Trump’ın Abraham Anlaşması (Abraham Accords)

(Barok döneme ait Tablo: “Abraham and Sarah Before Abimelech – Johann Heinrich Roos” (1631-1685). Abraham karısı Sara’yı Gerar kralı Abimelek’e “kız kardeşim” diyerek ikram ederken. Tevrat’a göre İbrahim kız kardeşi Sara ile evlenmiştir. (Tevrat-Yaratılış 20: 12)

ABRAHAM KİMDİR ?

Abraham/İbrahim Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık dinlerince peygamber olarak kabul edilen bir kişidir. Ali İmran Suresi 67 – 68 ayetlerde şöyle yazar:

“İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hristiyan. Fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı.”

Abraham/İbrahim ismi etimolojik olarak İbranice kökenli olup Abram sözcüğünden gelir. Ab: Baba veya Ata. Ram: Yüce, yüksek veya yüceltilmiş anlamlarına gelir. Yani Abram “Yüce Ata” “Yüce Baba” anlamlarına gelir ve İbranilerin (Yahudilerin) atası kabul edilir. Efsaneler ve Tevrat, Abram isminin onun Allah ile yaptığı ahit (anlaşma-sözleşme) sonrası “milletlerin babası” anlamına gelen Abraham’a dönüştüğünü iddia eder. Bu iddiayı ve babalık vurgusunu Kuran da onaylar ve Müslümanlara hitap ederken şu ifadeyi kullanır:

“Hac Suresi 78: Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kuran’da Müslüman diye isimlendirdi.”

Tevrat’ta yazdığı gibi İbrahim’in Allah ile yaptığı anlaşma ve ardından Musa’nın Allah ile yaptığı anlaşmayla İbrahim’in soyunda gelen İsrailoğulları Allah tarafından tüm diğer milletlerden üstün kılınmak üzere seçilir, kutsanır ve yüceltilir.

KURAN’A GÖRE İSRAİLOĞULLARININ ÜSTÜNLÜĞÜ

Kuran’da Musa ismi 136 kez, İbrahim 69 kez, İsa sadece 25 kez geçer. Bu Kuran ve Müslümanlığın Tevrat ve Yahudiliğe Hristiyanlıktan çok daha önem verdiğinin ve çok daha yakın durdurduğunun etkin bir göstergesidir. Üstelik İbrahim İslam teolojisinde birlik (tevhid) inancının öncüsü Halilullah (Allahın dostu) olarak anılır ve Kuran’da onun adını taşıyan İbrahim Suresi vardır. Bu bağlamda Kuran da Tevrat gibi İsrailoğullarının Allah tarafından seçilmiş, kutsanmış ve tüm milletlerden üstün kılındığını onaylar. İlgili ayetler aşağıdadır:

“Bakara 47 ve 127: Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetlerimi anın, sizi bütün alemlerden üstün ettiğimi anın. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.”

“Duhan 32: And olsun ki, İsrailoğullarının durumunu bilerek onları dünyaların üzerinde seçkin kıldık.”

“Casiye Suresi 16: And olsun ki Biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle rızklandırdık; onları dünyalara üstün kıldık.”

“Maide 5/20: Hani Musa, kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar (krallar) yapmıştı ve (diğer) kavimlerden hiçbirine vermediğini size vermişti.'”

“Enam 161: De ki: Şüphe yok, Rabbim, beni doğru yola sevk etti, İbrahim’in tek Allahı tanıyan dosdoğru dinine hidayet etti.” (Eski Diyanet çevirisi: “Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim’in dinine iletmiştir” de.” )

(Türkçe Kuranlarda Abdülbaki Gölpınarlı, Diyanet Eski ve Yeni çevirileri ve İngilizce çeviriler göz önünde tutulmuştur. Zira son yıllarda yapılan yeni çevirilerde bazı hassas konuları siyasal kaygılarla kamufle etme eğilimi ve ayetin anlamını değiştirme gibi etik dışı uygulamalar görülmektedir.)

ABRAHAM’IN BİYOGRAFİSİ

İbrahim, Mezopotamya bölgesinde MÖ XXI. yüzyılın sonunda Ur şehrinde doğmuştur. Dünyanın ilk imparatorluğu sayılan Akadlar (MÖ 2334 – 2154) o dönemde bölgeye egemendi. İbrahim’in Sami etnik (semitik) grubundan gelen Amurrulardan olduğu kabul edilir. Akadlar da aynı semitik etnik dil ve gruptandı. 1

Akadlardan sonra Mezopotamya Sümerlerin egemenliğine girer ve Ur Sümer başkenti olur. İbrahim eğer MÖ XXI. yüzyılın sonunda doğduysa, Sümer Kralı Ur Nammu döneminde yaşamış olması muhtemeldir. Amurrular putlara, gök cisimlerine, yıldızlara, aya ve güneşe tapan bir topluluktu. Bu bağlamda Tevrat (Yeşu 24:2) İbrahim’in babası Terah’ın ve atalarının “başka allahlara kulluk ettiğini” belirtir. İbrahim’in kendisi ve ailesi pagandı. Babası da put imalatçısı ve putperestliğe inanan biriydi.

MESLEĞİ VE YAŞAMI

Öncelikle İbrahim’in gariban bir çoban değil, yarı-göçebe bir klan lideri ve çok varlıklı bir feodal ağa statüsünde olduğuna dikkat çekeyim. Tevrat’a göre İbrahim’in büyük ve küçükbaş hayvan sürüleri, gümüşü, altını ve emrinde yüzlerce kölesi vardı ve yeğeni Lut’u kurtarmak için 318 silahlı adamı hızla seferber edebildiği anlatılır (Tevrat: Tekvin 14). Bu, onun küçük bir orduyu besleyebilecek ekonomik ve askeri güce sahip olduğunu gösterir.

Bölgede egemen olan Gerar Kralı Abimelek’in İbrahim ile doğrudan muhatap olması ve daha sonra onunla bir barış antlaşması (Beer-Şeba Antlaşması) imzalamak istemesi de İbrahim’in bölgede diplomatik bir aktör, bağımsız bir feodal güç olarak kabul edildiğini gösterir.

İbrahim ekonomik gücün miras yoluyla başka bir aileye/zürriyete geçmemesi için olsa gerek kız kardeşi Sara ile evlenir. Kız kardeşiyle evlenmekten hiçbir ahlaki sakınca görmeyen Abraham, daha da ileri giderek Gerar kralı Abimelek ile görüşürken ona karısını ikram etmekten de zerre kadar utanç duymaz. Fakat karısı olduğunu gizler, sadece bu benim kız kardeşim der.

Abimelek, Sara’nın İbrahim’in karısı olduğunu öğrendikten sonra bu zina skandalını örtbas etmek amacıyla Sara ve İbrahim’e inanılmaz hediyeler verir. Bu hediyeler: çok sayıda davar, sığır, kadın ve erkek köleler; bin parça gümüş ve arazilerden oluşur. 2

Ancak etik ve ahlak açısından şaşırtıcı olan şu ki İbrahim bu şantaj stratejisini ilk kez uygulamıyor. Tevrat’ın (Tekvin 12) bölümüne göre, İbrahim daha önce Mısır’a gittiğinde de aynı şantaj numarasını çevirmiş, Firavuna Sara için “kız kardeşim” demiş, Firavun da Sara’yı sarayına almıştır. Zina skandalı patlak verince Firavun da İbrahim’e büyük servetler, sürüler, köleler vererek onu Mısırdan sepetlemiştir. İşin komediye kaçan yanı şudur: İbrahim’in kurban edilmekten kurtulan oğlu İshak da karısı Rebeka’yı yanına alarak kral Abimelek’e gidip “bu kız kardeşimdir” diyerek İbrahim gibi karısını Abimelek’e sunmasıdır.

OĞLUNU KURBAN ETME GİRİŞİMİ VE TEK TANRI İNANCI
Dinsel inanış İbrahim’in oğlunu kurban etmeye kalkışmasının salt imandan kaynakladığını iddia eder. Oysa, tarihçiler, arkeologlar ve dilbilimcilere göre İbrahim’in yetiştiği ve içinden çıktığı Mezopotamya ve Kenan (Filistin) semitik dinlerinde hayvan, insan ve özellikle çocuk kurban etme olağan ve yaygın bir ritüeldi. Moloh ve Baal tanrılarına ailenin ilk doğan erkek çocuğu ateşte yakılarak kurban edilirdi. Arkeologlar, Mezopotamya/Kenan kültürünün uzantısı olan Kartaca ve Levant bölgelerinde “Tophet” adı verilen özel çocuk mezarlıkları buldular. Bu bölgelerde yapılan arkeolojik kazılarda çivi yazısı ve Fenike yazıtlarıyla belgelenmiş, tanrılara ve putlara yakılarak kurban edilen binlerce bebek ve çocuk kemiği içeren vazolar gün yüzüne çıkarılmıştır.

O halde, İbrahim imanı nedeniyle değil, bu pagan dinlerdeki çocuk kurban etme gibi canice ritüellerin etkisiyle oğlunu gözünü kırpmadan Allaha kurban etmeye kalkışmıştır.

Tevrat’a göre İbrahim’in monoteizm ve tek Allaha ulaşması tamamen vahiyle olmuştur. Allah, İbrahim’e doğrudan seslenmiş, o da bu sese anında iman etmiştir. Tevrat’ın Yaratılış 12. bölümünde Allah ona şu emri verir: “Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git.” İbrahim bu çağrıyı aldığında 75 yaşında ve Haran’daydı. Allah, yaşlı ve çocuksuz olan İbrahim’e soyunun gökteki yıldızlar kadar çok olacağını vadeder (Tevrat-Yaratılış 15: 6).

Ancak bu hikaye pek inandırıcı durmuyor. Tarihçilere göre monoteizm (tek bir ilah veya tanrıdan başka hiçbir ilahın var olmadığına inanış) İbrahim’den çok sonraki dönemlerde, ilk kez antik Mısırda ortaya çıkmıştır. Tarihçiler İbrahim’in paganizmden monoteizme değil, önce henoteizm (tek bir ilaha bağlanma ama gerektiğinde pagan ilahlara tapınma) sonra da monolatri (pagan ilahların varlığını dışlamadan tek bir ilaha bağlanma) yöneldiğine dikkat çekerler.

İbrahim, Mezopotamya ve Kenan (Filistin) dinlerinin pagan tanrıları arasında en yüce olan “El” tanrısından esinlenerek, kendine, ailesine ve soyuna özgü bir “Kabile/Aile Tanrısı” icat etmiş ve bu inancı benimsemiştir. Bu inanç zamanla evrim geçirerek Musa ve İsrailoğulları vasıtasıyla monoteizme dönüşecektir.

Ancak, arkeolojik araştırmalar göstermiştir ki Musa’dan çok önce ilk monoteizm MÖ 1353de antik Mısır’da Firavun IV. Amenhotep döneminde görülür. Amenhotep paganizmi ve çok tanrılı tapınmayı tamamen yasaklar ve güneş kursu ile simgelenen Aton’u tek evrensel tanrı ilan eder. Mısırdaki bu monoteizm dönemi 17 yıl sürer.

Tarihçi ve dilbilimcilere göre Mısır saray kültürüyle yetişen ve prens ünvanı alan Musa’nın Mısır tarihinin en çarpıcı teolojik deneyi olan ve 17 yıl süren monoteizm döneminden haberdar olmaması ve etkilenmemesi olanaksızdır. Bilim insanları Mısır’daki monoteist akımın Musa’yı etkilediğini ve ön-Museviliğin şekillenmesinde çok güçlü bir dip dalgası yarattığını kabul ederler. Musa ve Museviliğin gökten zembille inmediği, köklerinin Ortadoğu ve Mısır’ın ortak kültür ile coğrafyasından beslendiği arkeolojik bulgularla desteklenir..

ABRAHAM HAKKINDA SON OLARAK NE DİYEBİLİRİZ ?

Görüldüğü gibi feodal ağalar olan İbrahim ve oğlu İshak’ın muazzam zenginlik, toprak ve mülk sahibi olmalarının altında ikisinin de birer pezzo novante olması yatar.

Peki böyle bir adamın şahsından, oğlundan, ailesinden, soyundan, kurduğu bir dinden kime ne hayır gelir ? Ensest ilişki var, yalan var, sahtekarlık var, parasal açgözlülük ve materyalizm var, kölecilik var, karısı bir mal gibi başkasına pazarlamak var, şantaj yaparak maddi güç kazanmak var. Yani Allah milletlerin babası olması için bula bula bunu mu bulmuş ?

Bu bağlamda her türlü ahlak, etik, edep ve terbiye yoksunu böyle bir adamın adıyla kurulan Abraham Anlaşmasından kime ne hayır gelir ? Gelse gelse ancak uğursuzluk, felaket, şantaj ve yıkım gelmez mi ? Bu antlaşamaya katılanlar, katılacaklar Tevrat’taki bu menkıbeleri bilmiyorlar mı ?

TRUMP’IN ÇAĞRISI

26 Mayıs 2026 günü Trump, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün ve Pakistan gibi ülkelerin de hep beraber İbrahim Anlaşmalarına (Abraham Accords) katılmasını istedi ve hatta tehdit etti:

“İran İslam Cumhuriyeti ile müzakereler iyi ilerliyor! Ya herkes için harika bir anlaşma olacak ya da hiç anlaşma olmayacak ve çatışmalara eskisinden daha büyük ve güçlü şekilde dönülecek” diyen Trump, katılımın zorunlu olması gerektiğini, bunu yapmamanın ise kötü niyet göstergesi olacağını vurguladı ve ekledi:

“ABD’nin bu son derece karmaşık yapbozu bir araya getirmeye çalışmak için yaptığı tüm çalışmaların ardından, bu ülkelerin en azından tamamının aynı anda İbrahim Anlaşmalarına imza atmasının zorunlu olması gerekir” dedi

Trump’ın ilk döneminde, 2020 yılında yapılan İbrahim Anlaşmaları öncelikle Arap ülkeleri ile İsrail arasında diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurulmasını öngörüyordu. Anlaşmaya şu ana dek BAE, Bahreyn, Fas, Sudan ve Kazakistan katılmıştı. İsrail zaten anlaşmanın patronu ve merkezinde olduğundan anlaşmaya katılmış durumda ve zaten baş aktör.

Bu bağlamda “normalleşme” sözüne dikkat çekmek isterim. Günümüzde moda olan bu söylem kullanılarak aslında “anormalleşme” anormal koşulların ve anormalliklerin zorla kabul edilmesi dayatılıyor. Zira karşımızda 2018 yılından beri Apartheid ile yönetilen bir ülke var: İsrail. 20 Mayıs 2024 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı hakkında insanlığa karşı işlenen savaş suçları nedeniyle tutuklama kararı çıkarmıştır. Fakat kimse bundan söz etmiyor, görmezden geliyor.

Apartheid bir rejimle yönetilen, üstelik 20 Mayıs 2024 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından haklarında savaş ve soykırım suçları nedeniyle tutuklama kararı çıkarılmış bulunan liderlerce yönetilen bir ülkenin baş aktör olduğu bir anlaşmaya katılmak o suçlara da katılmak anlamına gelmez mi ?

Trump’ın davet ettiği, daha doğrusu anlaşmaya katılmaya zorladığı Türkiye, Mısır ve Ürdün gibi ülkelerin zaten İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri bulunuyor. Bu ülkelerin davet edilmesindeki amaçlardan biri İran’a karşı bir İslamo-Siyonist-Haçlı ittifakı oluşturmak olsa gerek. Kuşkusuz başka karanlık amaç ve dayatmaların olduğunu da göreceğiz.

APARTHEİD NEDİR ?

Apartheid ırkçılık ve yabancı düşmanlığının devlet eliyle meşrulaştığı bir siyasal rejimdir. Böyle bir rejimde ırkçılık ve yabancı düşmanlığı suç sayılmaz. Irkçılık bir ideoloji, zihniyet ve önyargılar bütünüdür; Apartheid ise bu ırkçı zihniyetin devlet eliyle ve kanunlarla resmi ve meşru bir siyasal sistem haline getirilmesidir. Böyle bir yönetimde ırkçılık suç olmak bir yana, bizzat hukuk ve yasaların kendisidir. Devlet, insanların etnik ve ırksal kökenini resmi olarak kayıt altına alır, kimin nerede yaşayacağını, hangi okula gideceğini, kiminle evlenebileceğini yasalarla belirler. 3

Apartheid terimi, uluslararası hukuk olan Roma Statüsünde bir insanlık suçu olarak kabul edilir ve bir etnik grubun diğer bir etnik grup üzerinde kurduğu sistematik, baskıcı ve kurumsallaşmış her türlü ayrımcı rejimi tanımlamak için kullanılır.

Roma Statüsü 17 Temmuz 1998de Uluslararası Ceza Mahkemesini (International Criminal Court – ICC) kuran uluslararası bir antlaşmadır. 125 devletin imzalayıp onayladığı antlaşmayı ABD, Rusya, İsrail ve Türkiye de imzalamış ancak onaylamamışlardır. Çin ise taraf değildir. 20 Mayıs 2024 tarihinde Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı hakkında tutuklama kararı çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan yaptığı açıklamada

“Ofisim tarafından toplanan ve incelenen delillere dayanarak, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Galantsavaş suçları işlediğine dair haklı gerekçelerimiz var. Filistin Devleti topraklarında 8 Ekim 2023 tarihinden itibaren insanlık suçu işleniyor. Bugün Uluslararası Ceza Mahkemesi I. Ön Yargılama Dairesi nezdinde Filistin Devletindeki durumla ilgili tutuklama emri için başvuruda bulunuyorum” demiştir.4

İSRAİL’DEKİ APARTHEİD REJİM

Uluslararası insan hakları örgütleri Amnesty International, Human Rights Watch ve İsrail insan hakları örgütü Btselem yayımladıkları raporlarda İsrail’in politikalarının uluslararası hukuktaki “Apartheid” tanımına uyduğunu savunurlar. Gerekçeler şunlardır:

1) İsrail işgali altındaki Filistin toprağı Batı Şeria’da yaşayan iki farklı etnik grup vardır. Buradaki Yahudi yerleşimcilere sivil ve demokratik hukuk uygulanırken, Filistinlilere askeri mahkemeler ve sıkıyönetim kuralları uygulanır. Çifte hukuk olması kabul edilemez.

2) Berlin Duvarının bir benzeri olan İsrail’deki “Ayrım Duvarı” ile Filistinlilerin kontrol noktaları, beton duvarlar ve özel izin sistemleriyle seyahat özgürlükleri kısıtlanırken işgalci Yahudi yerleşimciler için özel yollar ve serbest geçiş hatları inşa edilmektedir.

3) Filistinlilere ait arazilerin kamulaştırılması, evlerinin rasgele yıkımları ve yeni imar izni verilmesinde inanılmaz engeller çıkartılması, buna karşın Yahudi yerleşim sitelerinin sistematik olarak genişletilmesi kabul edilemez.

4) 2018 yılında İsrail meclisinin kabul ettiği Milli Devlet Yasası “ülkenin kaderini tayin etme hakkının sadece Yahudilere ait olduğunu” ilan etmiştir. Böylece ülkedeki İsrail yurttaşı Araplar ve diğer milletler hukuken “ikinci sınıf” yurttaş konumuna itilmiştir.

5) Milli Yasa kapsamında Arapça ülkenin iki resmi dilinden biri olmaktan çıkarılmış; Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Filistinliler’den ele geçirilen işgal altındaki topraklarda Yahudi yerleşimleri ya da kolonilerin yapımına devam edilmesi “milli çıkar” olarak tanımlanmıştır.

6) Yasada “Yahudiler” ve “Yahudi olmayanlar” (Jews and Non-Jews) ayrımı net ve açık bir biçimde vurgulanmış, böylelikle ülkedeki azınlıklar, Müslüman ve Hristiyan Filistinliler, Ortodokslar, Katolikler, Süryaniler, Dürziler, Çerkezler, Bahailer görmezden gelinmiştir. Bu Apartheid’dır. Yani artık İsrail vatandaşı olmak yeterli değil: Önemli olan Yahudi ırkından gelmek!

7) Böylesine Apartheid bir rejimde Filistinliler ulusal kimlik ve tarihsel köklerini inkar etmeleri şartıyla, ama ancak ikinci sınıf vatandaşlar olarak kabul edilebiliyorlar. Yahudilere özgü topluluklara katılmalarına, onlarla aynı yasal ve eşit haklara sahip olmalarına, toprak edinmelerine, seyahat etme ve örgütlenme özgürlüğüne izin verilmiyor.

İlhak edilmesi planlanan bölgelerdeki Filistinlileri de kapsayacak olan bu yasa ve Apartheid rejim iktidara gelecek tüm hükümetleri şimdiden bağlayıcı oluyor. Yani hiçbir hükümet bu yasanın söz konusu maddelerine itiraz edemeyecektir.

ABRAHAM ANLAŞMALARININ PERDE ARKASI

Ben Abraham Anlaşmalarının modern bir diplomatik anlaşma olduğunu sanmıyorum. Zira ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee Şubat ayında hiç çekinmeden İsrail’in Tevrat’ta vadedilen toprakları almaya hakkı vardır diyerek “dinsel” bir açıklama yaptı. Evanjelik Hristiyan Siyonist olan Amerikan Büyükelçisi Huckabee 21 Şubat 2026da yayımlanan röportajında Tevrat-Tekvin 15de yazan İbrahim’e vaat edilen Ni Fırat kadar olan topraklar ve Hitit torakları hakkında kendisine soru sorulunca tam olarak şöyle dedi:

“It would be fine, if they took it all” (Eğer hepsini alsalar iyi olurdu” dedi.

İsrail ana muhalefet lideri Yair Lapid de 24 Şubattaki basın toplantısında

Siyonizm Tevrat’a dayanır, İsrail toprağı üzerindeki hakkımız Tevrat’a dayanır, Tevrat’taki sınırlar nettir… Yahudilere büyük, geniş, güçlü bir toprak ve güvenli sığınak sağlayacak her şeyi desteklerim. Toprağın tapu senedi Tevrat’tır, sınırlar Tevrat’ın sınırlarıdır.”

diye bir açıklama yapmaktan çekinmedi.

u anlaşmaya en sonunda Türkiye de davet edilmiş bulunuyor. Yalnız İbrahime vadedilen topraklarla ilgili Türkiye bağlamında traji-komik bir paradoks var. Zira vadedilen topraklar arasında Hitit topraklarının olması, neredeyse Anadolu’nun tamamını ve Hatay’ı da kapsıyor. Tevat’ta Allahın İbrahim’e vaat ettiği topraklar şöyle tanımlanıyor:

“Mısır nehrinden büyük nehir Fırat’a kadar… Hitit ülkesi dahil” (Tevrat/Tekvin 15:18-21)

Hititler, MÖ 2. bin yılda Anadolu’nun büyük kısmında egemen olan bir imparatorluktu. Başkentleri Hattuşa (Çorum) idi ve toprakları Suriye’den Orta Anadolu’ya, hatta Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Bu yüzden vaat edilen Hitit toprakları neredeyse Anadolu’nun tamamını, Güney Anadolu, özellikle Hatay, Adana, Gaziantep civarını da kapsıyor.

SONUÇ

Amerikan Büyükelçisinin ve İsrail muhalefet liderinin yaptığı tüm bu dinsel açıklamalar -ki bunun arkası gelecektir- Abraham Accords’un sadece bir barış ve normalleşme çerçevesi olmadığını, arka planda dini-mitolojik-tevratik hezeyanlarla örülü bir “dinsel hak” hatta “fetih” iddiasının kol gezdiğini açıkça gösteriyor. Abraham Accords’un akordu en baştan bozuktur, zira bu anlaşmaların sözde modern diplomatik kılıfı altından İsrailiyat masalları, Musa şeriatının sapıkça iddiaları ve Tevrat ayetleri fışkırınca işin rengi değişiyor: Bu barış anlaşması mı, yoksa tehditlerle dayatılan dini bir fetih, ilhak ya da de facto bir gasp iddiasının kirli bir örtüsü mü?

Sanki orta çağdayız ve siyasetçiler, devlet başkanları tarafından dinsel açıklamalar ve tartışmalar yapılıyor, sahnede bir tek engizisyon veya Yahudi şeriat mahkemesi Sanhedrin eksik. Bir yanda Evanjelik Hristiyan Siyonist Amerikan büyükelçisi “Nil’den Fırat’a kadar hepsini alsalardı iyi olurdu” diyor, öbür yanda İsrail ana muhalefet lideri ki güya merkez-sol “Siyonizm Tevrat’a dayanır, toprağın tapu senedi Tevrat’tır, sınırlar Tevrat’ın sınırlarıdır” diye çıkış yapıyor.

Trump’ın Türkiye, Mısır ve Ürdün gibi zaten İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri bulunan ülkeleri davet etmesi ve hiç çekinmeden bu ülkeleri açıkça tehdit etmesindeki amaçlardan biri Avrupa ülkeleriyle İran’a karşı oluşturamadığı koalisyona alternatif bir İslamo-Siyonist-Haçlı ittifakı oluşturmak olsa gerek.

İbrahim Anlaşmalarının asıl misyon ve vizyonun İsrail’deki apartheid rejimi güçlendirmek ve meşrulaştırmak; Tevratik vaatlere göre İsrail’in ilhak etmeyi planladığı toprakların Müslümanların ve Yahudilerin kutsal kitaplarında yazdığı gibi peygamber ve milletlerin babası olarak kabul görmüş, Allah tarafından seçilmiş, ailesi ve soyu kutsanmış olan İbrahim’e verilen bir ilahi vaat ve hak olduğunu göstermek, böylece İslam ülkelerinin İsrail’e biat etmesini ve hatta bu toprakların hak sahibine seve seve armağan edilmesini sağlamak olduğu kanısındayım.

Bu saçmalığı ve komediyi sonlandırmak için yapılması gereken şudur: Abraham Anlaşmalarını lagara lugara yapmadan, fazla tepişmeden ve hiç vakit kaybetmeden tarihin lağım çukurunun (çöp sepeti demiyorum) en dibine fırlatmak ve İsrail’deki Apartheid rejimi yıkmak için, Güney Afrika Cumhuriyetine yapıldığı gibi, İsrail’e karşı uluslararası protestolar, BM yaptırımları, spor, ekonomik, kültürel ve diplomatik alanlarda boykotları bir an önce başlatmaktır. Yoksa İsrail’deki Apartheid rejim ve kötü ruh ABD’ye, oradan İngiltere ve Avrupa ülkelerine de ihraç olabilir ve dünya kaostan kaosa sürüklenir durur.

1 Semitik etnik grup ve dil ailesindeki milletler: Araplar, İbraniler (Yahudiler), Aramiler, Asurlular, Süryaniler, Habeşler (Etiyopyalılar), Afrika’nın doğusunda Amharalar, Tigrayanlar, Keldaniler, Akadlar.

2 Abimelek İbrahim’e “İşte memleketim önünde, neresi gözüne hoş gelirse orada otur” diyerek ona istediği yerde yaşama ve sürülerini otlatma özgürlüğü verir. Sara’ya da: “İşte ağabeyine bin parça gümüş verdim; bu hediye senin yanında olanların hepsine karşı senin iffetinin bir kanıtı olsun. Herkes karşısında temize çıktın.” der. İbrahim’in ailesindeki ve akrabalarındaki bitip tükenmeyen cinsel skandalların başka bir boyutu da İbrahim’in yeğeni ve yine peygamber olarak kabul gören feodal ve varlıklı bir aktör olan Lut’un iki öz kızıyla cinsel ilişkiye girmesi ve kızlarından çocuk sahibi olmasıdır. Bu ensest skandal da (Tevrat-Yaratılış 19: 33-36) bölümlerinde anlatılır.

3 Örneğin, Güney Afrika’daki Apartheid yönetimde siyah halk, kendi topraklarında mülteci konumuna düşürülmüş ve ellerinden vatandaşlık hakları alınmıştır. Bugün benzerini İsrail’de görüyoruz.

4 Dünyadaki ilk apartheid devlet Güney Afrika Cumhuriyeti idi. Bu ülkede 1948-1994 yılları arasında uygulanan Apartheid rejim, yoğun iç direniş, milletlerarası ve BM yaptırımları, spor, ekonomik ve diplomatik boykotlar sonucunda 1994 yılında yapılan demokratik seçimlerde Nelson Mandela’nın devlet başkanı olmasıyla resmen yıkılmıştır. İsrail’deki Apartheid yönetim de umarım en kısa zamanda ortadan kalkar.

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment