Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950.
I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.
Ahed Tamimi 20 yaşında laik ve özgür Filistinli aktivist bir kız. Kara çarşaflar içinde değil. 2001 doğumlu Tamimi ilk olarak 2012 yılında henüz 11 yaşındayken bir İsrail askerini yumruklamaya çalışırken görüntülendi. 15 Aralık 2017’de Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması sonrasında çıkan olaylarda İsrail askerlerini protesto eden kadınlar arasında yer aldı.
19 Aralık 2017’de 16 yaşındayken bir İsrail askerini tokatladığı için gözaltına alındı. Olay filme alındı, viral oldu. Bu arada gözaltı süresi 6 kez uzatıldı. Kendisine 12 farklı suç yöneltilen kızcağız, 13 Şubat 2018’de Batı Şeria Ofer Cezaevi İsrail Askeri Mahkemesinde basına kapalı kapılar ardında yargılandı. Savunmasını Filistinli ve İsrailli barışçıl aktivistlerin savunucusu avukat Gaby Lasky üstlendi.
21 Mart 2018’de avukat ve mahkeme anlaşmaya vardılar. Kuzeni Nur Tamimi 16 gün hapis, 2.000 Şekel (473 Euro) para cezası, Tamimi ve annesi ise 8 ay hapis, 6000 Şekel (1.400 Euro) para cezasına çarptırıldı. Uluslararası Af Örgütü serbest bırakılması için çağrı yaptı. Amerikalı Siyahların simgesi Rosa Parks’a benzetildi. Hapishanedeyken lise diplomasını aldı; hukuk okumaya ve “işgali sorumlu tutmaya” karar verdi. İsrail ordusunun 2010’dan beri 8.000 Filistinli çocuğu tutukladığına ve yargıladığına dikkat çekti. Genç kız ve annesi cezalarını çektikten sonra 29 Temmuz 2018’de hapisten çıktılar. Kendisini sorgulayan iki İsrailli görevlinin taciz ve tehditlerine uğradığını gösteren bir videosu yayımlandı ve Tamimi bu kişiler hakkında dava açtı.
İtalyan grafiti sanatçılar Jorit Agoch ve Salvatore Tukios tarafından Batı Şeria ile İsrail’i ayıran Ayrılık Duvarı’ndaki Tamimi duvar resmi, hapisten çıkışıyla aynı zamana denk gelecek şekilde tamamlandı. Ancak, her iki grafiter de İsrail polisince üç gün boyunca gözaltına alındı, tutuklandı ve İsrail’den sınır dışı edildiler. 22 Ocak 2018, İsrailli şarkıcı Yehonatan Geffen İnstagram’da Tamimi’ye adanmış bir şiir yayınladı:
“17 yaşındaki güzel kız korkunç bir iş yaptı ve evini bir kez daha işgal eden kendini beğenmiş İsrailli subaya tokat attı. O tokat 50 yıllık işgal ve aşağılanmalara bir yanıt oldu. Ve bu mücadelenin öyküsünün anlatıldığı gün geldiğinde, Golyat’a tokat atan Davut gibi kızıl saçlı Ahed Tamimi, Jeanne d’Arc, Hannah Szenes ve Anne Frank’ın düzeyinde olacaksın. “
Bu gelişmeler İsrail’deki aşırı sağ ve Siyonistleri kızdırdı. 2018 yılının Nisan ayında İsrail milletvekili Bezalel Smotriç, Tamimi için “dizinden de olsa vurulmuş olsa iyi olurdu” dedi. Batı Şeria’da yaşayan ailesi ve köylüler, Filistin yanlısı Yahudiler ve aktivistlerin eşlik ettiği, İsrail yerleşimlerinin genişletilmesine karşı her hafta barışçıl protestolar düzenlemeyi sürdürüyor.
İsrail’deki ırkçı ve apartheid rejim sürdükçe, bu rejim ABD ve başta Fransa, Almanya olmak üzere Avrupa Birliğince desteklendiği sürece İsrail Filistinlilere karşı uyguladığı periyodik etnik/demografik temizlik politikasından asla vazgeçmeyecektir. Hadi Almanya Nazi dönemindeki günahların kefaretini ödüyor diyelim, ABD zaten İsrail kontrolunda, Fransa’ya ne oluyor anlamak mümkün değil. Bu insanlık suçunu görmezden gelmeye, kamufle veya sansürlemeye çalışan herkes bunun hesabını vermek zorundadır. Eğer Filistinli kadınların çoğu Tamimi gibi olsaydı, Filistin çoktan özgürlüğüne kavuşmuş olurdu. Din ve örtünmeyle özgürlük gelmez.
Ben bu forumu Birleşmiş Milletler gözetiminde düzenlenen bir forum zannediyordum. Herhalde herkes öyle zannediyordu. Oysa bu forum özel bir vakıfmış !
Dünya Ekonomik Forumu – DEF (World Economic Forum – WEF) merkezi Cenevre’de olan kar amacı gütmeyen uluslararası bir vakıftır. Forum 1971 yılında İsviçreli Prof. Klaus Schwab tarafından kurulmuştur İlk olarak Avrupa Yönetim Forumu adıyla kurulmuş, 1987 yılında adı Dünya Ekonomik Forumu olarak değiştirilmiştir.
DEF toplantıları genellikle her yıl İsviçre’nin Davos ilçesinde yapılmaktadır. Ancak, pandemi nedeniyle toplantılar 2020’den beri sanal ortamda sürdürülmektedir. DEF toplantılarına dünyanın en tanınmış kişileri, iş ve siyaset dünyası ile akademik çevrelerin etkin isimleri katılmaktadır. Katılımcılara “Davos Adamları” (Davos Men) denir ve onlar kendilerini tamamen “uluslararası” küresel bir elit grup olarak görürler.
Bu terimi ortaya atan siyaset bilimci Samuel P. Huntington’a göre Davos Adamları ulusal değerlere çok az önem veriyor, ulusal sınırları ve ulusal hükümetleri kaybolmakta olan engeller olarak görüyorlar. Geçmişin kalıntıları olan ulus-devletlerin tek yararlı işlevi elitlerin küresel operasyonlarını kolaylaştırmak olmuştur. Huntington, 2004te yayımlanan “Ölü Canlar: Amerikan Elitinin Milliyetsizleştirilmesi” başlıklı makalesinde, Davos Adamlarının bu görüşünün halkın milliyetçi çoğunluğu tarafından paylaşılmayan azınlık ve elitist bir görüş olduğunu vurgular.
Avrupa Parlamentosunun Düşünce Kuruluna göre, yapılan eleştiriler DEF’i siyaset veya iş dünyası liderlerinin seçmenlere veya hissedarlara hesap vermek zorunda kalmadan tek başlarına karar aldıkları bir kuruluş olduğunu açığa çıkartıyor. Yani aslında DEF anti-demokratik ve anti-ulusal bir yapıya sahip, halkın çıkarlarını gözetmekten çok elit ve oligark bir zümrenin çıkarlarına ve amaçlarına hizmet eden bir kuruluş. Buradan DEF’in halk düşmanı ve insanlık düşmanı anti-hümanist bir yapı olduğu sonucuna varabiliriz. Zaten aldıkları kararlar ve yaptıkları işler de bu yöndedir.
Bunun en somut örneği Prens Charles’ın 2020 Davos toplantısında ortaya attığı “Covid-19 The Great Reset” Covid-9 – Büyük Sıfırlama projesidir. Charles salgının ekonomiyi ve dünya düzenini sıfırlamak, yani baştan kurgulamak için “altın bir fırsat” olduğunu ileri sürmüştür. Yüz binlerce belki de milyonlarca insanın ölümüne yol açan, sürekli mütasyon geçirip aşılara karşı bile direnç gösteren böylesine korkunç bir salgını “altın bir fırsat” olarak gören bu zihniyete nasıl olur da kimse tepki göstermez ? Bu insanlık dışı zihniyeti ve DEF’i kınıyor ve lanetliyorum. DEF’in tepeden inmeci dayatmalarını körü körüne kabul etmek yerine onlara direnmek ve eleştirmek gerekir. Zira DEF’in aldığı ve alacağı kararlar küresel ekonomik ve sosyal bir apartheid’a yol açabilir. Bunu yapmazsak en sonunda özgürlüğümüzü yitirip sanki onları tebasıymış gibi, salt elitler ve oligarkların refah ve mutluluğuna hizmet eden, onlara boyun eğen kişiliksiz varlıklara ve suç ortaklarına dönüşeceğiz. Tabi çocuklarımız ve bizden sonraki kuşaklar da…
(Kaynakça: DEF web sitesi ve twitter hesabı, Euronews, BBC, The Guardian, Le Monde, Vikipedi)
Bildiğin gibi 19 Temmuz 2018’de ülkeyi sadece “Yahudilere ait özel bir yurt” olarak tanımlayan yeni bir yasa “Temel Yasa – Yahudi Halkının Milli-Devleti İsrail” adıyla Knesset’e oylanarak yürürlüğe girdi. Nazilerin Nürnberg Yasalarını andıran fakat İsrail’in anayasası olarak kabul edilen bu yasayla İsrail apartheid ve ırkçı bir devlete dönüştü. Neden ?
İsrail’deki bu korkunç apartheid dönüşümünü “kurumsallaşmış ırkçılık” olarak tanımlayan İsrailli tarihçi İlan Pappe “bu tür ırkçılığa karşı son savaşın Güney Afrika’da zaferle sonuçlandığını” belirtiyor ve Ortadoğu’da Batı’nın dokunulmazlık kalkanı altında olan yeni bir apartheid devletin hoş görülmemesi gerektiğine dikkat çekerek şunları yazıyor:
“Tarihsel Filistin’de ırkçılığa böylesine uluslararası bir destek verilmesi, hepimizin söndürmeye çalıştığı ateşi daha da körükleyecektir. Bu tür ırkçılığın özünü geçmişte tanımlamak zor olabilirdi, ancak günümüzde tüm insanlık dışı yapısı ve çirkinliğiyle ortaya çıkmış olup biraz onur ve utanması olan herkesin buna karşı çıkması gerekir. Dünya daha önce apartheid’ı yok etmeyi başarmıştı ve bunu tekrar başarabilir.”
Haaretz gazetesinin yazarı Gideon Levi 7 Nisan 2019’daki seçimlerle ilgili şöyle yazmıştı:
“Böylesine bir çoğunlukla İsrail’i resmen bir Apartheid devleti ilan etmek mümkün olacak. Ayrımcılığa verilen bu destek ve işgalin sürdürülmesi göz önüne alındığında hiçbir şey şu yalın gerçeği çürütemez: Neredeyse tüm İsrailliler apartheid’ın sürmesini istiyor. Salı günkü sonuçlar ne olursa olsun, işgalcinin ülkesi işgalcinin ülkesi olarak kalacaktır. Aşırı sağ, Batı Şeria’nın ilhak edilmesini istiyor. Böyle bir adım oy toplamada avantaj sağlayacak, ancak, sonunda İsrail’in demokrasi maskesini parçalayacak, hem yurt içi hem de yurt dışında tepkiler yaratacaktır. Ancak, Filistinlilerin kovulmasını veya yok edilmesini veya Tapınak Dağına Üçüncü Tapınağın inşasını, oradaki camilerin yıkılmasını savunan veya hayal eden faşist sağ kanat için hiçbir vicdan sahibi oy kullanamaz. Netanyahu’nun ılımlı olduğu iddia edilen Likud partisi, yalnızca mevcut durumu, yani ilan edilmemiş apartheid’ı sürdürmek istiyor.”
Sol kanat barış aktivistlerinden İsrailli yazar Davit Grosman 25 Nisan 2018 tarihli Fransız L’OBS dergisindeki yazısıyla bu tehlikeli gidişata dikkat çekiyordu:
“51 yıldır başka bir halkı işgal altında tutuyoruz. İçinizde iki tür insanlık algısı olduğuna inanmaya başlamadan bir başka ulusu işgal edemez ve baskı altında tutamazsınız: Üstün insanlar ve aşağı insanlar ! Bu görüş her şeyi kirletiyor. Büyük çoğunluk, baskın olan bu görüşü benimsiyor: Doğru olduğu için değil, baskın olduğu için ! Biz kendimiz işgali yasallaştırıyoruz. (…) Şundan eminim ki Filistinlilerle çatışmanın sürmesi bizi daha hayvani yaratıklar haline getiriyor. Hayvani, ırkçı, acımasız oluyoruz.”
KÜRESEL BİR TEHDİT: NEO-SİYONİZM
İsrail’de iktidarı ele geçiren Neo-Siyonist zihniyet ABD, İngiltere, Fransa ve Türkiye’de İsrail’de olduğundan çok daha güçlü bir biçimde basını, sosyal medyayı, akademik çevreleri ve hükümetleri kontrol etmekte ve yönlendirmektedir. Örneğin, Fransa’da Macron’un başa oturmasıyla öylesine utanç verici ve akıl almaz gelişmeler yaşandı ki İsrail’i eleştirmek veya Siyonizm karşıtlığı Macron tarafından “antisemitizmin modern bir biçimi” olarak görüldü ve bu konuda yasa çıkarıldı. Neden ?
Çeşitli ülkelerden anti-Siyonist 127 Yahudi entelektüel ve akademisyenin protestolarına ve Macron’a uyarı mektubu göndermelerine rağmen yasa yürürlüğe girdi. Akademisyenlerin Aralık 2019da tasarı yasalaşmadan önce Macron’a gönderdikleri bildiri özetle şöyle:
“Antisemitizm ve ırkçılığın bütün türlerini birer tehdit olarak görüyoruz. Ancak, bu yasa tasarısı Siyonizm karşıtlığını antisemitizmle eş değer saymaktadır. Netanyahu kendi politikasına karşı olan her eylem ve söylemi antisemit olarak tanımlıyor, anti-Siyonizm ile antisemitizmin ilişkilendirmesini savunuyor. Ancak, antisemitizm İsrail’i savunmak için bir bahane olarak kullanılıyor. İsrail hükümetinin çabalarının Fransa’da siyasal destek bulması kaygı verici. Fransa Meclisini antisemitizm ve her türlü ırkçılıkla mücadele etmeye, ancak İsrail hükümetinin işgal ve ilhak etme programına karşı çıkmaya davet ediyoruz.”
Bir devletin politikalarını eleştirmenin Siyonizm karşıtlığı anlamına gelemeyeceğini belirten akademisyenler ayrıca yasa tasarısındaki ‘İsrail’in varlığını eleştirmek, Yahudilerden oluşan bir toplumu eleştirmektir, bu da Yahudilere karşı işlenen bir nefret suçudur’ tümcesini de çok sakıncalı bulduklarını, zira ülke nüfusunun % 20’sinin Müslüman ve Hristiyan İsrail vatandaşlarından oluştuğuna dikkat çektiler.
İsrail’deki apartheid’ın yasalaşmasına dünya çapında yapılan itirazların hepsini buraya almaya olanak yok. Ama bazı olayları aktarıyorum: Temel Yasayı protesto eden İsrailli sanatçı Rotem Sela “Araplar ve Yahudiler kardeştir” dediği için Netanyahu tarafından tehdit edilmiştir. Netanyahu “ İsrail tüm vatandaşların devleti değildir. Meclisten geçirdiğimiz Yahudi Milli Devlet Yasasına göre, İsrail sadece Yahudilerin milli devletidir” diyerek Sela’yı susturmuştur.Bu ırkçılık ve apartheid değil mi ?
İsrailli aktör Tzaçi Halevi’nin Arap artist Lusi Ahariş ile 2018 yılında evlenmesi de İsrail’de büyük sorun yaratmıştı. Lusi “bir Yahudi’yi baştan çıkartmak” ile suçlanmıştı! İsrail İçişleri Bakanı evliliği sert bir şekilde eleştirmiş, Yahudi ile Arap arasındaki evliliklerin asimilasyon ve bunun sonucunda Yahudi ırkının tamamen tükenmesine neden olacağını iddia etmişti. Bir Bakan bunları nasıl söyler ?
ANTİSEMİTİZM: DAMOKLESİN KILICI MI ?
21.7.2020’de canlı TV programında aşırı sol lider Melenchon’un “Ecoutez, je ne sais pas si Jésus était sur la croix. Je sais qui l’y a mis, parait-il, ce sont ses propres compatriotes” diyerek İsa’yı haça gerenlerin Yahudiler olduğunu ima etmesiyle Fransa’da adeta yer yerinden oynadı. Melenchon’un ne antisemitliği kaldı, ne cehaleti, ne deliliği, ne de İslamcılığı. Eski antisemit basmakalıp söylemleri geri dönüştürmekle ve Yahudileri İsa’nın öldürülmesinden sorumlu tutmakla suçlandı.Ne oluyor birader ? Yani bu kadar yaygara koparmaya değer miydi ?
Londra İnsani Bilimler Enstitüsü Direktörü Slavoj Zizek antisemitizm suçlamasının İsrail’e yönelik haklı eleştirileri karalamak amacıyla sıklıkla başvurulan bir yöntem olduğunu, bunun artık herkese yöneltilir hale geldiğini belirtiyor ve ekliyor:
“Holokost’un bundan daha itici ve alaycı bir manipülasyonu düşünülebilir mi? Birinin çıkıp, Holokost kurbanlarına asıl saygısızlık edenin, siyasal hedeflerini meşrulaştırmak için bunu bir araç olarak kullanan İsrail devletinin ta kendisi olduğunu dile getirmesi gerekir.”
Amerikalı siyasal bilimci Prof. Norman Finkelstein’ın Holokost’un endüstriye dönüştüğünden söz etmesinin nedeni de budur: Zira İsrail’in bunu siyasal istismar, mağduru oynama ve ticari kazanç kapısına dönüştürdüğü artık iyice açığa çıkmış durumda. Bu bağlamda, Haaretz gazetesinin 24.1. 2020 haberine göre Netanyahu hükümeti Holokost kurbanlarının anılarını ihaleye çıkarıp en yüksek teklifi veren ülkeye satacakmış ! Bir önceki müşteri Polonya, yeni müşteri ise Rusya imiş! Gazete şöyle diyor:
“Çok üzücü olsa da, ne tarihsel gerçekler, ne kurbanların anıları, ne de geleceğe yönelik dersler İsrail’in politikasına yön vermiyor ve bu şaşırtıcı değil. Bu politikayı dar, anlık, siyasal ve diplomatik çıkarlar belirliyor, temsil ettiğini iddia ettiği insanların trajedisi de bu kapsamda.”
Bu karanlık zihniyet, antisemitizmi Damokles’in kılıcı gibi kullanarak, İsrail’in apartheid ırkçı politikalarını ve savaş suçlarını açığa çıkaran, eleştiren, paylaşan insanları en küçük bir bahaneyle susturmaya ve tehdit etmeye çalışıyor. Aynı şekilde, bu paylaşımlar Haaretz, BBC, DW, Reuters, Associated Press, Euronews gibi medya kanallarından paylaşılmış olsa bile Facebook ve Twitter gibi sosyal medya devleri kendi topluluk kuralları ihlal ediliği gerekçesiyle bu paylaşımları engelleme çabası içindeler. Neden ?
FACEBOOK – İSRAİL İŞBİRLİĞİ VAR MI ?
Bağımsız medya kanallarından The Intercept’in editörü Gleen Greenwald ’ın 12 Şubat 2016 günü Associated Press’ten aktardığı habere göre İsrail hükümeti Facebook’u kendi siyasal çıkarları için kullanmakta, eleştirel yazı ve yorumları sansürlemeye, gerektiğinde hesapları kapatmaya zorlamaktadır. Yine 30 Aralık 2017 tarihli “Facebook ABD ve İsrail hükümetlerinin talimatlarıyla hesapları kapattığını duyuruyor” başlıklı yazısıyla Greenwald hangi içeriğin sansürlenmesi gerektiğinin belirlenmesinde Facebook’un ABD ve İsrail ile doğrudan işbirliği yaptığına dikkat çekmişti.
İşte, sanırım, bu nedenlerden dolayıdır ki, yani ABD ve İsrail’in politikalarını eleştirdiğim için, 2016 yılından beri Facebook benim ve başka birçok kişinin sesini kısmak için girişimlerde bulundu, bulunuyor. 30 gün boyunca yorum ve paylaşım yapamayacağıma dair iki kez ceza aldım. Facebook Nazi karşıtı paylaşımlarımı saptırdı ve sanki ben “tehlikeli kişilerin veya kuruluşların sembollerine, övgü veya destek” veriyormuşum gibi göstermeye çalıştı. Peki neden böyle yapıldı Mark ? İşte etik olmayan, utanç verici çirkin durum budur. Hitler, Mussolini, Çavuşesku, Franco gibi diktatörlere karşı yaptığım eleştiridir, övgü değildir. Anlıyor musun Mark ? Bana haksız yere ceza verildi.
Hal böyleyken, öte yandan bir de bakıyoruz ki özellikle Türkiye’deki Hristiyan ve Yahudi vatandaşlarımızı aşağılayan, antisemit, gerici, ırkçı ve dinci çevreler Facebook’ta cirit atıyor: Üye olmuşlar, sayfalar açmışlar, gruplar kurmuşlar, vur patlasın çal oynasın tam gaz gidiyorlar, maşallah, maşallah! Facebook onlara hiç ses çıkarmıyor. Neden Mark ?
Eğer bana 60 gün ceza veriliyor, fakat onlara dokunulmuyorsa bu işte bir fırıldak yok mu ? Elbette var. Hem de ne fırıldak! Bu fırıldağın açıklaması aslında çok basit: Nasıl ki Müslüman Kardeşler Örgütünü İngiltere; nasıl ki Hamas’ı İsrail; nasıl ki El Kaide, Taliban, IŞİD, PKK gibi terör örgütlerini ABD oluşturmuş, örgütlemiş, desteklemiş ve finanse etmişse, Türkiye’deki tarikatçı ve dinci yapılanmaları da büyük ölçüde ABD ve İsrail oluşturmuş, örgütlemiş, desteklemiş ve finanse etmiştir.
Bu emperyalizmin tarihsel ve en eski stratejilerinden biridir Mark. Bilmiyorsan öğren. Bu strateji gazeteci Uğur Mumcu ile ekonomist Prof. Yalçın Küçük’ün yazılarında, yapıtlarında sıkça anlatılmış, açığa çıkarılmıştır. Yalçın Küçük’ün “Türkiye’deki İsrail, İsrail’den daha güçlüdür” söylemi işte bu çarpıcı gerçeğe işaret eder.
Buradan çıkan önemli bir sonuç da Evanjelizm, Neo-Siyonizm ve İslamizm’in dayanışma ve işbirliği içinde olduğudur. İşte, bundan dolayı, İsrail’in gözetimi altında bulunan fanatik ve antisemit gruplara Facebook’ta izin veriliyor değil mi Mark? Zira İsrail’in antisemitizmi canlı tutması, ateşlemesi, soğutmaması, bu kozu kullanması, Holokostu da sıkça gündeme taşıyarak sürekli mağduru oynaması, işgal, yayılma, ilhak, etnik temizlik politikalarını, yasadışı yerleşimleri, savaş suçlarını, ırkçı apartheid rejimini maskelemek için bu tür malzemeye gereksinimi vardır. İsrail’in en çekindiği şey aydın ve entelektüellerden yani Türk entelijentsiyasından yapılan ve yapılacak bilimsel ve akademik eleştirilerdir. Üstelik bu eleştiriler İsrail’in muhalif yazarlarına, anti-Siyonist İsrailli bilim insanlarına, medyasına veya uluslararası saygın haber kanallarına dayanıyorsa, bu İsrail rejimi için çok daha büyük bir sorun oluşturur. Çünkü o zaman eleştiriler Türk kamuoyu ve Facebook’taki entelektüel çevre tarafından ciddiye alınmaya başlanacak ve İsrail’in işi zorlaşacaktır.
FACEBOOK NEO-SİYONİST BİR PLATFORM MU ?
Kuşkusuz, dünyanın tek derdi Holokost, antisemitizm ya da islamofobi değildir. Zira, resme geniş açıdan baktığımızda terör, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, aşırı sağ, şoven milliyetçilik, ve Fransız siyasal bilimci Prof. Gilles Kepel’in dikkat çektiği gibi, dinsel özgürlük gerekçesiyle dincilik, fanatizm ve tarikatlaşmanın tehlikeli bir şekilde yükselmesi, buna karşın laiklik ile ifade özgürlüğünün çöpe atılmasıyla karşı karşıyayız. İşte ön plana çıkarılması gereken toplumsal ve uluslararası sorunsal budur ve diğer hepsi zaten bu sorunsalın kapsamındadır.
İsrail’de iktidardaki Neo-Siyonistler ırkçı apartheid yasalarıyla; yabancı düşmanlığıyla; ultra-ortodoks şeriatçı partileriyle; Tevrat masallarına dayanan “seçilmiş halk” hezeyanlarıyla; üçüncü tapınağı Kudüs’e inşa etmenin mesihsel coşkusu içinde körkütük sarhoş olmuş durumdadırlar. Bu yeni ideoloji eskisinden çok daha tehlikeli, azgın, acımasız ve cüretkardır. Zira arkasında Evanjelistler ile ABD gibi dev bir emperyalist-kapitalist gücün koşulsuz desteği vardır.
Musa Şeriatı, Tevrat ve Talmud’u eleştirdiği için Spinoza’yı Yahudilikten aforoz eden, öldürmeye çalışan; Karl Marx’ı antisemit olmakla suçlayan; tarihçi Prof. İlan Pappe’yi İsrail’deki üniversiteden atan ve ülkesinden kovan bu gözü dönmüş zihniyet bugün İsrail’de iktidardadır. Bu zihniyet George Orwell’in “Big Brother”ı gibi – benliğini bu yola adayanlar dışında – kendinden başka hiç kimseye, hiçbir ulusa, hiçbir devlete, hiçbir inanca, hiçbir değere en küçük bir saygı ve var olma hakkı duymamaktadır. Zira, onların hepsi goyim, kafir ve tanrısal lanet altındadır, zamanı geldiğinde yok edileceklerdir. Bu zihniyet ABD ve Fransa’da iktidarı ve medyayı büyük ölçüde ele geçirmiş ve tüm dünyaya meydan okumaktadır. COVID-19’u fırsat bilen dünya oligarkları ve ultra-kapitalistler gereksiz gördükleri devlet ve ulusları yıkıma uğratacak, insanları tamamen sindirecek, pasifize edecek totaliter ve nihilist bir dünya düzenine dönmenin hazırlığı içinde kolları sıvamışlardır.
Bu bağlamda, Facebook ve diğer ağ sağlayıcıları kendi durumlarını ivedilikle gözden geçirmeye, sapkın ideolojilere ve totaliter kuşatmaya karşı direnmeye davet ediyorum. Bireysel özgürlük ve insan hakları savunucusu mu, yoksa karanlık nihilist rejimlerin perde arkasındaki işbirlikçisi ve avukatı mı olacaklardır? Bir yeryüzü yurttaşı olarak özgür düşünen dünya aydınlarının birleşerek dünya barışını, insan mutluluğunu ve insanlığın geleceğini tehlikeye atan her çeşit dinci, etnik, şoven, ırkçı, ayrımcı ideolojilere karşı direneceğini, er veya geç, dur diyeceğini umut etmek istiyorum.
Eğer Facebook Neo-Siyonist bir platforma dönüştüyse bunu açıkça ilan et Mark. Benim apartheid ve neo-siyonist rejimleri destekleyen, onlara toz kondurmayan platformlarla zaten işim olmaz. Bak aslanım şu iyice bilinsin ki bu Nazi artığı algı operasyonları ve taktiklerle insanları susturamazsınız, korkutamazsınız. Naziler başarılı olamadı, siz de başarılı olamayacaksınız. Kaynayan tencerenin kapağını kapatmaya çalıştıkça alttan çok daha büyük patlamalar gelir. Bu işleri bırakın. İsrail’i eleştirmek antisemitizm değildir: Zira İsrail’de her milletten insan Yahudiler,, Filistinliler, Hristiyanlar, vs yaşamaktadır. Antisemitizm belli bir etnik gruba yöneltilen nefret söylemidir. Bir devletin politikasını eleştirmek antisemitizm değildir. Anlaşıldı mı Mark ?
KAYNAKÇA VE DİPNOTLAR
1) İsrailli tarihçi İlan Pappe (1954) şu an İngiltere Exeter Üniversitesinde Sosyal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler Bölümde görev yapıyor. Üniversitenin Filistin Etno-Siyasal Araştırmalar Merkezinin direktörü. Sol görüşleri ve anti-siyonist eleştirileri nedeniyle İlan Pappe İsrail Meclisince suçlu bulundu. Eğitim Bakanlığı ülkeden atılması için çağrı yaptı, fotoğrafı gazetelerde yayınladı, hedef gösterildi, ölüm tehditleri aldı. Hayfa Üniversitesi Tarih Profesörlüğünden kovuldu, 2008’de İsrail’den kaçmak zorunda kaldı. Pappe’nin ailesi de 1930 da Nazilerden kaçmıştı.
2) The Hindu, Israel’s new law is a form of apartheid, Ilan Pappe, 26.7.2018
5) Haaretz, Gideon Levi, “Apartheid’a oy verin” 7.4.2019 –
6) L’OBS dergisi, sayı 2789, 25.4.2018, s: 22-43
7) BBC, Reuters, Euronews, The Guardian, VOA
8) Glenn Edward Greenwald (1967) Amerikalı avukat, yazar ve gazeteci. Edward Snowden’in ABD ve İngiltere’nin dünyayı denetlemesiyle ilgili gizli belgelerini The Guardian gazetesinde yayımladı.
Nüfusu azaltma ve ırkı arındırma sanıldığı gibi salt Nazi Almanyasına özgü bir uygulama değildir. Bu tür projeler ve çalışmalar çok önceleri ABD ve İngiltere’de başlamıştı.
İlk olarak 1907’de İngiliz Öjenik Eğitim Derneği (British Eugenics Education Society) arkasından 1921’de “Amerikan Öjenik Derneği” (American Eugenics Society) kurulur. Bu kuruluşlar nüfus denetiminin yanı sıra sağlıklı nüfusun çoğaltılması, sağlıksız nüfusun ise çeşitli yöntemlerle azaltılması yoluyla insan ırkının arınmasını ve geliştirilmesini amaçlıyordu. Fakat insancıl amaçlarla kamufle edilmiş bir gizli hedefleri de vardı: Nüfus denetleme gerekçesiyle gereksiz gördükleri ırkların, etnik grupların eritilmesi ve yok edilmesi.
Özellikle I. Dünya Savaşından sonra ABD’de öjenik sterilizasyon ve kısırlaştırma programlarına hız verildi. Kaliforniya diğer tüm Amerikan eyaletlerinin toplamından daha fazla insanı zorla kısırlaştırdı. Bu programlar daha çok Siyahlar, Kızılderililer ve Hispaniklere yönelikti. Amerikalılar Alman bilimcileri ve tıp uzmanlarına bu konuda bilgi ve materyel gönderdiler. 1927’de Rockefeller Vakfının desteğiyle Berlin’de “Kaiser Wilhelm İnsan Kalıtımı ve Öjenik Antropoloji Enstitüsü” kuruldu. Enstitü insan genetiğinin yanı sıra fiziksel ve toplumsal antropoloji üzerine çalışmalar da yürütüyordu. Hitler Landsberg hapishanesindeyken enstitü müdürü antropolog Eugen Fischer’in “İnsan Kalıtımı ve Irk Hijyeni İlkesi” adlı kitabını okumuştu.
Almanya’da 1939’dan itibaren ötanazi merkezleri kuruldu. Bu merkezlerde genetik hastalık, doğuştan gelen rahatsızlıklar nedeniyle “yaşamasına gerek görülmeyen” ve Alman ırkı için genetik bir tehdit olarak görülen kişiler sistematik olarak öldürüldü. Bernburg, Brandenburg, Grafeneck, Hadamar, Hartheim ve Sonnenstein’ta ötanazi ve gaz odası tesisleri kuruldu.
NAZİ-AMERİKAN İTTİFAKI
Amerikalı Tarihçi Edwin Black “IBM ve Holokost: Nazi Almanyası ile Amerika’nın En Güçlü Şirketi arasındaki Stratejik İttifak” (IBM and the Holocaust: The Strategic Alliance between Nazi Germany and America’s Most Powerful Corporation) kitabında 1930 yıllarından itibaren ve II. Dünya Savaşı boyunca IBM ile Hitler hükümeti arasındaki sıkı işbirliğini gün yüzüne çıkartır. 2001de yayımlanan kitapta Black, IBM’in nüfus denetleme verilerinde kullanılan teknolojileri Nazilere vermekle Holokostu kolaylaştırdığını ve hızlandırdığını ana hatlarıyla açıklar.
Black, San Fransisco Chronicles internet sitesinde 9 Kasım 2003te yayımlanan “Öjenik ve Naziler – Kaliforniya Bağlantısı” (Eugenics and the Nazis — the California Connection) yazısında ise Nazi – Amerikan ırkçı dayanışmasına dikkat çeker. Nazilerin Amerikan nüfus denetimi, sterilizasyon ve zorla kısırlaştırma programlarından, özellikle Kaliforniya Eyaletinde yürürlüğe giren öjenik-ırkçı yasalardan yararlandığını açığa çıkartır.
Karanlık, tehlikeli ve art niyetlere hizmet eden nüfus denetleme projeleri her zaman ırkçılıkla yakından bağlantılı olmuştur, çünkü nüfusu denetleme arzusunun temelinde insana ve başka ırklara duyulan bastırılmış nefret vardır. Küresel nüfus denetleme programları ABD ve Avrupa’nın eski emperyal güçlerinin özellikle Üçüncü Dünya ülkelerindeki nüfusu azaltmaya yönelik bir uygulamasıdır.
İnsanları yaşatmak yerine onları böcek gibi ortadan kaldırarak dünya sorunlarına çare bulunamaz. Önemli olan dünyayı bu hale gelmesinden sorumlu olan perde arkasındaki oligarkları ve elitleri tasfiye etmek ve onların dayatmalarına karşı çıkmaktır.
Avrupa Birliğinin 21 Ocak toplantısında insanlara zorla dayatmayı planladıkları “Aşı Pasaportu” hala gündemde. Ancak, a priori, bu mantık dışı bir uygulama. Zira iyileşen ya da aşı olanların yeniden hasta olmayacağına dair bir kanıt ortalıkta yok. Ayrıca, bir çok hukukçu ve akademisyen bunu insanların özgürlüğüne ve insan haklarına aykırı buldu. Peki o zaman bu telaş ne ?
Bu haberden hareketle “salgın ne zaman bitecek?” sorusunun yanıtı açığa çıkıyor: Aşı gerçi salgını önlemeyecek. Salgın, herkesi aşılamak için bir bahane. Salgın herkes aşılandığı zaman bitecek. Daha doğrusu herkes aşılandığı zaman salgını bitirecekler. Ondan sonra bekleyecekler: Salgın kısa vadeli, aşı ise uzun vadeli bir kitle imha silahı. Özellikle RNA’lı aşılar. Açıkçası oligarklar ve elitler küresel soykırıma hazırlanıyor. Hayır daha neler, bu komplo teorisi derseniz o zaman şu soruları yanıtlayın:
1952 yılında J. D. Rockefeller III ve Rockefeller Biraderler Vakfı tarafından “The Population Council” (Nüfus Konseyi) adlı örgüt neden kuruldu? Konsey gelişmekte olan ülkelerde üreme, kısırlaştırma ve cinsiyet üzerine neden araştırmalar yapıyor? Neden özellikle Afrika, Asya ve Latin Amerika’da 18 ofis açtı ve 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteriyor ? Size ne birader dünya nüfusundan ?
“Dünya Derin Devleti” olarak bilinen Bilderberg Grubu 1954 yılında oluşturuldu. O tarihten beri grup toplantıları neden basına kapalı, neden gizli yapılıyor ? Bu toplantılara neden sadece120-150 seçkin iş adamı, medya patronu ve akademisyen katılıyor ? Milletten saklanan nedir ?
1973’te D. Rockefeller, J. Carter ve Z. Brzezinski tarafından kurulan ve bankacılık, siyaset, iş dünyasından seçkin 325 üyesi olan Trilateral Komisyon neden kuruldu ? Ve bu üç kafadarın kurduğu bu örgüt nasıl ve hangi hakla yeni dünya düzenini dayatmak, dünya nüfusunu kontrol etmek, dünya ülkeleri adına kararlar almak, savaşları organize ve kontrol etmek gibi misyonlar üstlenebiliyor ?
1999 yılında Türkiye’den toplanan 120 bin kan örneğinin DNA testi ve genetik tiplendirme yapan ABD’deki Lifecodes laboratuvarına gizlice gönderildiği ortaya çıktı ! O dönem Ecevit Hükümetinin Sağlık Bakanı tıp doktoru Prof. Osman Durmuş “Kan örneklerinin yurtdışına gönderilmesi, genetik şifremizin çözülmesi açısından Türkiye için stratejik tehlike oluşturur” uyarısında bulunmuş ve Türk halkının gen haritasının ABD’nin eline geçtiğini açıklamıştı. Bu açıklama üzerine tüm medya adamı makaraya almış dalga geçmişti. Neden? Gerçi toplanan ilik ve kanların ABD’den iade edilmesi için Ecevit hükümeti bir çok girişimde bulunmuş ancak kan örnekleri iade edilmemişti. Neden, neden ?
Prof. Durmuş, 5.8.2018’de Milliyet gazetesinin kendisiyle yaptığı söyleşide “Gen haritası biyolojik savaşın ön çalışmalarıdır. Irak Savaşı’nda ABD Hava Kuvvetleri, Irak hava sahasına girerek uçaklardan grip virüsü saldı. Irak askerlerinin birçoğu grip nedeniyle savaşma kabiliyetini yitirdi. Bu tehdit bizim ordumuz için de geçerli. Babuna için gerçekleştirilen kampanya sonrası gen haritamız çıkartıldı. Muhtemel bir savaşta bizim genlerimize duyarlı bir virüs üretip, Türk askerlerinde savaşacak güç bırakmayabilirler” uyarısında bulunmuştu ama kimse adamı ciddiye almadı. Neden, neden ?
Zira aşılar gen haritalarına ve genetik koda göre tasarlanabilir ve bir ulus için faydalı olan aşı bir başka ulus için zararlı olabilir. Zira RNA tabanlı aşılarda virüsün genetik bilgisini taşıyan RNA zincirinden kritik bir kısım vücuda enjekte ediliyor. Viral vektör aşılarında da yine gen teknolojisi kullanılarak, virüsün taşıdığı genetik materyalin bir kısmı başka bir virüs içine yerleştirilerek enjekte ediliyor. BioNtech ve Moderna aşıları RNA tabanlı, Sputnik V ve Oxford/Astrazeneca aşıları da viral vektör tabanlı aşılar.
Bill Gates 2010’da şöyle demişti: “Dünyanın nüfusu bugün 6,8 milyar ve 2030’da 9 milyar civarına ulaşacaktır. Eğer yeni aşılar üretir, sağlık hizmetlerini yeniden kurgularsak bu nüfusu %10-15 azaltabiliriz.” İyi de aslanım sana ne dünya nüfusundan ? Sen neden kendi işine bakmıyorsun ve kimin adına konuşuyorsun ?
25.1.2020 tarihinde Macron’un partisinden milletvekili Dominique da Silva “eğer yaşam süresi uzarsa, emekli maaşıyla 60 yaşında emekli olma projesine kimse inanmıyor. Koronavirüs salgınının 70 yaş üstündekilere ulaşmasını umut etmek zorunda kalacağız” dedi. Silva bunu bilerek mi söyledi, yoksa ağzından mı kaçırdı ? Peki neden kimse oralı olmadı ?
20 Mayıs 2020’de dijital ortamda gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan Prens Charles “Pandemic is a chance to reset global economy” diyerek COVİD-19 salgınının dünya ekonomisini sıfırlamak için bir şans olduğunu ve “COVID 19: Büyük Sıfırlama” adlı bir projeleri olduğunu söyledi? Neden ? Rastlantı mı ?
Bu proje önerisi neden Charles ve Dünya Ekonomik Forumu direktörü Klaus Schwab tarafından yapıldı ? Yoksa “COVİD-19” aslında bu sıfırlama projesinin adı mı ? Zira virüsün adı SARS-COV2 yani “Severe Acute Respiratory Syndrom Coronavirus-2” (Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu Koronavirüs-2)
DEF Direktörü Klaus Schwab ile ekonomist Thierry Malleret neden “COVİD-19: The Great Reset” (COVID 19: Büyük Sıfırlama) adlı bir kitap yazıp bunu 4 Ağustos 2020 tarihinde yayınlandılar ? Bu neyin hazırlığı?
Dijital bir ekonomi, dijital bir kamu altyapısı ve dijital bir dünya düzeni öngören “Büyük Sıfırlama” planı 2021 Dünya Ekonomik Forumu’nda da ana tema olacak mı ?
Salgın hakkında Haziran 2020’de Prof. Dr. Roberto Petrella Youtube’da bir video yayımlayarak COVİD-19’un bir kitle imha silahı olduğunu ve projenin adının COVİD-19 olduğunu iddia etti: Aynen şunları söyledi: Covid-19 bir kitle imha silahıdır ve bundan kurtulmanın tek yolu bu testi yaptırmamaktır. Televizyonlardaki p.çler bunları size söylemez. Politikacılar da bu düzenin piyonlarıdır. Aşı olmayanın seyahat etmesi, sinemaya gitmesi, hatta evden çıkması bile mümkün olmayacak.” 1 Aralık 2020’de Youtube bu videoyu yasakladı. Petrella İtalyan Tıp Konseyinden kovuldu. Video neden yasaklandı, Petrella neden kovuldu?
Principia Scientific International (Uluslararası Bilimsel İlkeler) internet sitesinden R. F. Kennedy 19.11.2020 tarihli yazısıyla herkesi virüs ve aşılar konusunda bir soru-yanıt çizelgesi yayımlayarak uyardı. Kennedy virüsün laboratuvarlarda üretildiğine ve aynı laboratuvarlarda virüse karşı aşı üretenlerin aşısına güven duyulamayacağına vurgu yaptı. Kennedy’nin şarlatan ve komplocu olduğu ileri sürüldü ve itibarsızlaştırmak için kampanya başlatıldı. Neden, neden ?
Küresel kapitalizmin önemli yayın organlarından The Economist dergisinin Haziran-Temmuz 2020 sayısında “The Next Catastrophe” “Sıradaki Felaket” başlığı kullanıldı. Hayrola ? Dünya bir felakete mi gidiyor? Derginin kapağında neden simgesel ve apokaliptik fenomenlere (tektonik olaylar, volkanik patlamalar, kutupların erimesi ve iklimsel felaketler, meteor çarpması, salgın hastalıklar, nükleer savaş, jeomanyetik güneş fırtınaları) vurgu yapıldı ? Kapakta neden savaş miğferi giymiş bir çocuk ile gaz maskeli anne baba var?
Bilderberg, Nüfus Konseyi, Rockefeller, Rothschild, Carnegie ve Ford Vakıfları, Mac Arthur Vakfı, Bill & Melinda Gates Vakfı, Rotary, Aşı Geliştiren Eczacılar Birliği (GAVI) ile Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşlar neden yıllardan beri bu nüfus azaltma projesi üzerinde çalışıyorlar ?
“Oligarklar ve elitler için ulus, milliyet, din, ırk vs.nin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan tek şey zenginlik, para ve mal mülktür. Onların hayalleri dünya nüfusunun %80 azaltılması, emeklilerden, yaşlı nüfustan kurtulmak ve kendilerine itaat edecek kukla yönetimlerin olduğu bir düzende dünya zenginlikleri ve kaynaklarının üstüne çökmektir” diyenler var. Bu konuda neden bir tepki verilmiyor ?
İsrail Uzay Güvenlik Şefi Prof. Hayim Eşed’in 7.12.2020’de uzaylıların var olduğunu açıklamasından sonra Harvard Üniversitesi Astronomi Bölümü Başkanı Prof. Avi Loeb de 3.1.2021’de dünya dışı yaşama ilişkin bir cismin gelmekte olduğunu duyurdu. Loeb’e göre bu nesne dünya dışı bir uygarlık tarafından gönderilmiş bir ‘araç’. İmdi şaka bir yana bu peş peşe açıklamalar niye şimdi yapılıyor ? Niye bir takım bilim (!) adamları birdenbire insanları uzaylıların ve UFO’ların gerçek olduğuna inandırmaya çalışıyor ?
Yoksa dünya nüfusunu azaltmak için başka taktiklerin (kontrollu nükleer savaş, yanlışlıkla ateşlenen füzeler, nükleer santral kazaları, vs) yanı sıra bu kurgulanmış uzaylı (!) saldırısını da mı kullanacaklar ? Zira insanlar o kadar serseme dönüşmüş bir durumda ki bu uzaylı tezgahına gözü kapalı balıklama atlamaları kaçınılmaz görünüyor. Malum odaklar kendi düzenleyecekleri bir saldırıyı uzaylılar (!) yapmış gibi mi gösterecekler ? Tüm bu ön hazırlıklar, algı operasyonları ve olup bitenler bunun için mi? Yani, bir şekilde gözlerine kestirdikleri toplumları, kentleri, hatta ülkeleri yok edip bunları uzaylılar (!) mı yaptı diyecekler? İnsanların böyle bir yalan senaryoya inanmalarını mı istiyorlar ? Tıpkı Irak’ta atom bombasının var olduğu yalanına herkesin inandığı gibi ? Bakın Elon Musk bile piramitleri UFO’larla gelen uzaylıların inşa ettiğini söylemiyor mu?
Salgına karşı önlemleri eleştiren, salgının dünya nüfusunu azaltmayı amaçlayan bir kitle imha silahı olup kasten çıkarıldığını öne süren, aşıların tehlikesine dikkat çeken doktorlar, tıp uzmanları ve bilim insanları neden tehdit ediliyor, susturuluyor, mahkemeye veriliyor, şeytanlaştırılıyor ve sosyal medya paylaşımları sansürleniyor ?
Yurtiçi ve yurt dışı seyahat özgürlüğü, içki satışları, eğlenceler, hayattan zevk ve keyif almak, hatta sigara içmek, ulusal bayramlar, sinemalar, tiyatrolar, konserler yasaklanıyor ve kısıtlanıyor. Ama milletin AVM’lere, dinsel mekanlara veya toplu ulaşım araçlarına, otobüse, metroya, tepeleme doluşmasına kimse ses çıkarmıyor. Neden acaba ? Virüs camilere, kiliselere uğramıyor mu ?
Dünya Sağlık Örgütü 2021 yılı için yayımladığı bildirgede daha büyük salgınlara hazır olmamız gerektiğini ilan etti ? Yani daha büyük bir katliam, bir soykırım mı geliyor ?
Rockefeller Vakfı’na bağlı “Küresel İş Ağı” adlı danışmanlık şirketince 2010 yılında yayınlanan “Uluslararası Kalkınma ve Teknolojinin Geleceği için Senaryolar” adlı raporda, günümüz korona virüs sürecinde yaşanan bir çok olayın neredeyse bire bir öngörülmesi nasıl mümkün olabiliyor?
2010’da hazırlanan bu senaryonun 2020’de neredeyse %100’e yakın gerçekleşmesi öngörülerin ne kadar doğru olduğunu mu gösteriyor, yoksa bu bir rastlantı mı, ya da en kötüsü, senaryoyu gerçekleştirmek için böyle bir salgını ve eklentilerini kasten mi tetiklediler ?
Senaryoyu hazırlayan “Küresel İş Ağı” (Global Business Network – GBN” adlı danışmanlık şirketi 1987 yılında kurulmuş. Ancak bu raporu yayımladıktan sonra 2013 Ocak ayında apar topar feshedilmiş. Neden acaba ? Artık başka öngörüye gerek kalmadığı ve bunun son senaryo olması nedeniyle mi ?
SON NOT OLARAK
Salgın 1952 yılında Rockefeller vakfı tarafından kurulan “Nüfus Konseyi” adlı örgütün yıllardan beri sürdürdüğü dünya nüfusunu azaltma ve yaşlı nüfustan kurtulma projesine büyük katkıda bulundu. BM Kalkınma Programı, Rockefeller, Rothschild ve Ford Vakıfları, Dünya Bankası, Aşı Geliştiren Eczacılar Birliği (GAVI) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de bu projeye destek verdiler. İlaç şirketleri, iş adamları ve hastaneler büyük kazançlar elde ettiler. Peki sizin bir kazancınız oldu mu ?
Depuis le début de l’histoire, les dirigeants politiques n’ont pas été en mesure de faire régner la paix et l’amour dans le monde. Au lieu de cela, la guerre, la haine, les massacres, les génocides, le racisme et les régimes oppressifs ont dominé le monde entier. Avec l’épidémie du Covid, ce processus s’est de plus en plus accéléré et les événements sont devenues incontrôlables.
Les oligarques et les élites s’attaquent de toute leur puissance contre les valeurs concernant les libertés et les droits de l’homme pour opprimer et contrôler les gens en utilisant l’épidémie comme un prétexte ou comme une épée de Damoclés. Ce n’est ni juste, ni humain. Toute personne de libre conscience doit donc résister à cette pression sociale injuste. En tant que citoyen du monde, je voudrais humblement partager avec vous mes suggestions et propositions à cet égard:
1. Tout d’abord, toutes les monarchies européennes telles que le Royaume-Uni, l’Espagne, la Belgique, les Pays-Bas, la Norvège, la Suède, le Danemark, le Luxembourg, Monaco, Saint-Marin, le Liechtenstein, Andorre, le Vatican devraient être abolies et leurs richesses transférées au peuple. On ne peut plus accepter que ces anciens régimes colonialistes, racistes et féodaux dominent encore le monde.
2. Toutes ces dynasties devraient être interdites de s’impliquer dans la politique, d’être le centre du pouvoir économique et politique et d’utiliser leurs titres de noblesse à cette effet.En outre, «Le Conseil de la Population», créé en 1952 par J.D. Rockefeller, mène des projets de contrôle de la population et de stérilisation dans plus de 60 pays, en particulier au Brésil, en Inde, au Pérou, au Bangladesh et au Malawi. Mais pourquoi n’envisage-t-il pas d’appliquer ce projet de contrôle aux nobles et aux élites?
3. Les activités culturelles, artistiques, sociales ou économiques, les films, les théâtres, les œuvres qui glorifient ou louent, directement ou indirectement, les royaumes, l’aristocratie, les dynasties ne devraient plus être autorisés. Nous ne pouvons plus tolérer, supporter et accepter le pouvoir de ces oligarques et ces dynasties.
4. Quant aux dirigeants politiques élus (!) par le peuple, il ne faut plus leur fournir d’incroyables privilèges et une armée des gardes, des palais tels que la Maison Blanche, l’Elysée, le Kremlin, Buckingham et des salaires très élevés ou de privilèges extraordinaires. Les dirigeants élus par le peuple ne devraient pas vivre dans des conditions plus élevées que le peuple, ni être dans une prospérité économique plus haute que le peuple. Ils doivent avoir des habitaions ordinaires et servir exclusivement le public. Ils ne devraient plus recevoir de salaire de l’État. Leur tâche doit être effectuée bénévolement. L’Etat ne devrait leur fournir que des logements et une aide alimentaire à la carte.
5. Les concepts racistes, religieux, fascistes ou nazis tels que l’impérialisme, le sionisme, l’apartheid, le turanisme, le panislamisme et l’islam politique qui menacent l’humanité doivent être éternellement abandonnés, oubliés et ces concepts doivent être acceptés comme les plus grands crimes contre l’humanité.
Ces propositions ci-dessus sont les premiers pas à franchir sur le chemin de la paix et de l’amour pour l’avenir de nos êtres chers et de nos enfants. Je crois que, sans prendre des mesures radicales, il ne sera pas possible de ralentir l’impulsion de ce terrible chaos dans le monde. Mes propositions peuvent bien sûr sembler ridicules à de nombreuses personnes. Cependant, la situation encore plus ridicule et triste est de se soumettre à ce système mondial actuel, au Nouvel Ordre Mondial, et de l’accepter les yeux et la bouche fermés.
Rockefeller Vakfına bağlı “Küresel İş Ağı” (Global Business Network – GBN” adlı danışmanlık şirketi 2010 yılında “Uluslararası Kalkınma ve Teknolojinin Geleceği için Senaryolar” adlı bir rapor yayınlandı. Raporda, günümüz korona virüs sürecinde yaşanan bir çok olayın şaşılacak bir şekilde bire bir öngörülmesi bu işin içinde bir çapanoğlu varmış gibi geldi bana.
Zira söz konusu raporda 2012 yılında başlayacak küresel bir salgın senaryosu öngörülmüş. “Kilit Altında Tutma Aşaması” başlıklı bölümde ortak alanlarda uygulanan ateş ölçme, zorunlu maske kullanımı ve karantina gibi önlemlerin salgın süresince ve sonrasında da devam edeceği öngörülüyor. Salgına en hazırlıklı ülkeler bile çok kısa bir sürede yenik düşüyor. Küresel nüfusun %20’sini etkileyen virüs yedi ay içinde 8 milyon insanın ölümüne neden oluyor. Rapor özetle şu konulara değiniyor:
EKONOMİK VE SOSYAL DURUM
Pandeminin ekonomi üzerinde ölümcül bir etkisi olur: İnsanların ve malların uluslararası trafiği durma noktasına gelir. Turizm zayıflar, dükkan ve ofis binaları aylarca boş kalır Afrika, Güneydoğu Asya, Orta Amerika’da toplu ölümler görülür. Gelişmiş ülkelerde bile salgınla mücadele çok zor geçer. Bir tek Çin çok sıkı kurallar koyarak virüsle mücadele başarılı olur. ABD seyahat kısıtlamalarını gevşetince virüsün yayılımı sadece Amerika’da değil sınır ötesinde de hızlanır. Yani baskıcı yönetimler dünya çapında yaygınlaşıyor ve özgürlükler rafa kalkıyor.
Hükümetler internet trafiğinin denetimi ve izlenmesi için önlemleri arttırırlar. Kimlik doğrulama teknolojisi günlük hayatın bir parçası haline gelir. Buna rağmen hiçbir devletin faaliyetlerini izleyemediği, tanımlayamadığı, spam ve güvenlik tehditleriyle dolu ve yasadışı faaliyetler sürdüren “karanlık ağlar” internette yaygınlaşır. 2017’de bilgisayar korsanları tarafından çalınan retina kayıtları 2020’lerde çok sayıda sahte kimlik oluşturmak için kullanılır.
Yeni bir sıtma aşısı gelişmekte olan ülkelerde milyonlarca hayat kurtarır. Düşük maliyetli zihin kontrollü protezler amputelerin %80’ine destek olur. Polimer ve nanoparçacık teknolojisindeki gelişmeyle güneş enerjisinden faydalanma daha verimli hale gelir. Wi-fi ağlarına kadar her şey için güneş enerjisinden yararlanılır. Nanosensörler ve akıllı ağlar üzerinden veri yakalamanın maliyeti düşer. Yiyecek ve içecekler için akıllı ambalajlama geliştirilir. Devletçe finanse edilen sentetik biyoloji (yapay et gibi) kıt hale gelen besin kaynaklarını ve gıdaları “büyütmek” için kullanılır.
SALGIN BİTSE BİLE DENETİM DEVAM EDECEK
Senaryoya göre salgın bitse bile insanlar üzerinde bireysel ve ticari denetim ve gözetimler devam edecek hatta yoğunlaşacaktır. Bu arada giderek yaygınlaşan küresel terörizm, salgın, çevresel krizler ve artan yoksulluk gibi sorunlara karşı daha sert önlemler alınacaktır. “Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme” (fMRI) teknolojisini kullanan tarayıcılar “anti-sosyal niyet” gösterebilecek kişileri ve anormal davranışları saptamak için hava alanlarına ve kamu alanlarına yerleştirilecektir. Yani salgın bahanesiyle tam bir küresel faşizm ve baskı rejimleri dünyada egemen olacaktır. Ki olan da zaten budur.
“APTALLAR ERKEN ÖLÜR”
İmdi dünyayı yöneten ve yönlendiren ultra-kapitalist seçkinlere (Rockefeller Vakfı, Rothschild Vakfı, Melinda & Bill & Melinda Gates Vakfı, Ford Vakfı, Mac Arthur Vakfı, Carnegie Vakfı, ve benzerlerine) sorulması gereken sorular şunlar sanırım:
Söz konusu raporda ulusların kalkınmasından ziyade ulusların çöküşü ve yok oluş temaları öngörülmüş. O zaman neden rapora “uluslararası kalkınma” dediniz birader? Hem kalkınma diyeceksin, hem de ulusların çöküş ve yıkımından söz edeceksin. Raporun adının “Uluslararası Çöküş ve Teknolojinin Geleceği için Senaryolar” olması gerekmez miydi ?
6.2. 2010’da hazırlanan bu senaryonun 2020’de neredeyse %100 gerçekleşmesi öngörülerinizin ne kadar doğru olduğunu mu gösteriyor, yoksa bu bir rastlantı mı, ya da en kötüsü, bu senaryoyu gerçekleştirmek için böyle bir salgını ve eklentilerini kasten mi başlattınız ? Birinci ve ikinci seçeneğe bence anca aptallar inanır. Üçüncü seçenek akla en yakın olan.
Senaryoyu hazırlayan “Küresel İş Ağı” (Global Business Network – GBN” adlı danışmanlık şirketi 1987 yılında kurulmuş. Ancak bu raporu yayımladıktan sonra 2013 Ocak ayında apar topar feshedilmiş. Neden acaba ? Bundan sonra başka rapor yayımlanmayacak mı ? Artık başka öngörüye gerek kalmadığı ve bunun son senaryo olması nedeniyle mi ?
(Kaynakça: Yeniçağ Gazetesi Tolga Şahin’in 13.5.2020 tarihli yazısından ve çeşitli medya haberlerinden derlenmiştir.)
The “Vaccine Passport” which the European Union planned to impose after the 21 January 2021 meeting, remains still on the agenda. But it is an illogical plan as there is no evidence that those who recover or are vaccinated will not get sick again. In addition, many lawyers and academics have found this to be against people’s freedom and human rights. So why this rush then?
In this context I guess that the answer to the question “when will the epidemic end?” becomes clear: The vaccine will not prevent the epidemic. The epidemic is a pretext to vaccinate everyone. It will end when everyone is vaccinated. More precisely, when everyone is vaccinated, they will end the epidemic.
After that, they will wait. I hypothesize that the epidemic is a short-term mass destruction weapon, and the vaccine is a long-term mass destruction weapon, especially vaccines with RNA. Obviously, oligarchs and elites are preparing to reset mankind for a global genocide. But if you say that this is a conspiracy theory, then please answer to the following questions:
1. What was the purpose of the “The Population Council” founded in 1952 by J. D. Rockefeller and the Rockefeller Brothers Foundation? Why is this Council still doing research on reproduction, sterilization and sex in the countries under development? Why did the Council open 18 offices and operate in more than 60 countries, mainly in Africa, Asia and Latin America?
2. “The Bilderberg Group” known as the “World Deep State” was created in 1954. Since then, why are the group meetings held always closed to the press ? Why are only 120-150 distinguished businessmen, media bosses and academics attending these meetings? What are they hiding from the ordinary people?
3. Why was the “Trilateral Commission” established in 1973 by D. Rockefeller, J. Carter and Z. Brzezinski, with 325 distinguished members from the banking, politics and business world? How and by what right and authority this organization undertakes missions such as imposing the “New World Order”, or controlling the world population, or making decisions on behalf of the world countries, or organizing and controlling the wars?
4. In the year 1999, 120.000 pc of blood samples collected from Turkish people were secretly sent to the Lifecodes Laboratory in USA in order to analyze genetics and DNA structures. At that time, the Minister of Health of the Ecevit Government, Prof. Osman Durmuş warned that the gene map of the Turks is now at the USA’s hands and this can create a strategic danger for Turkey in terms of resolving the genetic code of Turks. But Turkish main media and the intellectuals considered this warning as a racist paranoia, mocked and made fun of him. Why? The Ecevit government made many attempts to get back these samples from the US, but they were not returned. Why ?
5. Prof. Durmuş, in his last interview with Milliyet newspaper on 5.8.2018, said, “Gene maps are preliminary studies of biological warfare. During the Iraq War, US Air Force entered Iraqi airspace and released the flu virus from planes. Many of the Iraqi soldiers have lost their ability to fight because of the flu. A similar threat is also valid for our army. In a possible future war, USA may produce a virus sensitive to our genes and this can diminish the power of the Turkish army.” But nobody took him seriously. Why?
As a matter of fact, vaccines can be designed according to gene maps and genetic codes, and a vaccine useful for one nation can be harmful to another. In RNA-based vaccines, a critical part of the RNA chain, carrying the genetic information of the virus, is injected into the body. In viral vector vaccines, some of the genetic material carried by the virus is inserted into another virus and then injected. BioNtech and Moderna vaccines are RNA-based, Sputnik V and Oxford / Astrazeneca vaccines are viral vector-based vaccines.
6. Why Bill Gates said in 2010: “The world’s population reach 6.8 billion today and will reach around 9 billion in 2030. If we produce new vaccines and reestablish health services, we can reduce the population by 10-15%”.
Bill, on whose behalf are you speaking? Are you an expert or an authorized person in healthcare ? It is not your business to brag all the time. You are not even a university graduate. You are an uncultured person and unaware of the world history. So, why do not you mind your own business? So, shut up !
7. On 25.1.2020, Dominique da Silva, MP from Macron’s party, said, “If the life expectancy gets longer, nobody believes in 60-year-old pension project. We will have to hope that the coronavirus epidemic will reach those over the age of 70″. Did Silva say this intentionally or did he slip it out of his mouth?
8. Speaking at the World Economic Forum, digitally held on 20 May 2020, Prince Charles said, “Pandemic is a chance to reset the global economy”. He added that they have a project named “COVID 19: The Big Reset”. Wow ! What a big chance. Thanks to epidemic they will reset the world !
So, why was this project proposal made by Charles and Klaus Schwab, director of the World Economic Forum? Is “COVID-19” the name of this reset project? Because the real name of the virus is SARS-COV2, namely “Severe Acute Respiratory Syndrom Coronavirus-2.”
9. Why did WEF Director Klaus Schwab and economist Thierry Malleret wrote a book called “COVID-19: The Great Reset” and published it on August 4, 2020?
10. The “Big Reset” project envisions a digital economy, a digital public infrastructure and a digital world order. Will it be the main theme of the 2021 World Economic Forum?
11. In June 2020, Prof. Dr. Roberto Petrella posted a video on YouTube, claiming that COVID-19 is a weapon of mass destruction and that the name of the project is “COVID-19”. In summary he said the following:
“Covid-19 is a weapon of mass destruction and the only way to get rid of it is to not have this test. The bastards on TV will not tell you that. Politicians are also the puppets of this order. Those who are not vaccinated will not be able to travel, go to the movies, or even leave the house. “
On December 1, 2020, YouTube banned this video. Petrella was expelled from the Italian Medical Council. Why was this video banned, why was Petrella fired?
12. R. F. Kennedy from the “Principia Scientific International” website warned on 19.11.2020 everyone by publishing a question-and-answer chart about the virus and vaccines. Kennedy emphasized that the virus is produced in laboratories and that those who produce vaccines against the virus in the same laboratories cannot be trusted. He was immediately blamed to be a quack and conspirator, and a campaign was launched to discredit him. Why ?
13. In June-July 2020 issue of “The Economist” was titled “The Next Catastrophe” ! What goes on brother ? Is the world going to a disaster? Why The Economist emphasized on symbolic and apocalyptic phenomena like tectonic events, volcanic eruptions, polar melting, climatic disasters, meteor strikes, epidemics, nuclear war, geomagnetic solar storms on his cover ? Why is there a boy wearing a war helmet and his parents wearing a gas mask on the cover?
14. Why organizations such as Bilderberg, The Population Council, Rockefeller, Rothschild, Carnegie and Ford Foundations, Mac Arthur Foundation, Bill & Melinda Gates Foundation, Rotary Club, Vaccine Developing Pharmacists Association (GAVI) and WHO have been working on this population reduction project for years. ?
15. Israel Space Security Chief Prof. Hayim Eşed announced on 7.12.2020 that aliens really exist. Then, Harvard University Astronomy Department Head Prof. Avi Loeb also announced on 3.1.2021 that an object related to extraterrestrial life is on the way. According to Loeb, this UFO is a “space vehicle” sent by an extraterrestrial civilization. But why are these consecutive statements made now? Why are some scientists suddenly trying to make people believe that aliens and UFOs are real?
16. Do they plan to use this fictional alien attack alongside with other strategies like controlled nuclear war, accidentally fired missiles, nuclear power plant accidents, etc. in order to reduce the world population? Because people are so stupid and it seems inevitable that they will jump to this alien tales with eyes wide shut. Will the US and its supporters plan to make an attack that they will show it as done by aliens ? Are all these preliminary preparations and perception operations for this purpose?
So, will they somehow destroy the cities and even countries and will say “it was done by aliens” just like they did before? Remember: Everybody believed in the lie that there were the nuclear weapons and atomic bomb in Iraq. Look, does not even Elon Musk said that he is an alien and that the pyramids were built by UFOs civilization?
17.Why are the doctors, medical professionals or scientists who criticize the epidemic measures, or who claim that the epidemic is a weapon of mass destruction or who draw attention to the danger of vaccines, are threatened, silenced, sued, demonized and their social media declarations are censored, their accounts are closed ?
18. Domestic and international travel freedom, beverage sales, entertainment, enjoying life, even smoking, national holidays, cafes, cinemas, theaters and concerts are banned and restricted. But nobody objects to crowded shopping malls, religious places, buses or subways. Does not the virus hit such places, mosques or churches?
19. In a declaration published by the WHO for 2021, it is declared that we should be ready for the bigger epidemics. So, is a bigger massacre on the way or a global genocide is coming?
20. How is it possible to predict almost exactly many events in the current coronavirus process in a report titled “Scenarios for the Future of International Development and Technology” published in 2010 by the consultancy company “Global Business Network” affiliated to the Rockefeller Foundation?
21. Does this scenario, realized almost 100% in 2020-2021, show how accurate the predictions are, or is it a coincidence, or worst of all, did they deliberately triggered this epidemic to fulfill this prophetic scenario?
22. So strangely, after the publishing of this scenario “Global Business Network” was abruptly terminated in January 2013. Why?
AS THE END NOTE
The concepts as nations, nationality, religion, race, ethics, freedom, human rights, humanity, love, peace, etc. matter nothing for the oligarchs and elites. The only thing that matters for them is wealth, money and possessions. They imagine reducing the world population by 80%, they imagine getting rid of the retirees and the old population, they imagine to size and plunder completely the world’s wealth and resources in a new world system where the puppet-doggy governments will obey them.
The epidemic contributed greatly to population reducing project of “The Population Council”. The UN Development Program, Rockefeller, Rothschild and Ford Foundations, World Bank, GAVI and WHO fervently supported this project. Pharmaceutical companies, businessmen and hospitals made huge profits thanks the epidemic. Well, did you make a profit, you ? What will be your gain ? Are you happy ? Can you look to the future with full confidence? Are you really sure that you will leave something to your children and to your loved ones as a legacy? Will you accept all these unfair impositions and the reset scenario, or will you resist them?