
“Yakın bir gelecekte tüm bilimler yıkılacak ve büyücülük tek dinamik değer olarak yeniden doğacaktır.” Müh. Astronom Hanns Hörbiger (1860-1931)
Bu söylem Nazi döneminin etkin teorisyenlerinden biri olan mühendis ve astronom Hanns Hörbiger’e atfedilir. 1925 yazının bir sabahı, postacı, Alman ve Avusturyalı bilginlerin kapısına aynı mektubu bırakıyordu:
“Adolf Hitler siyaset alanını temizlerken, Hans Hörbiger de sahte bilimleri ortadan silip süpürecektir.”
Hörbiger bilim insanı olmasına rağmen, insanın evrenle olan bağını akıl ve deney yoluyla değil, sezgi, kan bağı ve doğaüstü güçlerle kurması gerektiğini; bu bağlamda, modern bilimi “Yahudi bilimi” veya “sahte bilim” olarak nitelendirip, yerine büyücülüğün ya da büyülü bir anlayışın geçeceğini savunuyordu. Naziler Hörbiger’i hemen sahiplendiler.
Dünyanın haline bakınca Hörbiger’in öngörüsünün büyük ölçüde gerçekleşmiş olduğunu söyleyebiliriz. Dünya tarihinde küresel bir irrasyonellik patlaması, bir “Yeni Orta Çağ” ya da “Teknolojik-Dijital Okültizm” başlamış gibi görünüyor. Ortalık, elini sallasan astrolog, medyum, şifacı, cinci, büyücü, efsuncu, titreşimci, UFOcu, spiritizmacı, enerjici, pandülcü, ateş kesici, kabalist, teozof, eneagramcı, falcı, tarotçu, reikici gruplar, yaşam koçu ve ne idüğü belirsiz gurular ve şarlatanlar ile kaynıyor. Ortak yönleri şu ki hemen hepsi dijital teknolojiyi ve bilimsel kavramları kullanıyor. Baharatçılar, aktarlar artık neredeyse her türlü kocakarı ilacının allanıp pullanıp satıldığı para-eczanelere dönüştü.
Erik Davis “TechGnosis: Myth, Magic & Mysticism in the Age of Information” (TeknoGnosis: Bilgi Çağında Mit, Büyü ve Mistisizm) kitabında gelişmiş teknoloji ve büyünün aynı şey olduğunu, bu iki olgunun insani güçlerimizle yakalayamayacağımız şeyleri yakalamamıza yardımcı olduğunu açıklıyor.
******************************************************************************
Gnostisizm gerçek bilgiye salt esin ve sezgiyle ulaşılabileceğini öğreten antik felsefi bir görüştür. Dünya görünen (zahir, dışrak, egzoterik) ve görünmeyen (batın, içrek, ezoterik) katmanlardan oluşur, Hakikat’e ancak ezoterik bilgiye ulaşarak mümkün olabilir; bu aşamaya geçip gizli öğretilere kabul edilmiş, sırra ermiş kişilere erenler (les initiés), ermişler, sırdaşlar, bilgeler denmektedir.
******************************************************************************
Teknolojinin ve yapay zekanın insanlara daha önce mucize denebilecek pek çok şeyi mümkün kılarak majik, inanılmaz güçler verdiğini söylemek abartı sayılmaz. Bugün dünyanın öbür ucundaki, örneğin Paris’teki bir arkadaşımızla tek bir tuşa basmakla anında görüntülü olarak konuşabiliyoruz ve istersek ona Fransa’daki bir AVM’den her türlü giyecek, yiyecek ve hediyeyi göndermemiz mümkün olabiliyor. “Nil novi, sub sole” (Güneşin altında yeni bir şey yok” diyen Vaiz yazarı bu günleri görse herhalde çok şaşırırdı.
İNSANIN BİTİP TÜKENMEYEN ARAYIŞI
Dinlerin insan üzerindeki kurumsal yetkesinin zayıflaması insanın yaşamı boyunca Hakikat ve anlam arayışını, ruhsal gereksinimlerini ortadan kaldırmadı. İnsanlar artık paketlenmiş şekilci bir din yerine, içinde reiki, astroloji, büyü, okült ve paranormal olayların uçuştuğu çok renkli inanç sistemlerini tercih ediyor. Ateist, agnostik, dinsiz biri bile, evrenin kendisine mesaj gönderdiğine inanabiliyor. Bu, spiritüel açlığın veya boşluğun, büyüsel inançlar ve doğa üstü uygulamalarla doldurulmasıdır aslında.
Ancak sorunsal şu ki eğer toplum, bu sanal tiyatroyu asıl somut gerçeğin ve bilimin yerine koymaya başlarsa Hörbiger’in kehaneti tam anlamıyla gerçekleşmiş olur. Bilimin nasıl sorusuna verdiği zor yanıtlar, büyünün sahte ama tatlı yalanlarına yenik düşer.
Modern tıp çok makineleşti. Doktorlar bazen hastayla bağ kurmak için medikal sınırların dışına çıkarak bilim dışı alanları hastalarına önermesi, büyücülüğü toplumun gözünde yasallaştıran en tehlikeli etmendir, kurumsal çürümenin zirvesidir.. Çünkü: “Koskoca profesör dediğine göre vardır bir hikmeti” düşüncesi, kuşkuları tamamen devre dışı bırakır. Eğer bu yöntem plasebo etkisiyle başarılı olursa, hasta o aşamadan sonra başka metafizik, metapsişik, okült veya paranormal alanlara sıçrayabilir.
Ancak, bir fenomenin “işe yarıyor gibi görünmesi” onun “gerçek” olduğu anlamına gelmez. Bir doktorun hastasını ameliyattan sonra, ya da önce, büyücüye yönlendirmesi, kanseri tedavi etmediği sürece sadece bir ağrı yönetimi tiyatrosudur. En büyük risk ise beyni uyuşmuş, adeta büyülenmiş ve sersemleşmiş bir kitleye her türlü abur cuburu, hurafeyi, efsaneyi kolaylıkla satabilme olanağının doğmasıdır. Bu bir şifa seansı, satanist bir ritüel veya dünya barışını ve insanlığı tehdit edecek radikal bir siyasi karar veya savaş da olabilir.
Bir çok değerler yaratmış olan Alman halkının Cermen mitleri ve üstün ırk palavrasıyla büyülenmiş bir şekilde psikopat bir onbaşının peşinden sürüklenmesini başka hangi akıl, hangi mantık veya tarih bilimi açıklayabilir ki ? Tıpkı bugün ABD ve İsrail’in yaptığı soykırım ve savaşı “tanrısal ve mesihsel” olduğunu iddia ettikleri ve inandıkları gibi ?
ABD’nin 1 Mart 2026’da İran’a gerçekleştirdiği saldırıyı”Destansı Öfke” olarak adlandırmasının altında İsrailiyat, Talmud ve Tevrat efsaneleri yatmaktadır. Emperyalizm-Siyonizm ittifakı dinsel kavramları kullanarak -postmodern bir Haçlı-Magen ordusu gibi- yaptıkları soykırım ve saldırıları mesihsel ve göksel kehanetlerin gerçekleşmesi olarak görüyor. Nazilerden hiçbir farkları yok, aynı kafa ! Ve bir çok insan buna inanıyor.
Sözdebilim (pseudoscience) ile büyücülüğün en büyük başarısı, bilimsel kavramları çalarak kendisini halkın gözünde meşrulaştırmasıdır. Kuantum sıçraması, enerji, titreşim (vibrasyon) gibi terimler, fiziksel anlamlarından koparılıp spiritüel birer pazarlama aracına dönüşüyor. Bilim dışı yollara yönelen bilim insanları, doktorlar, psikologlar bile var. Bilimsel kavramların istismarı modern rasyonel dünyanın kalelerinden biri olan tıbbın da içten içe sarsıldığının en net kanıtı.
Tüm bunlar belirsizliklerle dolu dünyada insanlara yapay ama rahatlatıcı, konforlu bir kontrol illüzyonu ve öngörü hissi sunuyor. Gerçeği verilerde ve şüphede arayan özgür düşünceli insan ve Kartezyen zihin için bu manzara, doğrulanmış bir kehanetten ziyade, entelektüel ve dehşetengiz bir karanlık çağ uyarısı niteliğindedir.
Hörbiger ve takipçileri haklı çıkmış gibi görünse de, bu bir başarı değil, sosyo-politik kitlesel bir bilişsel çöküş ve küresel bir gerileme göstergesidir. Büyünün yeniden baş tacı edilmesi ve tüm bu gidişat aslında modern insanın yalnızlığını, korkularını, mantık ve rasyonel düşüncenin getirdiği ağır sorumluluktan kaçma arzusunu da yansıtıyor. Kuşkusuz bu gidişatı dünyada egemen olmaya çalışan küresel satanist çete de tüm gücüyle destekliyor.
Bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın “Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez” söyleminde az da olsa bir gerçeklik payı yok mu ? Yoksa bilim ve teknoloji metamorfoz geçirip büyüye mi dönüşüyor ?
