
“Kanada 51. eyaletimiz olmalı. Kanada’yı ilhak etmek için ABD askeri gücünü kullanmayı düşünmüyorum: Ekonomik güç kullanırım ! Panama Kanalına ihtiyacımız var, ele geçireceğiz. Panama Kanalı’na askeri müdahaleyi dışlamıyorum. Ekonomik güvenlik için Panama ve Grönland’a ihtiyacımız var. Grönland bizim hakkımız ve ABD’ye katılacak. Meksika Körfezinin adı Amerika Körfezi olarak değiştirilecek” diyerek ahkam kesen Trump İngiltere’yi tiranlık, Avrupa ülkelerini yoldan çıkmış ülkeler olarak suçladı. NATO’dan çıkarız, Avrupa kendini savunsun diye tehditler savurdu. Başa oturacağı 20 Ocak 2025 tarihini beklemeden ortalığı birbirine kattı.
Tüm bu meydan okuma ve tehditlere Avrupa’dan cılız tepkiler geldi. Macron “dış güçler demokrasimizi baltalıyor, Almanya ve seçimlere müdahale ediyor” demekle yetinirken Steinmeier “dış güçler Alman demokrasisine müdahale ediyor” diye lafı geveledi. Sanki tüm Avrupa ABD’nin yeni eyaleti olmaya hazır gibi.
Amerika Britanya halkını tiran yönetiminden kurtarmalı diyerek Trump’ı destekleyen Elon Musk ise Grönland halkı kendi kaderini belirlemelidir, zaten ABD ile birleşmek istiyor derken Grönland Başbakanı Danimarka’dan bağımsızlık istedi.
Dünya siyaset sahnesi allak bullak çorbaya dönmüş durumda. Öyle görünüyor ki Trump Başkan olunca Kanada, Grönland, Meksika, Orta ve Güney Amerika ile Avrupa ülkeleri ABD tarafından ilhak ya da işgal edilebilir. Ve ABD Türkiye’yi de bu programa ekleyebilir.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra Avrupa yeniden yapılandı ve dünyanın merkezi olmaya devam etti. Ancak, şimdi Avrupa’nın sonu gelmiş gibi görünüyor. Avrupa’da aşırı sağ, faşizm, ırkçılık, dincilik ve Siyonizm dışındaki tüm siyasal yapılar adeta ölmüş durumda. Irkçı ve faşist partiler hızla iktidara geliyor. O nedenle ABD tarafından ilhak edilmeyi seve seve kabul edebilirler.
Suriye’nin imha edilmesinden sonra ABD gözüne kestirdiği ülkeleri de facto işgal, ilhak ve imha etmeye başlayabilir. Birçok ülke de ABD ve İsrail’in apartheid ve ırkçı siyasetini izleyebilir. ABD Ukrayna’yı Rusya’ya bırakabilir, Çin’in Tayvan ve hatta Japonya’yı ilhak etmesine ses çıkarmayabilir. Böyle bir kaos ortamında Batılı ülkelerin birbirlerine ya da birbirlerin nüfuz bölgelerine saldırma olasılığını da göz ardı edemeyiz.
İmdi soralım: Hem Rusya, hem de ABD tarafından çembere alınmış olan Avrupa bu duruma direnebilir mi, yoksa bu ikiliden birine teslim mi olur ? III. Dünya Savaşı ABD-AB ile Rusya-Çin arasında çıkacak deniyordu, ancak sanırım paradigma değişti. Umarım Avrupa Birliği Rusya ve Çin ile birlikte yeni bir ittifak kurarak bir Nazi İmparatorluğu kurma yolunda olan ABD’yi tasfiye etmeyi ve haritadan silmeyi başarabilirler. Sanırım insanlık ve dünya barışı için en mantıklı ve akılcı seçenek bu olsa gerek.
Türkiye ise II. Dünya savaşında yaptığı gibi kendi ulusal sınırlarını korumaya odaklanmalı ve tüm bu kargaşanın dışında kalmalıdır. Türkiye, Ortadoğu veya Orta Asya Türk devletleri ile ortaklık yapma yerine Avrupa’ya yakınlaşmayı denemelidir.