Delirium & İsrail

(Delirium sendromu  bozuk konuşma, düşünce ve halüsinasyonların eşlik ettiği kafa karışıklığı ve dikkat dağınıklığı ile tanımlanan  ruhsal bir  dengesizliktir. )

İsrail toplumundaki bu ruhsal hastalığı ilk fark eden sanırım Cumhurbaşkanı  Ruben Rivlin oldu. Rivlin 19.10.2014  tarihli bir konuşmasında aynen şöyle demişti:  “İsrail tedavi edilmesi gereken  bir hastalığı olan, hasta bir toplumdur.”  Gerçekten de görünen o ki  İsrail özellikle 2019 yılında apartheid bir devlet düzenine geçtikten sonra tepeden tırnağa iyice kafayı yemiş, sağlıklı düşünme yetisini kaybetmiş ve tedavi edilmesi pek de mümkün olmayan bir hastalığın pençesine düşmüştür.   Nasıl ki Almanya, Cermen mitleri ve “über alles” çığlıklarıyla  Hitler’in peşinden nasıl sürüklendiyse, İsrail de  Maşiyahvari kehanetler  ve Tevrat masallarıyla  şeriatçı partiler ve Netanyahu’nun peşinden sürüklenmiş ve sürekleniyor. Bu deliriıum sendroumu bir zamanlar İsrail’in en saygın gazetesi olam   Haaretz’in olaylara bakışında ve yazarlarında  da  gözlemleniyor. Haaretz yazarlarından Yair Assulin 9 Ocak 2025 tarihli makalesinde şöyle yazmış

“İsrail tüm Ortadoğu’yu fethetse bile bu savaşı kazanamaz.  Tüm Ortadoğu’yu fethetsek ve herkes bize teslim olsa bile, bu savaşı kazanamayız. Bunu yazmak zor, acı verici ve yabancı geliyor ama yine de hissettiğimiz şey bu.”

Tüm Ortadoğuyu fethetmek ? Herkesin İsrail’e teslim olması ? Senin kaleminden çıkanı beynin duyuyor mu Yair ? Bu nasıl  bir megalomanlıktır ki ? Utanmasa “soykırım yapmak aslında  Filistinlilere bir lütuftur, zira biz Allah tarafından kutsanmış ve seçilmiş bir ırkız, İbrahimin soyunda geliyoruz, buna hakkımız var”  diyecek. Aslında için için böyle düşündüklerinden eminim. ABD nasıl  Amerikanın yerli halkı Kızılderilileri soykırımla yok ederek  fethettiyse İsrail de aynısı yapıyor.  Filistin topraklarını baştan başa işgal ettiniz, Gazze’yi işgal ettiniz, Lübnan’a saldırdınız, Suriye’yi Şam’a kadar işgal ettiniz ve durmuyorsunuz: Türkiye ve tüm Ortadoğu ülkelerini işgal etmekle  tehdit ediyorsunuz, yetmedi mi ?    Yair devam ediyor:

İsrail’in  nedensiz yere yıktığını veya  nedensiz yere öldürdüğünü düşünmüyorum, ama her böyle eylemin yenilgimizi derinleştirdiğini düşünüyorum ve bu yenilginin farkında değiliz – zaferin böyle göründüğünü düşünerek hata yapıyoruz. Ama düşmana yenilmiyoruz, kendimize, halkımızın ruhuna, farkındalığımıza, çocuklarımıza, belki de burada inşa etmek istediğimiz yere yeniliyoruz.

Bak Yair, İsrail’in sivillere yönelik katliamları “öldürme eylemi” ya da “savaş” olarak  tanımlanamaz.  Bu eylemler ancak “barbarlık, cinayet ve soykırım” olarak tanımlanır. 1948 yılında Hganah, Irgun, Lehi, Stern gibi Yahudi terör örgütlerinin  kanlı eylemleri sayesinde kurulan  İsrail o tarihten beri etnik temizlik  ve aralıklarla sürekli soykırım yapıyor. Bu kanlı süreçte kadın,  çoluk, çocuk  demeden binlerce sivil gerekçesiz katledildi. Bunların arasında gazeteciler, doktorlar, sağlık görevlileri, İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar neredeyse her milletten insan var. Bu yenilgi duygusu aslında senin vicdan azabının ve tiksintinin dışa vurumu. Ve tüm insanlık bu vahşet ve  barbarlık yüzünden İsrail’den tiksiniyor. Sen de tiksiniyorsun aslında. Bu Antisemitizm değil: Katliam ve soykırım yapan bir ülkeden tiksinmek meşru ve insancıldır, tıpkı Nazilerden tiksinmek gibi.    Haaretz’in yazarı sonunda yutamadığı baklayı ağzından çıkarıyor:

“Tarih boyunca hayatta kalmasını sağlayan Yahudiliğin büyük gücü, yenilgilerini, günahlarını, yıkımını fark edebilme yeteneğidir.”

“Yahudiliğin büyük gücü” de ne demek ? İsrail o gücü ancak silahsız sivillere, kadınlara, çocuklara gösteriyor. İsrail ordusu mertçe savaşmıyor. Bu söylem açıkça  ırkçılık ve megalomanlık kokuyor. Her ulusun ve etnik gurubun kendine özgü bir gücü vardır. Ama görünen o ki burada kastedilen o “büyük güç” Tevrat’ın “Allah tarafından seçilmiş ve kutsanmış üstün ırk” öğretisinden yani Yahudi ırkçılığından, Goyimlerden nefret etmekten, onları öldürülmeye müstahak görmekten, vadedilen toprakların fethi ve Tapınak’ın yeniden inşası gibi Tevrat’ın ırkçı ve sapkın öğretilerden geliyor. Müslüman orduları da bir zamanlar Fransa’nın göbeği Poitiers’ye kadar gitmişti. Bu yayılma ve fetih  cinneti sonra onların sonu oldu. Müslüman ülkelerin çoğu Batılı ülkelerin nüfuz bölgesi ya da sömürgesi haline geldi.

Benim İsraillilere önereceğim şudur: Her şeyden önce Karl Marx’ın “Yahudi Sorunsalı” adlı  eserinde önerdiği gibi Yahudilik dininden kurtulun, Tevrat, Talmud, Torah vs tüm sapkın din kitaplarını, rabbileri, hahamları kaldırıp çöpe atın. Bu gerçekten Yahudilerin kurtuluşu olacaktır.  Sadece ve sadece insan olmayı öğrenin, insanı sevmeyi öğrenin !

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment