
Merhaba Mark,
Bildiğin gibi 19 Temmuz 2018’de ülkeyi sadece “Yahudilere ait özel bir yurt” olarak tanımlayan yeni bir yasa “Temel Yasa – Yahudi Halkının Milli-Devleti İsrail” adıyla Knesset’e oylanarak yürürlüğe girdi. Nazilerin Nürnberg Yasalarını andıran fakat İsrail’in anayasası olarak kabul edilen bu yasayla İsrail apartheid ve ırkçı bir devlete dönüştü. Neden ?
İsrail’deki bu korkunç apartheid dönüşümünü “kurumsallaşmış ırkçılık” olarak tanımlayan İsrailli tarihçi İlan Pappe “bu tür ırkçılığa karşı son savaşın Güney Afrika’da zaferle sonuçlandığını” belirtiyor ve Ortadoğu’da Batı’nın dokunulmazlık kalkanı altında olan yeni bir apartheid devletin hoş görülmemesi gerektiğine dikkat çekerek şunları yazıyor:
“Tarihsel Filistin’de ırkçılığa böylesine uluslararası bir destek verilmesi, hepimizin söndürmeye çalıştığı ateşi daha da körükleyecektir. Bu tür ırkçılığın özünü geçmişte tanımlamak zor olabilirdi, ancak günümüzde tüm insanlık dışı yapısı ve çirkinliğiyle ortaya çıkmış olup biraz onur ve utanması olan herkesin buna karşı çıkması gerekir. Dünya daha önce apartheid’ı yok etmeyi başarmıştı ve bunu tekrar başarabilir.”
Haaretz gazetesinin yazarı Gideon Levi 7 Nisan 2019’daki seçimlerle ilgili şöyle yazmıştı:
“Böylesine bir çoğunlukla İsrail’i resmen bir Apartheid devleti ilan etmek mümkün olacak. Ayrımcılığa verilen bu destek ve işgalin sürdürülmesi göz önüne alındığında hiçbir şey şu yalın gerçeği çürütemez: Neredeyse tüm İsrailliler apartheid’ın sürmesini istiyor. Salı günkü sonuçlar ne olursa olsun, işgalcinin ülkesi işgalcinin ülkesi olarak kalacaktır. Aşırı sağ, Batı Şeria’nın ilhak edilmesini istiyor. Böyle bir adım oy toplamada avantaj sağlayacak, ancak, sonunda İsrail’in demokrasi maskesini parçalayacak, hem yurt içi hem de yurt dışında tepkiler yaratacaktır. Ancak, Filistinlilerin kovulmasını veya yok edilmesini veya Tapınak Dağına Üçüncü Tapınağın inşasını, oradaki camilerin yıkılmasını savunan veya hayal eden faşist sağ kanat için hiçbir vicdan sahibi oy kullanamaz. Netanyahu’nun ılımlı olduğu iddia edilen Likud partisi, yalnızca mevcut durumu, yani ilan edilmemiş apartheid’ı sürdürmek istiyor.”
Sol kanat barış aktivistlerinden İsrailli yazar Davit Grosman 25 Nisan 2018 tarihli Fransız L’OBS dergisindeki yazısıyla bu tehlikeli gidişata dikkat çekiyordu:
“51 yıldır başka bir halkı işgal altında tutuyoruz. İçinizde iki tür insanlık algısı olduğuna inanmaya başlamadan bir başka ulusu işgal edemez ve baskı altında tutamazsınız: Üstün insanlar ve aşağı insanlar ! Bu görüş her şeyi kirletiyor. Büyük çoğunluk, baskın olan bu görüşü benimsiyor: Doğru olduğu için değil, baskın olduğu için ! Biz kendimiz işgali yasallaştırıyoruz. (…) Şundan eminim ki Filistinlilerle çatışmanın sürmesi bizi daha hayvani yaratıklar haline getiriyor. Hayvani, ırkçı, acımasız oluyoruz.”
KÜRESEL BİR TEHDİT: NEO-SİYONİZM
İsrail’de iktidarı ele geçiren Neo-Siyonist zihniyet ABD, İngiltere, Fransa ve Türkiye’de İsrail’de olduğundan çok daha güçlü bir biçimde basını, sosyal medyayı, akademik çevreleri ve hükümetleri kontrol etmekte ve yönlendirmektedir. Örneğin, Fransa’da Macron’un başa oturmasıyla öylesine utanç verici ve akıl almaz gelişmeler yaşandı ki İsrail’i eleştirmek veya Siyonizm karşıtlığı Macron tarafından “antisemitizmin modern bir biçimi” olarak görüldü ve bu konuda yasa çıkarıldı. Neden ?
Çeşitli ülkelerden anti-Siyonist 127 Yahudi entelektüel ve akademisyenin protestolarına ve Macron’a uyarı mektubu göndermelerine rağmen yasa yürürlüğe girdi. Akademisyenlerin Aralık 2019da tasarı yasalaşmadan önce Macron’a gönderdikleri bildiri özetle şöyle:
“Antisemitizm ve ırkçılığın bütün türlerini birer tehdit olarak görüyoruz. Ancak, bu yasa tasarısı Siyonizm karşıtlığını antisemitizmle eş değer saymaktadır. Netanyahu kendi politikasına karşı olan her eylem ve söylemi antisemit olarak tanımlıyor, anti-Siyonizm ile antisemitizmin ilişkilendirmesini savunuyor. Ancak, antisemitizm İsrail’i savunmak için bir bahane olarak kullanılıyor. İsrail hükümetinin çabalarının Fransa’da siyasal destek bulması kaygı verici. Fransa Meclisini antisemitizm ve her türlü ırkçılıkla mücadele etmeye, ancak İsrail hükümetinin işgal ve ilhak etme programına karşı çıkmaya davet ediyoruz.”
Bir devletin politikalarını eleştirmenin Siyonizm karşıtlığı anlamına gelemeyeceğini belirten akademisyenler ayrıca yasa tasarısındaki ‘İsrail’in varlığını eleştirmek, Yahudilerden oluşan bir toplumu eleştirmektir, bu da Yahudilere karşı işlenen bir nefret suçudur’ tümcesini de çok sakıncalı bulduklarını, zira ülke nüfusunun % 20’sinin Müslüman ve Hristiyan İsrail vatandaşlarından oluştuğuna dikkat çektiler.
İsrail’deki apartheid’ın yasalaşmasına dünya çapında yapılan itirazların hepsini buraya almaya olanak yok. Ama bazı olayları aktarıyorum: Temel Yasayı protesto eden İsrailli sanatçı Rotem Sela “Araplar ve Yahudiler kardeştir” dediği için Netanyahu tarafından tehdit edilmiştir. Netanyahu “ İsrail tüm vatandaşların devleti değildir. Meclisten geçirdiğimiz Yahudi Milli Devlet Yasasına göre, İsrail sadece Yahudilerin milli devletidir” diyerek Sela’yı susturmuştur.Bu ırkçılık ve apartheid değil mi ?
İsrailli aktör Tzaçi Halevi’nin Arap artist Lusi Ahariş ile 2018 yılında evlenmesi de İsrail’de büyük sorun yaratmıştı. Lusi “bir Yahudi’yi baştan çıkartmak” ile suçlanmıştı! İsrail İçişleri Bakanı evliliği sert bir şekilde eleştirmiş, Yahudi ile Arap arasındaki evliliklerin asimilasyon ve bunun sonucunda Yahudi ırkının tamamen tükenmesine neden olacağını iddia etmişti. Bir Bakan bunları nasıl söyler ?
ANTİSEMİTİZM: DAMOKLESİN KILICI MI ?
21.7.2020’de canlı TV programında aşırı sol lider Melenchon’un “Ecoutez, je ne sais pas si Jésus était sur la croix. Je sais qui l’y a mis, parait-il, ce sont ses propres compatriotes” diyerek İsa’yı haça gerenlerin Yahudiler olduğunu ima etmesiyle Fransa’da adeta yer yerinden oynadı. Melenchon’un ne antisemitliği kaldı, ne cehaleti, ne deliliği, ne de İslamcılığı. Eski antisemit basmakalıp söylemleri geri dönüştürmekle ve Yahudileri İsa’nın öldürülmesinden sorumlu tutmakla suçlandı.Ne oluyor birader ? Yani bu kadar yaygara koparmaya değer miydi ?
Londra İnsani Bilimler Enstitüsü Direktörü Slavoj Zizek antisemitizm suçlamasının İsrail’e yönelik haklı eleştirileri karalamak amacıyla sıklıkla başvurulan bir yöntem olduğunu, bunun artık herkese yöneltilir hale geldiğini belirtiyor ve ekliyor:
“Holokost’un bundan daha itici ve alaycı bir manipülasyonu düşünülebilir mi? Birinin çıkıp, Holokost kurbanlarına asıl saygısızlık edenin, siyasal hedeflerini meşrulaştırmak için bunu bir araç olarak kullanan İsrail devletinin ta kendisi olduğunu dile getirmesi gerekir.”
Amerikalı siyasal bilimci Prof. Norman Finkelstein’ın Holokost’un endüstriye dönüştüğünden söz etmesinin nedeni de budur: Zira İsrail’in bunu siyasal istismar, mağduru oynama ve ticari kazanç kapısına dönüştürdüğü artık iyice açığa çıkmış durumda. Bu bağlamda, Haaretz gazetesinin 24.1. 2020 haberine göre Netanyahu hükümeti Holokost kurbanlarının anılarını ihaleye çıkarıp en yüksek teklifi veren ülkeye satacakmış ! Bir önceki müşteri Polonya, yeni müşteri ise Rusya imiş! Gazete şöyle diyor:
“Çok üzücü olsa da, ne tarihsel gerçekler, ne kurbanların anıları, ne de geleceğe yönelik dersler İsrail’in politikasına yön vermiyor ve bu şaşırtıcı değil. Bu politikayı dar, anlık, siyasal ve diplomatik çıkarlar belirliyor, temsil ettiğini iddia ettiği insanların trajedisi de bu kapsamda.”
Bu karanlık zihniyet, antisemitizmi Damokles’in kılıcı gibi kullanarak, İsrail’in apartheid ırkçı politikalarını ve savaş suçlarını açığa çıkaran, eleştiren, paylaşan insanları en küçük bir bahaneyle susturmaya ve tehdit etmeye çalışıyor. Aynı şekilde, bu paylaşımlar Haaretz, BBC, DW, Reuters, Associated Press, Euronews gibi medya kanallarından paylaşılmış olsa bile Facebook ve Twitter gibi sosyal medya devleri kendi topluluk kuralları ihlal ediliği gerekçesiyle bu paylaşımları engelleme çabası içindeler. Neden ?
FACEBOOK – İSRAİL İŞBİRLİĞİ VAR MI ?
Bağımsız medya kanallarından The Intercept’in editörü Gleen Greenwald ’ın 12 Şubat 2016 günü Associated Press’ten aktardığı habere göre İsrail hükümeti Facebook’u kendi siyasal çıkarları için kullanmakta, eleştirel yazı ve yorumları sansürlemeye, gerektiğinde hesapları kapatmaya zorlamaktadır. Yine 30 Aralık 2017 tarihli “Facebook ABD ve İsrail hükümetlerinin talimatlarıyla hesapları kapattığını duyuruyor” başlıklı yazısıyla Greenwald hangi içeriğin sansürlenmesi gerektiğinin belirlenmesinde Facebook’un ABD ve İsrail ile doğrudan işbirliği yaptığına dikkat çekmişti.
İşte, sanırım, bu nedenlerden dolayıdır ki, yani ABD ve İsrail’in politikalarını eleştirdiğim için, 2016 yılından beri Facebook benim ve başka birçok kişinin sesini kısmak için girişimlerde bulundu, bulunuyor. 30 gün boyunca yorum ve paylaşım yapamayacağıma dair iki kez ceza aldım. Facebook Nazi karşıtı paylaşımlarımı saptırdı ve sanki ben “tehlikeli kişilerin veya kuruluşların sembollerine, övgü veya destek” veriyormuşum gibi göstermeye çalıştı. Peki neden böyle yapıldı Mark ? İşte etik olmayan, utanç verici çirkin durum budur. Hitler, Mussolini, Çavuşesku, Franco gibi diktatörlere karşı yaptığım eleştiridir, övgü değildir. Anlıyor musun Mark ? Bana haksız yere ceza verildi.
Hal böyleyken, öte yandan bir de bakıyoruz ki özellikle Türkiye’deki Hristiyan ve Yahudi vatandaşlarımızı aşağılayan, antisemit, gerici, ırkçı ve dinci çevreler Facebook’ta cirit atıyor: Üye olmuşlar, sayfalar açmışlar, gruplar kurmuşlar, vur patlasın çal oynasın tam gaz gidiyorlar, maşallah, maşallah! Facebook onlara hiç ses çıkarmıyor. Neden Mark ?
Eğer bana 60 gün ceza veriliyor, fakat onlara dokunulmuyorsa bu işte bir fırıldak yok mu ? Elbette var. Hem de ne fırıldak! Bu fırıldağın açıklaması aslında çok basit: Nasıl ki Müslüman Kardeşler Örgütünü İngiltere; nasıl ki Hamas’ı İsrail; nasıl ki El Kaide, Taliban, IŞİD, PKK gibi terör örgütlerini ABD oluşturmuş, örgütlemiş, desteklemiş ve finanse etmişse, Türkiye’deki tarikatçı ve dinci yapılanmaları da büyük ölçüde ABD ve İsrail oluşturmuş, örgütlemiş, desteklemiş ve finanse etmiştir.
Bu emperyalizmin tarihsel ve en eski stratejilerinden biridir Mark. Bilmiyorsan öğren. Bu strateji gazeteci Uğur Mumcu ile ekonomist Prof. Yalçın Küçük’ün yazılarında, yapıtlarında sıkça anlatılmış, açığa çıkarılmıştır. Yalçın Küçük’ün “Türkiye’deki İsrail, İsrail’den daha güçlüdür” söylemi işte bu çarpıcı gerçeğe işaret eder.
Buradan çıkan önemli bir sonuç da Evanjelizm, Neo-Siyonizm ve İslamizm’in dayanışma ve işbirliği içinde olduğudur. İşte, bundan dolayı, İsrail’in gözetimi altında bulunan fanatik ve antisemit gruplara Facebook’ta izin veriliyor değil mi Mark? Zira İsrail’in antisemitizmi canlı tutması, ateşlemesi, soğutmaması, bu kozu kullanması, Holokostu da sıkça gündeme taşıyarak sürekli mağduru oynaması, işgal, yayılma, ilhak, etnik temizlik politikalarını, yasadışı yerleşimleri, savaş suçlarını, ırkçı apartheid rejimini maskelemek için bu tür malzemeye gereksinimi vardır. İsrail’in en çekindiği şey aydın ve entelektüellerden yani Türk entelijentsiyasından yapılan ve yapılacak bilimsel ve akademik eleştirilerdir. Üstelik bu eleştiriler İsrail’in muhalif yazarlarına, anti-Siyonist İsrailli bilim insanlarına, medyasına veya uluslararası saygın haber kanallarına dayanıyorsa, bu İsrail rejimi için çok daha büyük bir sorun oluşturur. Çünkü o zaman eleştiriler Türk kamuoyu ve Facebook’taki entelektüel çevre tarafından ciddiye alınmaya başlanacak ve İsrail’in işi zorlaşacaktır.
FACEBOOK NEO-SİYONİST BİR PLATFORM MU ?
Kuşkusuz, dünyanın tek derdi Holokost, antisemitizm ya da islamofobi değildir. Zira, resme geniş açıdan baktığımızda terör, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, aşırı sağ, şoven milliyetçilik, ve Fransız siyasal bilimci Prof. Gilles Kepel’in dikkat çektiği gibi, dinsel özgürlük gerekçesiyle dincilik, fanatizm ve tarikatlaşmanın tehlikeli bir şekilde yükselmesi, buna karşın laiklik ile ifade özgürlüğünün çöpe atılmasıyla karşı karşıyayız. İşte ön plana çıkarılması gereken toplumsal ve uluslararası sorunsal budur ve diğer hepsi zaten bu sorunsalın kapsamındadır.
İsrail’de iktidardaki Neo-Siyonistler ırkçı apartheid yasalarıyla; yabancı düşmanlığıyla; ultra-ortodoks şeriatçı partileriyle; Tevrat masallarına dayanan “seçilmiş halk” hezeyanlarıyla; üçüncü tapınağı Kudüs’e inşa etmenin mesihsel coşkusu içinde körkütük sarhoş olmuş durumdadırlar. Bu yeni ideoloji eskisinden çok daha tehlikeli, azgın, acımasız ve cüretkardır. Zira arkasında Evanjelistler ile ABD gibi dev bir emperyalist-kapitalist gücün koşulsuz desteği vardır.
Musa Şeriatı, Tevrat ve Talmud’u eleştirdiği için Spinoza’yı Yahudilikten aforoz eden, öldürmeye çalışan; Karl Marx’ı antisemit olmakla suçlayan; tarihçi Prof. İlan Pappe’yi İsrail’deki üniversiteden atan ve ülkesinden kovan bu gözü dönmüş zihniyet bugün İsrail’de iktidardadır. Bu zihniyet George Orwell’in “Big Brother”ı gibi – benliğini bu yola adayanlar dışında – kendinden başka hiç kimseye, hiçbir ulusa, hiçbir devlete, hiçbir inanca, hiçbir değere en küçük bir saygı ve var olma hakkı duymamaktadır. Zira, onların hepsi goyim, kafir ve tanrısal lanet altındadır, zamanı geldiğinde yok edileceklerdir. Bu zihniyet ABD ve Fransa’da iktidarı ve medyayı büyük ölçüde ele geçirmiş ve tüm dünyaya meydan okumaktadır. COVID-19’u fırsat bilen dünya oligarkları ve ultra-kapitalistler gereksiz gördükleri devlet ve ulusları yıkıma uğratacak, insanları tamamen sindirecek, pasifize edecek totaliter ve nihilist bir dünya düzenine dönmenin hazırlığı içinde kolları sıvamışlardır.
Bu bağlamda, Facebook ve diğer ağ sağlayıcıları kendi durumlarını ivedilikle gözden geçirmeye, sapkın ideolojilere ve totaliter kuşatmaya karşı direnmeye davet ediyorum. Bireysel özgürlük ve insan hakları savunucusu mu, yoksa karanlık nihilist rejimlerin perde arkasındaki işbirlikçisi ve avukatı mı olacaklardır? Bir yeryüzü yurttaşı olarak özgür düşünen dünya aydınlarının birleşerek dünya barışını, insan mutluluğunu ve insanlığın geleceğini tehlikeye atan her çeşit dinci, etnik, şoven, ırkçı, ayrımcı ideolojilere karşı direneceğini, er veya geç, dur diyeceğini umut etmek istiyorum.
Eğer Facebook Neo-Siyonist bir platforma dönüştüyse bunu açıkça ilan et Mark. Benim apartheid ve neo-siyonist rejimleri destekleyen, onlara toz kondurmayan platformlarla zaten işim olmaz. Bak aslanım şu iyice bilinsin ki bu Nazi artığı algı operasyonları ve taktiklerle insanları susturamazsınız, korkutamazsınız. Naziler başarılı olamadı, siz de başarılı olamayacaksınız. Kaynayan tencerenin kapağını kapatmaya çalıştıkça alttan çok daha büyük patlamalar gelir. Bu işleri bırakın. İsrail’i eleştirmek antisemitizm değildir: Zira İsrail’de her milletten insan Yahudiler,, Filistinliler, Hristiyanlar, vs yaşamaktadır. Antisemitizm belli bir etnik gruba yöneltilen nefret söylemidir. Bir devletin politikasını eleştirmek antisemitizm değildir. Anlaşıldı mı Mark ?
KAYNAKÇA VE DİPNOTLAR
1) İsrailli tarihçi İlan Pappe (1954) şu an İngiltere Exeter Üniversitesinde Sosyal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler Bölümde görev yapıyor. Üniversitenin Filistin Etno-Siyasal Araştırmalar Merkezinin direktörü. Sol görüşleri ve anti-siyonist eleştirileri nedeniyle İlan Pappe İsrail Meclisince suçlu bulundu. Eğitim Bakanlığı ülkeden atılması için çağrı yaptı, fotoğrafı gazetelerde yayınladı, hedef gösterildi, ölüm tehditleri aldı. Hayfa Üniversitesi Tarih Profesörlüğünden kovuldu, 2008’de İsrail’den kaçmak zorunda kaldı. Pappe’nin ailesi de 1930 da Nazilerden kaçmıştı.
2) The Hindu, Israel’s new law is a form of apartheid, Ilan Pappe, 26.7.2018
5) Haaretz, Gideon Levi, “Apartheid’a oy verin” 7.4.2019 –
6) L’OBS dergisi, sayı 2789, 25.4.2018, s: 22-43
7) BBC, Reuters, Euronews, The Guardian, VOA
8) Glenn Edward Greenwald (1967) Amerikalı avukat, yazar ve gazeteci. Edward Snowden’in ABD ve İngiltere’nin dünyayı denetlemesiyle ilgili gizli belgelerini The Guardian gazetesinde yayımladı.