Erdağ Duru

Özgür Düşünce

Mavi Lotüs” (Le Lotus Bleu) Tenten’in komik maceralarından biri olmanın çok ötesinde, emperyalizm, ırkçılık, apartheid ve sömürgeciliğin anatomisini deşifre eden, politikacıların ve ultra-kapitalistlerin insanlık dışı eylemlerini çocukların bile anlayabileceği bir dille anlatan muhteşem bir eser, hatta çizgi roman tarihinin belki de en önemli jeopolitik başyapıtlarından biridir. 1

Eserde işlenen tarihsel temalar, neredeyse yüzyıl öncesinden günümüzdeki küresel siyasetin sahne arkasını görmemize ışık tutuyor. Hergé Mavi Lotüs’de 1930’ların işgal altındaki Çin ve Şanghay’ını anlatırken aynı zamanda II. Dünya Savaşına giden yoldaki taşların nasıl döşendiğini Tenten’in gözüyle okuyucuya aktarmış oluyor. 1934 yılında yayımlanan bu eserin hala güncelliğini koruması, tarihsel gerçeğe sadık kalarak günümüze verdiği mesajın anti-emperyalist ve ırkçılık karşıtı bir duruş sergilemesinden olsa gerek.

Eserde Amerikalı iş adamı Gibbons’un şahsında Çin’i işgal eden Batılı ülkelerin takındığı ırkçılık ve “ırksal üstünlük” kompleksi apartheid rejimlerin ilk temelini oluşturması bakımından ayrı bir önem taşır. Her türlü kirli işin organize edildiği bir esrar tekkesi olan Mavi Lotüs’ün sahne arkasından günümüze kadar uzanan kötülük, sapıklık ve vahşetin Epstein dosyalarında açığa çıkanlarla benzer özellikler taşıdığı da görülür. Eserin tarihsel arka planını ana hatlarıyla şöyle özetleyebiliriz:

Irkçılık ve Batılı Ülkelerin Çin’deki Özel Bölgeleri

1930lu yıllarda Batılı sömürgeciler işgal ettikleri Çin topraklarında salt kendilerine ait uluslararası özel bölgeler kurmuşlardır. Bu bölgeler Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Fransa, Hollanda, İspanya, Portekiz gibi ülkelerin ortak yönetimi ve denetimi altındaydı.

Bunlardan en önemlisi olan Şanghay Uluslararası İmtiyaz Bölgesi İngiliz ve Amerikan denetimindeydi; yönetimde Japonya, Fransa ve diğer Batılı devletlerin temsilcileri bulunuyordu. Şanghay Fransız İmtiyaz Bölgesi ise salt Fransa’nın denetimindeydi. Şanghay’daki bu bölgeler apartheid rejimin ilk prototipleridir.

Hergé, Mavi Lotüs’ün ana temasını kurgularken o dönemin gazete haberlerini ve manşetlerini birebir çizgi romana aktarır; Batılıların gözünde Çinlilerin medeniyet nedir bilmeyen sadece birer “hizmetçi” veya “vahşi” olduklarını gösterir.

Amerikalı iş adamı Gibbons’un çekçek arabasını çeken bir Çinliyi kendisine yanlışlıkla çarptığı için sokak ortasında bastonuyla dövmesi, “Ahmak ! Pis Çinli ! Bir Beyaza çarpmaya nası cesaret edersin !” diyerek onu aşağılaması; Tenten’in araya girerek Gibbons’un bastonunu kırması ve ona “kaba herif” diye çıkışması; Gibbons’un öfkelenerek Tenten’i tehdit etmesi ve onu “seni küçük velet! “ diyerek aşağılaması, daha sonra gittiği “Batılılar Özel Kulübü” nde (Ocidental Private Club) servis yaparken içki tepsisini deviren Çinli bir garsonu “Bunu kasten yaptın pis Çinli ! Ben sana beyaz ırktan olan birine saygısızlık etmenin ne demek olduğunu öğreteceğim !” diyerek yumruklaması, günümüzde Avrupa kökenli olmayanlara karşı kamufle edilmiş bir nefrete dönüşen “yabancı düşmanlığı” (xenophobia) olarak hala devam etmektedir. Özellikle Amerikan polisinin Amerikalı Siyahlara ve Hispaniklere karşı aşırı şiddet kullanması ve en küçük bir bahaneyle hedef gözeterek çoluk çocuk demeden vurması haberlerde sıkça rastladığımız acı bir gerçektir.

Şanghay’daki beyazlara ait özel parkların ve kulüplerin kapısında “Çinliler ve Köpekler Giremez” tabelalarının asılı olduğu tarihsel bir gerçekliktir. Günümüzde başkalaşım geçiren bu ırkçı-apartheid ayırımına medeni (!) Avrupa’nın sınır kapılarında “EU-Citizens & Non-EU Citizens” ayrımı ile daha girişte tanık olmuyor muyuz ?

Gibbons karakteri, Çin’i sadece sömürülecek bir pazar ve halkını da köle olarak gören vahşi kapitalizm ile Batı emperyalizminin vücut bulmuş halidir. Çin halkı açlık ve işgalle boğuşurken beyaz üstünlükçü Amerikalı Gibbons ve İngiliz polis şefi Dawson gibileri yaklaşmakta olan Japon tehdidini göremezler. Japon militarizmi, Çin’i hallettikten hemen sonra, 1941’de Batılı imtiyaz bölgelerini de işgal edecek, Batılı iş adamlarını esir kamplarına tıkacaktır. Hergé, Batı’nın kibir ve vurdumduymazlığının kendi sonlarını nasıl hazırladığını kehanet gibi öngörmüştür. 2

Milletler Cemiyeti ve Sahte Bayrak Operasyonu

Mavi Lotüs’ün en çarpıcı bölümlerinden biri Mukden Olayıdır: Japon istihbaratının Çin’deki ajanı saygın iş adamı Mitsuhirato adamlarıyla birlikte Şanghay-Nanking demiryolunu havaya uçurup suçun “Çinli haydutlara” (!) atılmasını sağlar. Haber gazeteler ve radyo kanallarından tipik bir dezenformasyon şeklinde abartılarak servis edilir: Saldırganların tren yolcularının çoğunu öldürdüğü, yolcuları soyup ganimetle kaçtıkları iddia edilir ki bu tamamen palavradır. Hergé, demiryolu sabotajını daha doğrusu terör saldırısını bahane ederek Japonya’nın Uzak Doğuda düzeni sağlamak gerekçesiyle Mançurya’yı işgal ettiğini, ancak saldırının Japon istihbaratı tarafından organize edildiği açığa çıkınca Japonya’nın 1933’de Milletler Cemiyetinden çekilmesinden söz eder ki bu da tarihsel bir gerçektir.

Tipik bir “Sahte Bayrak” (False Flag) operasyonu olan 18 Eylül 1931 Mukden saldırısını gerekçe göstererek Japonların Mançurya’yı işgal etmesine Batı’nın sessiz kalması şaşırtıcı değildi, fakat bu tutum Hitler ve Mussolini’ye şu mesajı veriyordu “Uluslararası hukuk göstermeliktir, güçlüysen istediğin ülkeyi işgal edebilir, istediğin toprağı alabilirsin, Milletler Cemiyeti hiçbir şey yapamaz.

Günümüzde ABD’nin Kanada, Grönland, Küba gibi devletlerin toprağına göz diktiğini hiç çekinmeden açıklaması, Meksika’yı ilhak etmekle tehdit etmesi, İsrail’in yıllardan beri işgal altında tuttuğu Filistin topraklarındaki etnik temizlik ve soykırımı sürdürmesi, üstelik İsrail’in 2018 yılında apartheid bir rejime geçmesi, 1931’den bu yana değişen bir şey olmadığını, hatta durumun daha da korkunçlaştığını gösterir.

Milletler Cemiyetinin acizliği bugünkü BM yapısıyla birebir örtüşmektedir. Günümüzde BM Güvenlik Konseyinin çarpık yapısı ve veto yetkileri nedeniyle, küresel güçlerin karşısında BM’nin sadece seyirci konumunda kaldığını görüyoruz. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline, Batılı Koalisyon güçlerinin Afganistan, Libya, Irak ve Suriye’yi imhasına, Orta Doğuda ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarına BM seyirci kalmıştır. ABD ve İsrail gibi insan hayatına zerre kadar saygı duymayan, uluslararası diplomasi ve hukuku umursamayan ülkelerin liderleri büyük bir kibirle ve dünya kamuoyu ile dalga geçerek, en sadistçe ve en canice söylemlerle insanlığa ve dünya barışına meydan okumaya devam ediyorlar

Mitsuhirato & Rastapopulos – Epstein Dosyaları

1930ların gazete haberlerinde Çin’deki afyon tekkeleri ve buraları yöneten gizli örgütler ve cemiyetler hakkında çok sayıda sansasyonel haber çıkıyordu. İnsanları uyuşturup köle yapmak, birbirine kırdırmak istihbarat servislerinin ve uyuşturucu çetelerinin tipik yöntemleriydi. Hergé, gazetelerdeki bu haberleri derleyip kullanmış ve eserine eşsiz bir ivme kazandırmıştır.

Mavi Lotüs’teki Japon iş adamı ve ajanı Mitsuhirato ile çete reisi mültimilyoner kapitalist Rastapopulos’un Didi adındaki Çinli gence “racayca” adındaki zehri enjekte edip, eline pala vererek ailesini, babasını, annesini, sevdiklerini ve Tenten’i katletmesini büyük bir sadizm ve keyifle seyretmeye hazırlanmaları çizgi romandaki —özellikle çocuklar için— en rahatsız edici bölümlerden biridir. Katliamı yapacak Çinli ailenin oğlu Didi aslında masum bir kurbandır. Tıpkı Epstein adasındaki kurbanların manipüle edilmesi, uyuşturulması ve iradelerinin ellerinden alınması gibi, Didi de uyuşturucu zehrin etkisiyle sapık bir katile dönüştürülür. Neyse ki Çinli aile ve Tenten son anda Çang adındaki bir Çinlinin müdahalesi ile katledilmekten kurtulur.

Rastapopulos ve Mitsuhirato karakterleri üzerinden Hergé, güç zehirlenmesi yaşayan küresel elitlerin psikopatolojisini neredeyse 100 yıl önceden resmetmiştir. Bu bağlamda Mavi Lotüs aşırı zenginlik ve güç sarhoşluğuyla sapıtanların ne hale gelebileceğini göstermesi bakımından ayrı bir önem kazanır.

Mitsuhirato ve Rastapopulos gibileri için bu canice eylem sadece Tenten ve Çinli bir ailenin toptan katledilmesi değil, palayla kesilen kafaları canlı olarak zevkle izleyecekleri eğlenceli bir satanist tiyatro, bir sadizm gösterisidir. Bu, tam anlamıyla bugün —büyük bir bölümü hala halktan gizlenen— Epstein dosyaları ve satanist ayin iddialarıyla açığa çıkan, gücün, paranın ve dokunulmazlığın getirdiği, her türlü etik ve insancıl değerden yoksun, o en uç sapkınlık noktasının bir modelidir. Her şeye sahip olan elitlerin, artık sadece başkalarının mutlak yıkımından ve masumiyetin katledilmesinden sadistçe zevk aldıkları bir patolojik ve psikotik durumu gösterir. Bir genci narkotik maddeyle zehirleyip kendi ailesini katlettirmekten zevk almak ve bunu izlemek, en karanlık, hatta şeytani, sadist ve satanist zevk içeren ritüellerden biridir ve Hergé bunun gelecekteki karşılığını çok iyi sezinlemiştir.

Rastapopulos karakteri dışarıdan bakıldığında sinema sektöründe, kültürel faaliyetlerde boy gösteren, sosyetik çevrelerde ağırlanan, ünlü sanatçılarca sevilen saygın bir mültimilyonerdir. Ama aslında uyuşturucu kaçakçılığını, köle ticaretini, her türlü karanlık pis işi yöneten ve sadistçe katliamlardan zevk alan bir canavardır. Hergé’nin resmettiği bu sapık karakterler günümüzde hayırsever iş adamı, siyasetçi, din adamı maskesi takıp sahne arkasında en iğrenç suç şebekelerini fonlayan Jeffrey Epstein ve Peter Nygård gibi figürlerin adeta birer erken dönem prototipleridir.

Kanadalı tekstil imparatoru Peter Nygård, tıpkı Jeffrey Epstein gibi, dışarıdan bakıldığında parıltılı bir başarı öyküsüne sahip olan ancak perde arkasında o canice ve sapkın elit ruh halini yaşayan küresel figürlerden biridir. 3

Hergé, Mavi Lotüs ile sadece bir çocuk çizgi romanı yapmıyordu; uyuşturucu kartellerinin, siyasal entrikaların, istihbarat ajanları ve her devrin değişmez gerçeği olan perde arkasındaki sapkın elitlerin anatomisini de ifşa ediyordu. Hergé’nin 1930’larda çizdiği o saygın iş adamı maskeli sapık prototipi, modern dünyada birebir Nygård ve Epstein gibi ultra-kapitalistlerle ete kemiğe bürünmüş oldu.

Hibrit Savaş ve Narko-Terör

“Asya’nın Hasta Adamı” Çin’i bir batakhaneye çeviren “Mavi Lotüs” benzeri afyon tekkelerinin müdavimi olan yabancı misyon şefleri ve diplomatlar bile vardı. Çin halkının direncini kırmak ve işgali kolaylaştırmak için narkotik yasakları kaldırıp afyon içimini ve ticaretini yasal hale getirip serbest bırakanlar, uyuşturucu kartellerini jeopolitik bir silah olarak kullananlar İngilizler ve Batılı sömürgecilerdi.

Bugün aynı taktik küresel çapta tam gaz sürmektedir. Tüm önlemlere (!) rağmen dünyada uyuşturucu kullanımı ilkokullara kadar inmiş ve üstelik marihuana gibi bir çok narkotik maddenin serbest bırakılması için yoğun lobi faaliyetleri küresel çapta sürdürülmektedir. Günümüzde bu durum “Hibrit Savaş” ve “Narko Terör” başlıkları altında yaşanıyor.

Hibrit iki farklı fiziksel, teknolojik veya biyolojik yapının tek bir amaç için kullanılması veya birleştirilmesidir. Hibrit savaş ise, bir devletin bir başka hedef devleti çökertmek amacıyla askeri, siyasal, ekonomik, siber ve psikolojik saldırıları, dezenformasyonu, casusluğu, vekalet savaşlarını eş zamanlı ve koordineli bir şekilde kullandığı bir savaş türüdür. Savaş ilanı yapılmadan hedef ülkeyi yıpratmak ve kaos yaratmak amacıyla her çeşit araç kullanılır.

Hibrit savaşın en belirgin özelliği, niyetin kamuoyu ve dünya gündeminden gizlenerek operasyonların sinsice, büyük bir gizlilik içinde yürütülmesidir. Hibrit operasyonlar savaş ilan edilmeden ve mümkün olduğunca hedef ülkeye fark ettirilmeden, oradaki işbirlikçilerin, mafyatik ve masonik yapılanmaların da katkısıyla düşük yoğunlukta sürdürülür. Amaç hedef ülkeyi kendi içinden fiziksel olarak paralize ederek yıkmak, karar mekanizmalarını felç ederek kendi isteklerini kabul etmeye zorlamaktır. 4

Narko-terör ise, terör örgütleri ile uyuşturucu kartellerinin narkotik maddeleri lojistik ve finansman kaynağı olarak kullandığı ve bunu sürdürmek için terör taktiklerine başvurduğu suç ve şiddet faaliyetlerini kapsar. Terör örgütleri, silahlanma, militan temini, propaganda ve eğitim kamplarının giderlerini karşılamak amacıyla uyuşturucu üretimini, ticaretini, dağıtım ağlarını kontrol altına alır ve haraç toplar. Uyuşturucu kartelleri ve terör örgütleri siyasal otoriteyi zayıflatmak ve kendi kontrollerinde güvenli bölgeler oluşturmak için ortak çıkarlarda birleşirler. Mavi Lotüs’de uluslararası siyasetin ve istihbarat örgütlerinin terör ve uyuşturucu ticaretine bulaştığı ve işbirliği yaptığı açık seçik gösterilir.

Yükselen Çin ve Değişen Paradigma

En ironik ve çarpıcı paradigma ise Çin’in kendisidir. Mavi Lotüs’deki Çin, Batılıların aşağıladığı, Japon ordusunun işgal ettiği çaresiz mahvolmuş bir ülkedir. Bugün ise Çin ekonomik, teknolojik ve askeri olarak küresel bir süper güçtür. Hatta günümüzde, Afrika’dan Asya’ya uzanan “Kuşak Yol” projesiyle Çin, zamanında kendisine uygulanan ekonomik nüfuz stratejilerini tersine çevirip küresel ölçekte uygulayan bir aktöre dönüştü. Tarih, mazlum ile zalimin rollerini yer değiştirebildiğini bir kez daha kanıtladı.

Özetlemek gerekirse, Mavi Lotüs, Tenten’in komik maceralarından biri olmanın çok ötesinde, emperyalizm, ırkçılık, apartheid ve sömürgeciliğin anatomisini deşifre eden, politikanın ve kapitalizmin ahlaksızlığını çocukların bile anlayabileceği bir dille anlatan evrensel bir aynadır. Albümün yayımlandığı 1934 tarihinden 6 sene sonra, 1939-1945 arasında dünya tam anlamıyla alev alacaktır. Aslında II. Dünya Savaşı Polonya’nın Almanya tarafından işgaliyle değil, 1937’de Japonya’nın Çin’i işgal etmesiyle başlamıştır diyebiliriz. Hergé’nin Mavi Lotüs’te çizdiği o sahneler, bugünün jeopolitik krizlerini ve insanlığa dayatılan Yeni Dünya Düzenini anlamak ve çözümlemek için faydalanabileceğimiz ve ders alabileceğimiz, çizgi romandan çok öte, adeta ilginç bir referans kitabı gibi duruyor. Yeniden okuyup o günden bugüne dünyanın kimler tarafından nasıl yönetildiğini ve neden bu hale getirildiğini düşünmekte ve irdelemekte kuşkusuz büyük fayda var.

Dipnotlar

1 Nilüfer çiçeği olarak da adlandırılan Lotüs zihnin duruluğu ve ruh saflığını temsil eder; Budizm ve Hinduizm’de mükemmelliğin simgesidir. Lotüs çiçeğinin beş farklı rengi ve her rengin bir anlamı vardır. Beyaz lotüs saflığı, pembe aydınlanmayı, lotus sevgi ve tutkuyu, mavi lotüs bilgi ve bilgeliği simgeler.

2 Japonya, 1937’de Çin’i işgale başladığında Batılı devletlere ait bölgelere dokunmadı. Buraları Japon ordusuyla çevrili birer tarafsız bölge haline geldi. Milyonlarca Çinli mülteci, Japon saldırısından kaçarak bu bölgelere sığındı. 7 Aralık 1941’de Japonya’nın Pearl Harbour’a saldırması ve ABD ile İngiltere’ye savaş ilan etmesinden sonra Japon birlikleri Çindeki İngiliz ve Amerikan bölgelerini, İngiliz sömürgesi olan Hong Kong, Singapur ve Burma’yı da ele geçirdi. Nazilerle işbirliği yaptığından Japonya Fransız bölgesine 1943 yılına kadar dokunmadı. Çin’de yaşayan binlerce Batılı sivil, iş insanları, diplomatlar, öğretmenler, misyonerler “yabancı düşman” ilan edilerek toplama kamplarına gönderildi; mallarına, mülklerine, banka hesaplarına ve şirketlerine el konuldu.

3 Nygård 1967 yılında kurduğu kadın giyim şirketi ile Kuzey Amerika’nın en büyük tekstil imparatorluklarından birini yönetiyordu. Milyonlarca dolarlık servetiyle Bahamalar’da lüks bir köşkte yaşayan, ünlülerle ve kraliyet aileleriyle boy gösteren “saygın” bir iş adamı olarak biliniyordu. 2020 yılından itibaren sivil davalar ve ceza yargılamalarıyla maskesi düştü ve arkasındaki korkunç sistem açığa çıktı: Genç kadınları ve ergen olmayan kız çocuklarını modellik sözleşmesi, kariyer fırsatı vaatleriyle kandırıp ağına düşürüyordu. Şirket merkezine ve Bahamalar’daki köşküne içeriden açılamayan, özel şifrelerle girilen aynalı gizli odalar yaptırmıştı. Kurbanlarını buralara hapsediyor, uyuşturuyor ve tecavüz ediyordu. Kurbanları fişleyen binlerce kişilik veri tabanları tuttuğu ortaya çıktı. Sonunda cinsel tecavüz suçlarından 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca, fuhuş ağı kurmak, insan kaçakçılığı ve şantaj (racketeering gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Nygård Epstein dosyalarındaki aynı küresel elit şebekelerin bir parçasıydı. “Disgraced fashion mogul Peter Nygard among Canadians named in latest Epstein files release” videosu Nygård’ın Epstein dosyalarıyla olan bağlantısını anlatır.

4 Hibrit Savaşın hedefleri: 1) Siber Saldırılar: Hedef ülkenin kritik altyapılarını (enerji, iletişim, internet, ulaşım, finans) felç etmek; 2) Dezenformasyon ve Propaganda: Yalan haberler ve sosyal medya manipülasyonlarıyla halkı sindirmek, korkutmak veya kışkırtmak, toplumsal etnik, dinsel veya ırksal kutuplaşmayı artırmak ve devlete olan güveni sarsmak; 3) Vekalet Savaşları: Doğrudan cephe savaşı yerine, terör örgütleri, etnik, dinsel veya paramiliter grupları kullanarak çatışmaları sürdürmek; 4) Ekonomik Baskılar: Ambargolar, ticaret savaşları, boykotlar ve enerji tedarikini silah olarak kullanmak; 5) Hukuki, diplomatik ve Siyasal Müdahale: Uluslararası hukukun esnetilmesi, diplomatik şantaj ve hedef ülkelerin seçmen kitlesine ve seçimlere dışarıdan müdahale etmek.

Posted in

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *