
İnsanlık için yürüyüş – Sydney 3 Agustos 2025
Gerçek lobilerin çıkarlarına ters düşüyorsa, o Gerçek yok edilir.
Oliver Stone’un 1991 yapımı JFK filmi, sinema tarihinin en politik kült yapımlarından biridir. ABD Başkanı John F. Kennedy’ye 1963’te yapılan suikastın arkasındaki tezgahı sorgulayan bir hukuk mücadelesini konu alır. (1)
Stone’un JFK ile verdiği mesaj devletlerin, lobilerin ve güç odaklarının kendi çıkarları için kitlelere sunduğu resmi anlatıların genelde yalan olduğu; sosyal medyada servis edilen her bilgiyi süzgeçten geçirmemiz gerektiğidir. Yapay zeka, algı yönetimi, siyasal dümenler, ahlaksızlık, sapıklık ve bilgi kirliliğinin zirve yaptığı günümüzün “hakikat-ötesi” (post-truth) dünyasında bu mesaj çok daha anlamlı bir hale gelmiştir. (2)
Filmde sunulan siyasal çerçeve, bugün Ortadoğu’da yaşananlara neredeyse birebir örtüşür. Şubat – Mayıs 2026 arasında gerçekleşen ve adı bile İbrani masallarından esinlenen emperyalist-siyonist yapının İran’a karşı başlattığı “Destansı Öfke” operasyonu Tevrat teolojisiyle süslenmiş ve tütsülenmiş olarak dünya kamuoyuna sunulmuştur.
Teopolitik & Teomiliter
ABD bu operasyona “Destansı Öfke” adını koymuşken İsrail bu operasyonun adını nedense “Kükreyen Aslan Operasyonu” olarak değiştirmiştir. Yapılan bu isim değişikliği aslında bu ülkedeki apartheid rejimin yanı sıra teopolitik ve teomiliter kemikleşmiş bir yapının da egemen olduğunu gösteriyor. Zira “kükreyen aslan” simgesi doğrudan İbrani mitolojisi ve Tevrat sembolizmidir. Tevrat metinlerinde İsrail ve Kudüs (Yeruşalim) ten “Ariel” (Allahın Aslanı) olarak söz edilir. (3)
Teopolitik, dinsel kavramların ve teolojinin kullanılarak milli ve siyasal kararların yönlendirmesi ve pekiştirilmesidir; teomiliter ise dinsel dogmalara, şeriata, kutsal kitaplara dayandırılan askeri sistemleri veya savaşları tanımlar. Operasyon için kullanılan bu her iki isim salt psikolojik savaşa yönelik ürkütücü bir askeri terim olarak değil, operasyonun coğrafyası, zamanlaması ve aktörleri nedeniyle özellikle Maşiyah’ın gelişini bekleyen teopolitik çevrelere mesaj vermek amacıyla üretilmiştir. Böylelikle askeri operasyon sanki tanrısal iradenin ve öfkenin bir isteği gibi sunulmuştur.
Yani, İran’a yapılan ve yapılacak teomiliter saldırıların dünya kamuoyuna sanki iyi ile kötünün kozmik bir savaşı olarak yansıtılması hedeflenmektedir. Teomilitarizmde karşı taraf sadece stratejik bir rakip ya da bir düşman değil, doğrudan bir şer ve kötülük (evil) odağıdır. Böylece saldırılar, hatta İsrail’in yaptığı etnik temizlik ve soykırım bile uluslararası hukuk zemininden çıkartılıp ilahi adalet zeminine oturtulur ve bu kanlı tezgahın aktörleri de Vali Pilatus gibi ellerini yıkar, akça pakça olurlar.
Zira Lobiler asla barış istemez, çünkü barış küresel kapitalizme ve silah sanayine zarar verir. Pentagon ve silah fabrikatörleri varlıklarını sürdürmek için her zaman savaşlara, bir öcüye, büyük bir düşmana gereksinim duyar, eğer yoksa icat eder. Soğuk Savaşta SSCB neyse, bugün de Ortadoğu denkleminde İran odur. Bu hedefe ulaşmak için her türlü araç, gereç, din, kutsal kitaplar, mitoloji ve efsaneler de kullanılır. Alman halkı Cermen efsaneleri ve Mein Kampf ile nasıl zıvanadan çıktıysa ,şimdi de İsrail ve Amerika İbrani efsaneleri ve Tevrat ile bu cinnet sarmalına girmiş durumdalar.
Ortadoğu NATO’su !
Lobiler ile savunma sanayi devleri, İran, Rusya ve Çin gibi tehditleri canlı tutarak hem gelecek bütçelerini garantiye alır, hem de militer-kapitalist varlıklarını vazgeçilemez ve dokunulmaz hale getiriler. (4)
Oliver Stone halk tarafından seçilmiş ve sevilen liderlerin aslında kurulu düzenin (müesses nizam) tepesindeki tek karar verici olmadığını, arkada istihbarat servisleri, silah fabrikatörleri, militerler ve lobilerden oluşan, kimseye hesap vermeyen güç odakları olduğunu ve bir derin devlet yapısının kararları dikte ettiğini açığa çıkartır.
Bu bağlamda, emperyalist-siyonist lobilerin Ortadoğu politikaları ve İran saldırısı incelendiğinde, liderler değişse bile süreduran derin stratejinin neredeyse hiç değişmediğini; masa başında barış ve diplomasiden söz edilirken, istihbarat ve terör örgütlerin yürüttüğü nokta suikastlar, siber saldırılar ve sabotajların, seçilmiş siyasetçilerin ve halkın demokratik iradesini hiçe sayan o denetimsiz gücün Damokles’in kılıcı gibi her an insanlığın tepesinde sallandığı görülür.
Şimdi bu kılıç Ortadoğu NATO’su icat edilerek Türkiye’nin üstünde sallanmaya başlamıştır. Görünen o ki Türkiye öncülüğündeki Arap devletleri İran’ın imha edilmesi ve İsrail’in güvenliğinin sağlanması için ittifak halinde olacaklardır. Temmuz 2026da Ankara’da toplanan NATO ülkeleri zirvesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir: Koç başı Türkiye’dir. Tarihte örnekler görüldüğü gibi koç başı beklenen misyon ve vizyonu gerçekleştirip kullanıldıktan sonra tarihin çöplüğüne atılır ve ondan bir daha söz edilmez.
Bugün küresel ölçekte Ortadoğu bataklığındaki durum tam olarak budur. Kitleler, kendilerini en büyük ve en üstün ülke yapacağını iddia eden Hitler, Netanyahu, Trump gibi liderlerin, ideolojilerin, hatta dinsel kitaplardaki mesihsel vaatlerin arkasından gidiyor; ama işin sonunda o mekanizmalar dönüp kendi insanlarını yutar, insanlık tarihte her zaman olduğu gibi yeni kaoslara ve felaketlere sürüklenir. Tarihten ders almak yok !
Ne yapmalı ?
Küresel çetenin acımasız, hesapçı çarkları durmadan dönerken bunun bedelini her zaman hiçbir şeyden haberi olmayan, sadece kendi yaşamını sürdürmeye çalışan sıradan insanlar ödüyor. Çoğumuz da ekran başında, elimizden hiçbir şey gelmeden bu küresel yıkımı izlemek zorunda kalıyoruz. Sahipsiz aydınlar, özgür düşünceli bireyler ise, bataklığın kenarında, o devasa güçlerin gölgesinde sadece sesini duyurmaya çalışan, ama gidişatı değiştiremeyen Ezop’un kurbağaları gibi kala kalıyor; sesleri medyadaki dezenformasyon bombardımanı arasında kaybolup gidiyor, sansürleniyor.
Bu çaresizlik duygusu insanı tinsel ve tensel olarak çok yoran bir durum. Yine de elimizden gelen tek şey savaşı, soykırım ve vahşeti kanıksamamak, insanların acısını unutmamak ve her şeye rağmen içimizdeki o hümanist yapıyı, vicdanı ve sağduyu ve vicdanı korumaktır. Çünkü küresel satanist çete tarafından dayatılan Yeni Dünya Düzeninin en büyük utkusu, bizi tamamen duyarsız, vurdumduymaz yaptığı an gerçekleşir. Buna geçit vermeyelim.
Sorgulamayan, her söyleme balıklama atlayan, elinde tuzlukla oradan oraya koşturan bireylerden oluşan bir toplum demokrasiyi koruyamaz, sahiplenemez. Gücü elinde bulunduran egemenlere ve tüm kurumlara karşı “sağlıklı bir kuşku” geliştirmek, demokratik bir toplumun hayatta kalması için ön koşuldur. O nedenle tuzluğu bırakın, uyanık olun ve aklınızı kullanın. O halde, yeryüzü vatandaşları olarak bu düzene yılmadan direnmeye devam etmek bir insanlık borcudur. Yaşasın insan, yaşasın barış, yaşasın İnsanlık !
DİPNOTLAR
1) Kennedy suikastını araştıran Warren Komisyonu, saldırıyı Lee Harvey Oswald’ın “suikastçı” olarak tek başına işlediğine karar verir. Ancak, Bölge Savcısı Jim Garrison (Kevin Costner) zamanla bu rapor ve kararda büyük boşluklar ve çelişkiler olduğunu fark eder. Savcı ve ekibi derin bir soruşturma başlatır. Araştırmalar derinleştikçe işin içine CIA, FBI, Pentagon ve hatta “derin devlet” ögelerinin karıştığı devasa bir komplo ile karşılaşırlar.
2) Suikastın asıl nedeni, JFK’in Vietnam Savaşından çekilerek Küba ve SSCB ile barış yapmak istemesi, askeri harcamaları azaltması ve barışçıl dış politikalarıdır. Silah endüstrisi, kapitalizm, emperyalizm ve istihbarat örgütleri, yani Amerikan derin devleti savaştan beslendiği için bu tür politikalara karşıdır. Bugün de dünyadaki bölgesel çatışmalar, bitmeyen vekalet savaşları ve devasa savunma sanayi bütçeleri düşünüldüğünde, Stone’un “savaşı kim finanse ediyor ve bundan kim kazanıyor?” sorgusunun güncelliğini koruduğu görülür.
3) “Ariel, Ariel, Davut’un karargah kurduğu kent” (Tevrat, İşaya 29: 1); “Aslan kükrer de kim korkmaz? Egemen Rab söyler de kim peygamberlik etmez?” (Amos 3:8) ayetlerine atıfla, operasyonun ismi tamamen dinsel-mitolojik bir tarihsel köke dayandırılmıştır.
4) Çatışmanın asıl ekonomik ve jeopolitik hedefinin İran petrolüne çökmek, Hürmüz Boğazı ve enerji koridorlarını kontrol etmek olduğu kitlelere sunulan sözde ahlaki hatta mesihsel-dinsel gerekçelerin arkasına gizlenir. Ortadoğu’da yaşanan her karmaşanın, her saldırının, her ekonomik krizin arkasında tek bir günah keçisi olarak Libya, Irak, Suriye ve İran gibi ülkeleri göstermek ve bu ülkeleri şeytanlaştırmak, madalyonun diğer karanlık yüzünü —-İsrail’in Maşiyahvari yayılmacı politikalarını, soykırım ve etnik temizlik operasyonlarını ve ABD’nin bölgedeki emperyalist hegemonyasını sürdürmesini— gizleyen bir taktiktir. 7 Ekim 2023 festivalinde sadece eğlenmek ve müzik dinlemek isteyen fakat yaşamını yitiren o gençlerin trajedisi, ardından gelen süreçte enkaz altında kalan, hayalleri çalınan binlerce masum sivil kadın ve çocuğun dramı da insanlığın ortak belleğinde diğerleri gibi kapanmayacak birer yara olarak kalacak.
Leave a Reply