun akıldışı eylem ve söylemlerinde çok hatalı olduğunu ve çok pişman olduğunu;
George Soros’tan talimat alarak hareket ettiğini;
Kaset kumpasıyla CHP’nin başına oturduğunu, yine benzer bir kumpasla Muharrem İnce’yi ikinci kez harcadığını, buna rağmen ilk turda başarısız olduğunu ve yine kaybettiğini;
TV kamereaları önünde içtenlikle itiraf et ve kabul et.
BAĞIŞLANMA DİLEMEN GEREKEN KONULAR
Bu millete
Ekmelettin’e tıpış tıpış gidip oy vereceksin
dediğin için;
Ben Dersimli Kemalim;
Ben Seyitim peygamber soyundan geliyorum;
Bir numaralı ülkücü benim;
Ben Bozkurt Kemalim;
Sevgili evlatlarım ben Aleviyim;
Bugün Atatürk yaşasaydı, (…) Elon Musk’ın kendi başına uzayı kolonize etmesine gönlü el vermezdi. İktidara geldikten hemen sonra Atatürk Havalimanı’nı, ‘Havacılık ve Uzay Çalışmaları Merkezi’ haline getireceğiz;
dediğin için Yüce Türk Milleti’nden bağışlanma dileyeceksin.
SÖZ VERMEN GEREKEN DİĞER KONULAR
Atatürk’e, Atatürk ilkelerine, devrimlere ve en önemlisi laikliğe ihanet ettiğini itiraf edeceksin,
laiklik ve devrimleri sonuna kadar savunacağına;
George Soros’un talimatıyla hareket etmeyeceğine, Jeremy Rifkin gibilerini danışman yapmayacağına;
Helalleşme gibi dinci söylemleri ve İslamcı ağızları bırakacağına;
Saidi Nursi ve gerici tarikatları desteklemeyeceğine;
CHP’deki Kürtçüleri tasfiye edeceğine;
Kıbrıs’ta geri adım atmayacağına ve Kuzey Kıbrıs Türk Devletinin haklarını savunacağına;
Kürtçülüğe, federasyona, ayrı bir etnik ve ırkçı devletin Türk Topraklarında kurulmasına asla izin vermeyeceğine;
Anayasasının ilk dört maddesinin asla değiştirilemeyeceğine;
ABD ve AB veya başka hiçbir devlete yalakalık yapmayacağına
namusun ve şerefin üzerine Yüce Türk Milleti’ne söz vereceksin.
İmdi, 28 Mayıs 2023 ikinci tura kadar 12 günün var. Masalara yumruk atarak tepişeceğine kafanı duvara vur belki daha iyi çalışır. Bu süre içinde tüm bunları yaparsan belki Yüce Gök bu millete acır da senin için hiç olmadık bir tansık yapar. Yoksa yine eski tas eski hamam söylemlerine dönersen işin bitik. Böylece siyasal kariyerin de büyük bir başarısızlıkla sona ermiş olacak. O nedenle en azından bu dediklerimi yaparsan tarihte belki saygın bir isim olarak yer alabilirsin.
ATATÜRK HAVALİMANI UZAY MERKEZİ OLUYOR, UZAYA GİDİYORUZ !
Artık eller aya, biz yaya devri sona erdi. Yeni bir çağ başlıyor: Eller aya, biz uzaya ! İstikbal göklerde değil, uzaydadır ! Bu haber uzaylılar arasında bile büyük bir heyecan yarattı. Yıldızlar Arası Gezegenler Eş Başkanları Darth Vader ve Obi Wan Kenobi bu çılgın projeyi sonuna kadar desteklediklerini açıkladı.
Kılıçdaroğlu, 28 Nisan 2023te Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Amerikan Sierra Nevada Şirketi’nin katkısı ile AHL’yi uzay merkezi yapacağını söyledi. Konuşmasının devamında Atatürk Havalimanı hakkındaki projelerinden bahseden Kılıçdaroğlu
“Bugün Atatürk yaşasaydı (…) Elon Musk’ın kendi başına uzayı kolonize etmesine gönlü el vermezdi. Biz de onun vizyonu doğrultusunda, tam da bunu yapacağız. İktidara geldikten hemen sonra Atatürk Havalimanı’nı, ‘Havacılık ve Uzay Çalışmaları Merkezi’ haline getireceğiz.” dedi.
Bu da Kılıçdaroğlu’nun çılgın projesi olsa gerek. İmdi bu eğlenci girişten sonra daha ciddi ve trajik konulara geçelim:
CHP’NİN KARŞI DEVRİMCİ KRONOLOJİSİ
Kılıçdaroğlu kaset kumpası ve George Soros’un desteğiyle CHP’nin başında oturduktan sonra “biz yeni CHP olduk” dedi. Partideki Atatürkçüleri temizleyip, laikliği ve devrimleri çöpe attılar, dincileri ve Kürtçüleri partiye doldurdular.
Kılıçdaroğlu 2009 belediye seçimlerinde İstanbul’dan aday oldu. Fakat kazanamadı, AKP adayı Kadir Topbaş kazandı ve İBB Başkanı oldu.
2010 referandumunda ise kaydını İstanbul’dan Ankara’ya aldırmayı unuttuğundan oy bile kullanamadı.
Kılıçdaroğlu, Prof. Yılmaz Büyükerşen yerine “ Ekmek için Ekmelettin” sloganıyla İslamcı Ekmelettin’i aday gösterdi, “tıpış tıpış oy kullanacaksınız” dedi. Ekmelettin seçimi kaybetti.
“Ben Seyitim peygamber soyundan geliyorum” dedi
Ankara’dan İstanbul’a yürüdü olmadı
Hiç utanmadan “ben Dersimli Kemalim” dedi
Önüne gelenle helalleşti, helalleşme yolculuğuna çıktı
Hiç utanmadan “ben bozkurt Kemalim” dedi
Hiç utanmadan Saidi Nursi’yi sahiplendi, Nurcu gazetecilerle görüştü, türbana sahip çıktı, “Ben bir numaralı ülkücüyüm” dedi. Şimdi Yeni Asya gazetesi ve Nurcular CHPyi destekliyor.
Kılıçdaroğlu 2 Mayıs günü uzaya gidileceğini ve AHL’nin Amerika’nın yardımıyla uzay merkezi olacağını söyledi.
KÜRTÇÜLÜK SORUNU
Kılıçdaroğlu’nun 11 Mart 2023 günü Diyarbakır’da basına kapalı yaptığı toplantıda Kürt sorununun çözümü, Kürtçe eğitim gibi konular konuşuldu. O saatlerde HDP Millet ittifakına desteğini Nevruz Deklarasyonu’nu açıklayarak Kürtlere özgürlük verilmesini talep etti:
“Buradan çıkaracağımız güçlü iradeyi Türkiye’nin tamamına, en başta da Kürt halkının özgürlük ve demokrasi kapılarını sonuna kadar açacağının farkındayız. Buradaki idareyi ve ortak mücadeleyi en geniş demokrasi ittifakı çerçevesinde yürütmek HDP’nin temel politikasıdır. Kürtlere özgürlük bütün Türkiye’ye demokrasi vadeden tek yoldur.”
KILIÇDAROĞLU’NUN AMERİKALI DANIŞMANI
Kılıçdaroğlu’nun yeni danışmanı Jeremy Rifkin ekonomist falan değil. Amerikalı bir deneme yazarı, ekonomik ve toplumsal konularda öngörü uzmanı, fütürist, ya da postmodern kahin. Wharton İşletme Yüksek Okulu’ndan ekonomi alanında sadece lisans derecesi var. Yani “tüccar terzi” gibi bir şey. İmdi, yüksek lisans ve en azından doktora tezi verilmeden öyle tayyareden ekonomist olunmaz. Türkiye’de bir sürü değerli ekonomist, iktisatçı varken futbolcu ithal eder gibi Amerika’dan danışman ithal etmenin mantığı ne ?
77 ADAY SEÇİLDİKTEN SONRA CHP’DEN İSTİFA EDEREK AKP’YE GEÇEBİLİR
Kılıçdaroğlu CHPli olmayan 77 kişiyi milletvekili adayı gösterdi. Bunların içinde Fetöcüler, eski AKPliler, şeriatçılar, tarikatçılar, Atatürk düşmanları herkes var. 20 sene Erdoğanla beraber olan Davutoğlu ve Babacan’ın CB yardımcısı olacak . Bunlar seçilirse hepsi beleşten zamlı milletvekili maaşlarına konacaklar, sefa sürecek, dokunulmazlık kazanacaklar ve hiçbirinden hesap sorulamayacak.
Özelleştirmeler yapılırken Babacan Ekonomi Bakanı, Suriyeliler Türkiye’ye gelirken Davutoğlu Başbakandı. CHP Balıkesir listesinde 3’üncü sırada Babacan’ın adamı var.
İzmir’de ‘Kemalizm ırkçılıktır’ diyen Taraf gazetesi yazarı Yüksel Taşkın aday.
AKP Adalet Bakanı Sadullah Ergin CHP Çankaya Listesinden aday. Bu adam Silivri de generalleri yargılamadı mı, yargıyı FETÖ’ye teslim etmedi mi ?
Türkiye üzerine CHP ve Kılıçdaroğlu aracığıyla ile büyük bir oyun oynanıyor: Oyunu tezgahlayan George Soros. Bu 77 aday seçildikten sonra milletvekili maaşlarını cebe indirip CHP’den istifa ederek AKP’ye geçebilir. Türk halkı bu bataklıktan nasıl kurtulacak doğrusu merak ediyorum. Gelecek kapkaranlık.
The leaders of the G20 Summit gather around the meeting table for the first plenary session of the summit in the Pittsburgh Convention Center in Pittsburgh, Pennsylvania, September 25, 2009. REUTERS/Jim Bourg (UNITED STATES POLITICS BUSINESS IMAGES OF THE DAY)
Have as many meetings as you want,
Take as many decisions as you want,
Make as many dirty plans as you want.
No matter what the hell you do
In order to protect our freedom,
The future of our children and
The Humanity, and
To build a better world without you,
We will never obey you,
We will never forgive and tolerate you,
We will never compromise with you,
We will never accept even your best, most peaceful seeming proposals hiding absolutely an evil trick or a toxic harm in them.
We will resist, challenge and fight you, and
We will never allow you to rule this world as per your own request,
Ayten Alpman’ın “Memleketim” şarkısının özgün versiyonu aslında “Haham Elimelek” adlı eski bir Yidiş halk ezgisidir.
Ezgi şarkı söyleyip, dans eden, likör, şarap içen ve iyice kafayı bulduktan sonra çevreye ayıp el işaretleri yapan Haham Elimelek ve Haham Naftali ile onların müzisyenlerinin yaptıkları şamatayı hicveder.
Bu folklorik ezginin özgün Yidişçesini ilk kez bir Musevi arkadaşım 1974 Ağustosunda (Kıbrıs Çıkartması yapıldığı yıl) gitarla bana çalmıştı.
Tabi ben de şallak mallak olmuştum. 😃
Türkçe sözleri aşağıda veriyorum:
HAHAM ELİMELEK
Haham Elimelek
Çok mutlu olmuştu
Elimelek çok mutlu olmuştu,
Kollarındaki Tefilini (dua şeritleri) çıkardı
Ve gözlüğünü taktı
Ve iki kemancının peşinden sıvıştı.
Ve keman çalan kemancılar
Keman çalmıştı,
Keman çalıyorlardı gıy gıy
Ve sonra haham Elimelek
Biraz daha mutlu olmuştu
Elimelek biraz daha mutlu olmuştu,
Havdalah töreni (Şabatı sonlandırmak) yaptı
Haham Naftali’nin yardımıyla
Ve iki davulcunun ardından sıvıştı.
Ve davul çalan davulcular
Davul çalmıştı
Davul çalmışlardı, ha bire çalmışlardı. (x2)
Ve sonra haham Elimelek
Acayip mutlu olmuştu
Acayip mutlu olmuştu Elimelek,
Kittel’ini (haham kıyafeti) çıkardı
Ve şapkasının içine koydu
Ve iki zilcinin ardından sıvıştı.
Ve zil çalan zilciler
Zil sesiyle zil çalmıştı
Zil sesiyle zil çalmışlardı, öyle de yapmışlardı. (x2)
Ve sonra haham Elimelek
Tamamen mutlu olmuştu
Tamamen mutlu olmuştu Elimelek,
Müthiş bir şekilde esnedi
Ve “başka bir şeye gerek yok!” dedi.
Ve müzik grubunu eve gönderdi.
Haham Eli Melek’in sarhoş müzisyenleri
Yoksulluğa elleriyle baş işareti yaptılar
Mutlu grup tavana sıçrayıp ıvır zıvır alış verişi yaptı.
Keman çalan davulcu
Zil çalarak çalmıştı
Ve kendisine likörle karışık şarap boca etti
Coşkulu müzisyenler
Kollarının altında şişelerle
Ertesi güne kadar büyük bir şamata yaptılar.
İmdi “Bir Başkadır Benim Memleketim” dedikten sonra çuvaldızı kendimize, iğneyi de kendimize batıracağız. Aklımızla ve duygularımızla alay edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu halkı bir İsveç halk şarkısı olan “Dağ Başını Duman Almış” ve “Memleketim” gibi çalıntı şarkı ve marşlarla hatta ninniler ve izci marşlarıyla yetiştirdiler ve kafaya aldılar.
Hadi Cumhuriyetin ilk yıllarında doğru dürüst ulusal besteci yoktu diyelim peki sonrakiler ne ? Başka milletlere ait komik ve müstehcen şarkıları ulusal müzik diye millete yutturan kafa ile “En Vélo” gibi üç küçük kıza tecavüzü anlatan müstehcen ve pedofil bir şarkıyı “Galatasaray marşı” diye geleneksel GS pilavında mezunlara dayatan kafa arasında bir fark yoktur: Yavşak, beleşçi, yılışık, arakçı ve arlanmaz. İnsanda bir damla onur olur be !
İktidar olsun muhalefet olsun bu halkın aklı ve duygularıyla çok alay edildi. Ve bu hala hem de artarak sürüyor. Seçim günü yaklaştıkça çevremiz uçan balonlarla doldu.
Beleşçilik, kolaya kaçma, arakçılık, taklitçilik, adamsendecilik, vurdumduymazlık, lapacılık, avanta, lavanta, “benim memurum işini bilir, çalıyor ama çalışıyor” söylemleri bu milletin yeni aktöre anlayışı mı oldu ?
Buna artık bir son vermenin zamanı geldi geçiyor. Bu seçim belki de son bir fırsat olabilir. O nedenle tıpış tıpış oy vermeye gitmeden önce iyice düşünün: Bu ülke bu hale nasıl geldi, bunu kimler yaptı, kim izin verdi, kim görmezden geldi ve kim göz yumdu ?
The leaders of the G20 Summit gather around the meeting table for the first plenary session of the summit in the Pittsburgh Convention Center in Pittsburgh, Pennsylvania, September 25, 2009. REUTERS/Jim Bourg (UNITED STATES POLITICS BUSINESS IMAGES OF THE DAY)
Yeni Dünya Düzenine karşı 15 Postüla (*)
Küresel elitler, ultra kapitalistler, öjenistler, ırkçılar, faşistler, Neo-Naziler, hanedanlıklar, kolonyalist Avrupa krallıkları, teröristler, cihatçılar, uyuşturucu kartelleri, mafyatik yapılar, organ mafyaları ve benzerleri hepsi bu düzenin çıkartıları ve hepsi aynı taraftadır; hepsi birbirini kollar, hepsi halk düşmanı ve insanlık düşmanıdır. Hepsi şimdiki Yeni Dünya Düzeninden hoşnutturlar.
Zira Yeni Dünya Düzencileri ve küresel elitler “insanlığı kurtarmak için insanı kurban etmeyi bilmek gerekir” diyecek kadar kendilerini kaybetmiş ve azıtmışlardır. Onların insanlıktan kastettiği sadece kendileri gibi olan insanlardır. Yani Yeni Dünya Düzenini pekiştirmek için insanlığı feda etmeye hazırlar. Bunun ilk örneğini 9/11 saldırısında gördük. Petrol bölgelerine çökmek ve Ortadoğu’ya yerleşmek için ABD derin devletince organize edilen 9/11 terör saldırısıyla Amerikan halkını feda ettiler. İçlerinde kadın ve çocukların da bulunduğu 2977 kişi öldü.
Yeni Dünya Düzeni (YDD) nin buzdağı üstündeki görünür kurumları NATO, Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Nüfus Konseyi (The Population Council), Bilderberg, Chatham House, Trilateral Komisyon, CFR, LGBT gibi örgütler ile masonik yapılanmalardır.
YDD kurumları ve örgütlerinin söylem ve eylemleri insanlık için iyi ve olumlu gibi görünse de onların altında mutlaka bir çapanoğlu, kötü bir amaç, kötü bir çıkar, karanlık ve her çeşit pislik vardır. O nedenle onlardan gelen her türlü öneri kuşku ve çekinceyle karşılanmalı, ne kadar güzel ve iyi görünürse görünsün prensip olarak kabul edilmemelidir.
Ana akım medya, dünya medyası, internet, sosyal medya, gazeteler, TVler büyük ölçüde YDD’nin kontrolundadır.
YDD’nin ana hedefi salgın hastalıklar, savaşlar ve sözde uzaylılar tarafından yapılacak yapay saldırılarla insanlığa karşı soykırım yaparak —Yuval Noah Harari’nin deyimiyle — “doğa ve çevreye zararlı ve savaşçı bir tür olan Homo Sapiens” i büyük çapta yok etmek, dünya nüfusunu %80 oranında azaltmaktır. Oysa doğa ve çevreye zararlı olan “tür” İnsan değildir; İnsan her şeyden önce kasaplık hayvan gibi aşağılanarak bir “tür” olarak tanımlanamaz. Bu İnsana ve Hümanizme saygısızlıktır. İnsan evrendeki en değerli ve en yüce varlıktır. Doğaya zararlı olan ve savaşları çıkartanlar “İnsan” değil azgın ultra kapitalistler ve küresel elit güruhtur.
Bu küresel çete Ebola, AIDS, SARS, Covid 19 gibi laboratuvarda ürettikleri virüsleri kullanarak biyolojik savaş, iklim silahları, iklim değişikliği veya HAARP gibi depremleri tetikleyebilen değişik kitle imha silahlarıyla insanları yok etmeye başlamışlardır.
Hedefleri hem küresel soykırımlarla nüfusu azaltmak, hem de, bu kaos ve panik ortamında insanlar can derdine düşmüşken, fırsattan istifade malı götürmek, her türlü hırsızlık, yolsuzluk, yağma, kara para aklama ve uyuşturucu ticaretini tam gaz sürdürmek, madde kullanımını yasalaştırmaktır.
Demokrasi, insan hakları, emeklilik ve insanca yaşama hakkı, düşünce, eleştiri ve ifade özgürlüğü, bireysel özgürlük, bireysel mülkiyet büyük tehdit altındandır. Küresel düzenin aç gözlü domuzları eski sömürge çağının özlemi içindedirler. Sömürgecilere boyun eğenlerin köleden farkı yoktu. Mal, mülk edinme hakları yoktu. Boğaz tokluğuna çalışıyorlardı… Eskinin sömürgecileri şimdilerde barışsever ve insancıl pozlar takınarak sıradan insanın, çalışanın, emekçinin, emeklinin bin bir zorlukla elde ettiği malına, mülküne, aracına, evine, eşyasına, mirasına çökme hazırlığı içindedir. Ve bunu “reform” adı altında millete zorla yutturmaya çabalıyorlar. İstiyorlar ki kendilerinden başka hiç kimse hiçbir şeyin sahibi olmasın. Onların hayalindeki düzende insanlar kendilerine ait olmayan evlerde oturacak, yaşamları boyunca kira ödeyecek, çocuklarına bir çöp bile miras bırakamayacaklardır.
Google, Facebook, Twitter ve benzeri teknoloji devleri YDD’nin av ve bekçi köpekleridir. Twitter bekçi köpeği olduğunu göstermek ister gibi 1 Nisan 2023ten itibaren “kuş” yerine “köpek” logosu kullanmaya başlamıştır.
Dünya kamuoyu artık Bertrand Russel, Noam Chomsky, JP. Sartre gibi özgür düşünceli akademisyen ve düşünürler tarafından değil, Bill Gates, Jeff Bezos, Elon Musk, Mark Zuckerberg, George Soros, Kral Charles gibi küresel elitlerin medyatik beyanlarıyla yönlendirilmektedir. Bunların arkasında Rockefeller, Rothschild gibi eski sömürgeci aileler vardır.
Julian Assange, Edward Snowden, Ethel ve Julius Rosenberg gibileri insanlık ve halk kahramanlarıdır. Onlar hayatları pahasına ölümü göze olarak bu şeytani karanlığa direndiler ve ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı.
Her insan istediği cinsel tercihi veya fantaziyi kendi özel hayatında yaşamakta özgürdür. Ama hiç kimse bunu —üstelik küçük çocukların da boy gösterdiği— Onur Yürüyüşleri ile insanlığa zorla ve uluorta dayatamaz. Cinsel ahlaksızlığı, sapkınlığı ve bayağılığı hoş gören, dolayısıyla etik ve ahlak anlayışı zayıflayan toplumlar, hırsızlık, kara para aklama, yolsuzluk gibi suçları da hoş görmeye başlar, umursamazlar. Günün birinde pedofiller, çocuk istismarcıları, tecavüzcüler ve sapkın tarikatlar da küçük çocuklar ve beşikteki bebeklerle birlikte el ele kol kola onur yürüyüşlerine başlarsa şaşırmayın. Yakın bir gelecekte pedofiller, cinsel tacizciler, zoofiller de LGBT kapsamına gireceğinden bu tür yapılanmalara en küçük bir tolerans gösterilmemesi gerekir.
YDD’nin aygıtları, araçları ve maşaları olan Siyonizm (siyasal Yahudilik), Evanjelizm (siyasal Hristiyanlık), İslamizm (siyasal İslam) insanlık ve dünya barışı için tehdittir. Yok edilmelidirler.
Bir yeryüzü vatandaşı olarak yapılması gereken en önemli işlerden biri bu korkunç gidişata ve YDD’ye boyun eğmemek, prensip olarak her ortamda, her düzlemde ve her fırsatta mücadele etmek, YDD’ye ve onun çıkartılarına direnmek ve kabul etmemektir. İnsanlık ve çocuklarımızın geleceği buna bağlıdır.
**********
(*) Postüla, postulat, koyut: Kanıtlanmasına gerek olmayan gerçek