
Fransız psikolog ve felsefe doktoru Dr. Ariane Bilheran 2024 yılında yayımlanan “L’internationale Nazie” (Nazi Enternasyonali) adlı eserinde, tarihçi Hannah Arendt’in bir tezini günümüze uyarlayarak Nazilerin yenildiğini, ancak Nazi ideolojisinin yenilmediğini, aksine küresel ölçekte kılık değiştirerek varlığını sürdürdüğünü vurgular. Nazilerden kurtulup Amerikaya kaçan Hannah Arendt (1906-1975) “Totalitarizmin Kökenleri” adlı kitabında bu tarihsel olguya zaten çok önceden dikkat çekmiştir.
Dr. Bilheran, tarihçi Hannah Arendt’ın “Naziler Almanya’yı feda etmiş olabilirler ama savaşı kaybetmediler” savını tarihsel ve felsefi bir düzleme taşıyarak, Nazizmin 1945’te askeri olarak yenilse de ideolojik, yöntemsel ve yapısal olarak yer altına indiğini, gizlice örgütlendiğini, küreselleştiğini, çağdaş dünyayı ele geçirdiğini ve başkalaşım (metamorfoz) geçirerek varlığını sürdürdüğünü savunur. Nazilerin asıl amacının belirli bir toprak parçasını korumak değil, dünya çapında küresel bir totaliter kontrol sistemi kurmak olduğunu; savaşı askeri olarak kaybetmelerine rağmen, ruhen kazanmış olduklarını öne sürer.
Yazar, Nazizmi salt belirli bir döneme ve coğrafyaya, 1930-45’ler Almanyasına özgü tarihsel, bitmiş bir olay olarak görmez. Nazizm, insan psikolojisinin ırkçılık, sapıklık, sapkınlıklarıyla beslenen ve küresel elitler tarafından araçsallaştırılan uluslararası (enternasyonal) bir totaliter ideolojidir. Günümüzde siyasal sınırların önemsizleştiği ya da önemsizleştirildiği, totaliter eğilimlerin küresel ölçekte “tek bir merkezdenmiş gibi” senkronize edildiği uluslararası bir yapının tüm dünyaya egemen olduğunu gösterir.
Yazar, bu uluslararası totaliter yapının kitleleri ve sıradan insanları manipüle etmek için kullandığı psikolojik savaş mekanizmalarını deşifre eder. Korku, dildeki yozlaşma (yenisöylem/newspeak) ve toplumsal dayanışma bağlarının koparılması totaliter sistemin temel yakıtıdır. Bu yakıt ırkçılık, etnik ayrımcılık ve ötekileştirme ile harmanlanır. Bilheran’ın çağdaş toplumlara ve insana yönelik yaşamsal uyarılarını şu başlıklar altında toplayabilirim:
1. İlerleme, Kalkınma ve Teknoloji Maskesi Nazi ruhu ve totalitarizm artık gamalı haçlar, bayraklar, törenler veya askeri üniformalarla değil kamu sağlığı, güvenlik, insancıl ilerleme ve dijital verimlilik gibi kulağa hoş gelen söylemlerle geliyor; ve insanlık bilerek veya bilmeden dijital bir teknokrasiye, açıkçası dijital bir toplama kampına doğru sürükleniyor. Acaba bu dijital kitlesel imha kampı, küresel çetenin insanlığa dayattığı Yeni Dünya Düzeni olmasın ?
2. Dillerin ve Gerçeğin Yozlaştırılması Totaliter sistemlerin ilk hedefi dildir. Sözcüklerin, söylemlerin anlamları boşaltıldığında, ters yüz edildiğinde bireylerin muhakeme/sorgulama/eleştirme yeteneği felç olur. Eleştiri ve sorgulamanın yasaklandığı, dogmaların bilim veya mutlak doğru (postüla) adı altında dayatıldığı ortamlarda Nazi Enternasyonalinin yöntemleri devrededir. Sahte bilimler, büyücülük, okültizm, cincilik ve hurafelerin dijital kılıflarla sunulması da bu kapsama girer.
3. Küresel İtaat ve Grup Düşüncesi Bireyin, kitle psikolojisi içinde eritilerek kendi vicdanını, aklını, etik değerlerini ve rasyonalitesini totaliter sisteme teslim etmesi en büyük tehlikelerden biridir. Sistem, itaat etmeyenleri, boyun eğmeyenleri, marjinalleştirerek, dışlayarak, şeytanlaştırarak, sosyal medya ve hayattan tecrit ederek cezalandırır; sosyal medyadaki yazıları, eserleri, paylaşımları açıkça ya da gizlice engellenir, sansürlenir, ya da onları sadece birkaç kişi görebilir. Bilheran, toplu hipnoz ve kolektif histeri anlarında bireysel rasyonaliteyi ve Kartezyen şüpheciliği korumanın yaşamsal önemi olduğunu ileri sürer.
4. Kurumsal-Siyasal Sapıklık ve Saldırganlık Devletlerin ve uluslararası kurumların, kendi yurttaşlarını, insanlarını korumak yerine onları birer nesne, kobay, denek veya laboratuvar malzemesi gibi görmeye başlaması Nazizmin yöntemsel mirasıdır. Bürokrasi ve uzmanlar hegemonyasının ezdiği, sindirdiği kitlelerin duygudan, her türlü ahlaki-etik değerden arındırılmış, duygusuz ve duyarsız mekanik birer dişliye dönüşme riski vardır. Bu bağlamda Nazilerin ırkı arındırma ve üstinsan yaratma hedefi günümüzde terk edilmemiştir. Bu kez, etnik temizlik yerine genetik mühendisliği ve beyin-bilgisayar arayüzleri gibi teknolojilerle bir “yeni insan ırkı” yaratılması hedeflenmektedir. Yazarın vurguladığı genetik mühendisliği, beyin-bilgisayar arayüzleri, ilaçlar, aşılar, nüfus azaltımı, zombi virüsleri, dijital kimlik gibi olguların tümü senkronizedir, birebir örtüşürler. Pandemiler, ekonomik krizler, savaşlar, terör olayları, kitlesel gözetimi, özgürlüklerin kısıtlanmasını ve kontrolü artırmak için kasıtlı olarak yaratılır ve abartılır. Bunlara gelecekte kontrol edilebilir doğal felaketleri de ekleyebiliriz.
Yazar, günümüzdeki finans, politika ve sağlık alanındaki bir çok uygulamayı, örneğin pandemi yönetimini, bir “totaliter sapma” belirtisi olarak yorumlar; bu durumun George Orwell veya Aldous Huxley’in distopyalarındaki öngörülerle benzerlik gösterdiğini, dünyaya egemen olan gücün “Nazi ruhu” nun başkalaşmış yapıları olduğunu ortaya koyar.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Bilderberg Grubu, Davos-Dünya Ekonomik Forumu, WHO, WTO gibi yapılar aslında koordinasyon mekanizmalarıdır. Bilheran, Bilderberg’in asıl amacının savaş sonrası Nazi bağlantılı sanayiciler, finansörler ve bankacılar arasında koordinasyon sağlamak, öjenik ve transhümanist ideolojileri hayata geçirmek, sahte demokrasi kılıfı altında seçimlere müdahale ve savaşların finansmanı gibi yollarla fiili bir küresel yönetimi yürütmek olduğunu belirtir. Nazi Almanyasından hiçbir farkı olmayan ve sembiyotik bir canavara dönüşmüş ABD-İsrail emperyalist-siyonist ittifakının dünya barışına ve tüm insanlığa açıkça meydan okuması tüm bu kurumsal-siyasal sapıklığa en somut örnektir.
O halde, ben burada bir sentezleme yaparak Yeni Dünya Düzenini insanlığa dayatan küresel elit çetenin Nazi ruhuyla hareket ettiği sonucuna ulaşıyorum. Zira küresel çetenin nihai amacı zaten, ulus-devletleri ortadan kaldırarak, bireysel özgürlükleri yok eden, tek merkezden yönetilen bir dünya hükümeti kurmaktır. Bilheran, bunun Nazilerin “Bin Yıllık Reich” projesinin günümüzdeki karşılığı olduğunu söyler. İyi de bunun adını açıkça koyalım: Yeni Dünya Düzeni denen olgu zaten budur ve temelinde Nazi ruhunun olması çok olağan ve rasyoneldir.
Küresel düzeninin mimarları arasında Rothschild, Rockefeller ve İngiliz Kraliyet Ailesinin yanı sıra eski Nazi artıklarının olması ve bunların hep birlikte işbirliği yapması gayet doğaldır. O halde Yeni Dünya Düzeni’nin temelinde Nazi ideolojisinin olduğunu söylersek taşlar o zaman tam anlamıyla yerine oturmuş olur.
Yeni Dünya Düzeni dendiğinde dünyayı yöneten Küresel Elit Çetenin (küresel bankacılar, uluslarötesi bir ağ ve eski aileler) Nazi ideolojisinden faydalandığı, benzer taktik ve stratejileri uyguladığı, tepe yönetimin altındaki aktörlerin de Trump, Şi, Putin, Macron gibileri olduğu sanırım artık açığa çıkmaya ve genelde kabul görmeye başlamıştır. “YDD komplo teorisidir” diye yıllardır tepişenlerin sesi de umarım artık kesilir. (Epstein olayından sonra ben onlara Küresel Satanist Çete diyorum)
Nazi öğretisinin, artık bir siyasal parti veya rejim olmaktan çıkıp küresel finans, teknokrasi, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Dünya Ekonomik Forumu, WHO, WTO gibi uluslararası organizasyonların, kurumların, vakıfların, masonik yapılanmaların, Mormonluk, Evanjelikler gibi dinsel mezheplerin içine sızmış olduğu görülmektedir. Bu sızmanın Facebook, Youtube, Google, X, Linkedin gibi teknoloji devlerini ve bunların ürettiği yapay zeka sistemlerini de kapsama alanına aldığı açıktır.
Nazi Enternasyonali bize geçmişin korkunç hayaletlerinin ölmediğini, aksine takım elbiseler giyip, zenginlik, itibar, gösteriş içinde süslenip püslenerek, dijital algoritmalar kuşanarak, fakat aynı kendini beğenmişlik, aynı gaddarlık ve barbarlıkla küresel sahnede yeniden boy gösterdiğini açığa çıkarıyor. Bu yapıt okuyucuyu insanlık düşmanlarına karşı mutlak bir uyanıklığa, dilde ve düşüncede titizliğe, her ne pahasına olursa olsun gerçeği süzgeçten geçirme sorumluluğuna davet eden sert bir manifesto ve adeta son bir uyarı niteliğindedir.
