Erdağ Duru

Özgür Düşünce

Zaman neden bazan su gibi akar ? Günler bir saat, haftalar bir gün gibi geçer ? Bu kuşkusuz psikolojik bir yanılsama veya sıkıntı veya “spleen” denen duygusal hal veya başka nedenlerden olabilir mi ? Aslında dakikaların tik-tak hızı asla değişmez; ancak beyin ya da ruhumuzun içsel saati tamamen öznel/sübjektif yasalara göre çalışır.

Psikolojide zaman algısı iki farklı işlevde devinir: Prospektif ( geleceğe/ileriye yönelik) zaman algısı ve retrospektif (geçmişe/geriye dönük) zaman algısı. Zamanın su gibi hızla akıp gitmesi genellikle bu iki algının kesişmesinde gerçekleşir. Beyin ya da insan ruhu bir işe yoğun bir şekilde odaklandığında (yaratıcı bir üretim, yoğun bir düşünce süreci, bir meşguliyet, hobi), zamanın akışına dair sinyalleri izlemeyi bırakır. Beyin, zamanı ölçmek için harcayacağı bilişsel kaynakları yaptığı işe aktarır: “Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.”

Ancak, zamanın haftalar veya aylar gibi uzun vadeli dilimlerde hızla uçup gitmesi, retrospektif (geriye dönük) bellek ile ilgilidir. Beyin, birbirine benzeyen rutin/monoton günleri tek bir klasöre tıkıştırır. Eğer yaşantımız yeni anılarla, şaşırtıcı, heyecan verici deneyimlerle dolup taşmıyorsa, geriye dönüp baktığımızda beyin hatırlayacak ve önemseyecek çok az veri bulur ve bu olgu “demek ki zaman çok hızlı geçmiş” yanılsamasını yaratır. Yaşlandıkça da zamanın hızlanması bu yüzdendir; çocukken her şey yenidir ve zaman yavaş akar, yetişkinlikte ise monotonlaşma zamanı sıkıştırır, bu da hızlanma yanılsaması (illüzyon)yaratır.

Baudelaire’in söz etiği “spleen” ( büyük can sıkıntısı, yaşam ağrısı) ve bilinçaltı faktörler bu algıda çok baskın bir rol oynayabilir. Ancak burada paradoksal bir ters orantı vardır:

Büyük bir can sıkıntısı, yas veya depresif bir ruh hali (spleen) içindeyken, o anki dakikalar geçmek bilmez. Zaman yapış yapış olur, adeta durur. Ancak, —-bu sürecin içindeyken günler birbirinin aynısı olduğundan ve birey dış dünyaya kapandığından—- birkaç hafta sonra geriye dönüp baktığında o koca dönemin bir göz kırpması gibi hızla akıp geçtiğini görür. Çünkü o süreç bellekte ya da zihinsel kronolojide etkin bir iz bırakmamış, adeta silinip gitmiştir.

Bilinçaltında çözülmemiş bir sorun, kaygı veya varoluşsal bir bunalım varsa, beyin bu gerilimden kaçmak için bir tür “otomatik pilot” moduna geçebilir. Günlük yaşamı yarı-bilinçli bir “dinlendirici monotonluk” sürecinde yaşamak, günlerin ve haftaların su gibi hızla akıp gitmesine neden olabilir.
Heidegger, zaman algısının insanın dünyadaki varlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu söyler. Geleceğe dair beklentilerimiz, kaygılarımız veya geçmişin yükü, şimdiki zamanı algılama hızımızı belirler. Geleceğe dair kesin bir amaç belirleme veya tam tersi geleceğe karşı duyulan derin bir anlamsızlık ve güvensizlik duymak, zamanın ritmini kökten değiştirir.

Günlerin bir saat, haftaların bir gün gibi geçmesi; insan ruhunun ya da beynin o zaman dilimini tekdüze bir blok olarak algılamasından, içsel yoğunluğunuzdan veya tam tersine, bireyi kuşatan gerçeklikten entelektüel/duygusal bir uzaklaşma (spleen) yaşamaktan kaynaklanabilir. Yapılması gereken herhalde monotonluktan kaçmaya çalışmak olsa gerek. Yani move it, move it !

Posted in

Leave a comment