
“1 O gün RAB İbrahim ile antlaşma yaparak ona şöyle dedi: Mısır Irmağından büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları senin soyuna vereceğim.” (Tevrat, Doğuş 15:18)
“1 Eğer tanrınız RAB’bin sözünü iyice dinler ve bugün size ilettiğim bütün buyruklarına uyarsanız, tanrınız RAB sizi yeryüzündeki bütün milletlerden üstün kılacaktır. (…) 8 Tanrınız RAB size vereceği ülkede sizi kutsayacak. 9 RAB söz verdiği ant uyarınca sizi kendisi için kutsal bir halk olarak kabul edecektir . (Tevrat, Tesniye 28: 1; 8-9)
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotriç, Arte TV’de yayınlanan “Israel: Extremists in Power” (İsrail: Aşırı Uçlar İktidarda) adlı Fransız-Alman yapımı bir belgeselde İsrail’in misyon ve vizyonunu açıkça anlattı. Netanyahu’nun koalisyon ortağı Smotriç “Yahudi Kutsal Yazıları” diye söz ettiği Musa Şeriatı ve Tevrat’taki “vadedilen topraklar’ öğretisine gönderme yaparak İsrail’in sınırlarının daha da genişleyeceğini vurguladı. Temelde bir din devleti olan ve 2019 ‘dan beri Knesset’ten geçirdiği ırkçı yasalarla Apartheid bir devlete dönüşen İsrail’deki bir bakanın Tevrat’a gönderme yapması hiç şaşırtıcı değil.
ARTE belgeselinde Smotriç için “vadedilen topraklarla ilgili radikal bir vizyonu var ve bu vizyon tüm Filistin’in yanı sıra Ürdün, Suriye, Lübnan, Irak, Mısır, Suudi Arabistan’ı da içeriyor. Kesinlikle aşırı bir görüş ama İsrail’in kamusal söyleminde kabul gören bir görüş” yorumuna yer verilmesi bu misyon ve vizyonu açığa çıkartıyor. Belgesel 24 Ekim’e kadar Arte’nin internet sitesi üzerinden izlenebilecek. Ancak, copyright – telif hakları gerekçesiyle programı Türkiye’den izlemek olanaksız. Yani kestane kebap, yemesi sevap ama Türkler’e gelince yok !
İsrail’in sınırlarını Arap topraklarının derinliklerine kadar genişletmeyi uman Smotriç, Suriye’nin başkenti Şam dahil olmak üzere, Filistin ve komşu Arap topraklarını kapsayacak salt Yahudilere özgü bir devletin “adım adım büyümekte olduğunu” açıkça savunuyor: “Ben bir Yahudi Devleti istiyorum. Bu çok ama çok karmaşık. Yahudi halkının değerlerine göre işleyen bir devletten bahsediyorum” diyor .
Gerçi Bakan Nil’den Fırat’a kadar olan vadedilen toprakları sayarken Suudi Arabistan’ı da bu kapsama almış. Bunu önce hata sandım ama sonra fark ettim: Nil nehri dünyanın en uzun nehri: 6.650 km. Afrika göller yöresinden doğuyor. Bu durumda Nil ile Fırat arasında Mısır, Sudan, Somali, Eritre, Etyopya, Uganda, Kenya, Suudi Arabistan, Kuveyt, Yemen, Katar vs toprakları da var. Smotriç söz etmemiş ama Fırat’ın Van gölünün kuzey batısından doğması Türkiye’nin güneydoğusunu da bu kapsama almış oluyor (!.) Yani aslında kapsama alanı sandığımızdan da geniş (!). Böylesine marazi ve patolojik bir misyon ve vizyon herhalde başka hiç bir ülkeye nasip olmamıştır !
İsral’in Birleşmiş Milletlere kafa tutmasını, Barış Gücü askerlerine saldırmasını, Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki sivil halkı, BM gözlemcilerini ve gazetecileri hedef gözeterek öldürmesini, hiçbir insancıl ve etik değeri umursamayışını, 21. ci yüzyılda hiçbir uygar devletin yapmadığı katliamları, soykırım ve apartheid rejimi açıklamanın tek bir yolu vardır: O da Bakanının açıkça söylediği gibi “Yahudi Kutsal Yazılarına” göz atmaktır. Zira, Nazilerin Nürnberg Yasalarını andıran ırkçı bir Anayasanın Knesset’te onaylanmasıyla apartheid bir devlete dönüşen İsrail işgal, katliam, soykırım gibi eylemleri vadedilen topraklarla ilgili Tevrat kehanetlerini gerçekleştirmek amacıyla yaptığına inanıyor. İsraillilerin büyük çoğunluğu İbrahim’in soyundan geldiklerine, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların tanrı tarafından kendilerine verildiğine, tanrı tarafından tüm milletlerden üstün kılındıklarına ve kutsal bir ırk olduklarına inanıyor. Bir çok aklı başında İsrailli de artık buna inanmaya başladı. Amerikan Evanjelik Kilisesi başta olmak üzere Mormonlar, Hristiyan Siyonistler gibi dinsel gruplar da büyük bir hayranlıkla İsrail’in kuruluşunu ve saldırganlığını tanrısal kehanetlerin gerçekleşmesi olarak görüyor.
Smotriç’in söz ettiği “Yahudi Kutsal Yazıları”nın yani Tevrat’ın tanrısı kendisini “Orduların ve İsrail’in Rabbi” olarak tanımlar. İsrail ordusunun baş komutanı odur. İsrail Rabbin Oğludur ve Rab da İsrail’in babasıdır. Tevrat’taki ismi Elohim, Adonay, Rab veya YHVH olarak geçer. Bu tanrının dünya milletlerini cezalandırmak, onları yok edip zenginliklerini Oğlu İsrail’e miras olarak vermek gibi bir misyon ve vizyonu vardır. Bu öğretilere inanan, Yahudi ırkından olmayanları düşman gören, ırkçı-nihilist bir yönetim şu an İsrail’de iktidardadır. Naziler belli bir ırkı düşman olarak bellemişlerdi. Oysa İsrail’deki yönetim Yahudi olmayan (goyim) herkesi yok edilecek düşman olarak görüyor. İmdi bu hezeyanların kaynağını Tevrat’tan okuyalım:
İsrail Rabbin savaş makinesidir:
“1 RAB şöyle diyor: (…) Orduların Rabbi kendi üzerine ant içti. (İsrail) sen benim topuzum ve cenk silahlarımsın; ve seninle milletleri kıracağım; ve seninle ülkeleri yok edeceğim; (…) ve seninle valileri ve kaymakamları kıracağım.” (Tevrat, Yeremya 51: 1-23)
Rab Milletleri Cezalandıracak
“Ey milletler, işitmek için yaklaşın! Ey halklar, kulak verin! Dünya ve üzerindeki herkes, yeryüzü ve ondan çıkanların hepsi işitsin! 2 RAB tüm milletlere öfkelendi, onların ordularına karşı gazaba geldi. Onları tümüyle mahvolmaya, boğazlanmaya teslim edecek. 3 Ölüleri dışarı atılacak, cesetleri leş kokacak ; dağlar kanlarıyla sulanacak. (…) Çünkü bu buyruk RAB’bin ağzından çıktı, Ruhu da onları (Yahudileri) toplayacak. 17 RAB onlar (Yahudiler) için kura çekti, ülkeyi ölçüp aralarında pay etti. Orayı (vadedilen toprak) sonsuza dek sahiplenip kuşaklar boyu orada yaşayacaklar.” (Tevrat, İşaya 34: 1-17)
İsrail’in Rabbin Oğlu’dur
“1 Niçin milletler komplo kuruyor, ve halklar entrika çeviriyor? 2 Dünyanın kralları kalkıyor,ve liderleri RABBE karşı ve Mesih’ine (Maşiyah) karşı, birbiriyle öğütleşiyorlar: 3 Onların bağlarını koparalım, ve iplerini kendimizden atalım, diyorlar. 4 Göklerde oturan gülecek; RAB onlarla eğlenecektir. 5 O zaman onlara hiddetle söyleyecek, gazabıyla onları sıkıntıya koyacaktır. 6 Fakat ben Kralımı Mukaddes Dağım Siyon üzerine koydum.7 Fermanı ilân edeceğim; RAB bana dedi: Sen benim Oğlumsun; Ben sana bugün Baba oldum. 8 Dile benden, ve miras olarak sana milletleri, mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. 9 Milletleri demir çomakla kıracaksın; Bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın. 10 Ve şimdi, ey kırallar, artık aklınızı başınıza alın; ey dünya liderleri, ibret alın. 11 RABBE korku ile hizmet edin, ve titreyerek sevinin. 12 Oğlu öpün ki, hiddetlenmesin, siz de izlediğiniz yolda yok olmayasınız, çünkü bir anda hiddeti alevlenir.” (Tevrat, Mezmurlar 2: 1-12)
Tevrat Türkçe çeviri için “Holy Bible New International Version, 1984, Zondervan Publishing House, Michigan, USA” Kutsal Kitap İngilizcesi baz alınmış olup çeviriler tarafımdan yapılmıştır.
Sonuç olarak İsrail’de iktidar olan kafa kural dışı savaşını ve katliamlarını Tevrattaki ırkçı emirlerin gerçekleşmesi olarak görüyor. İsrail savaşı komşu ülkelere yaydıkça ve ordu zaferden zafere (!) koştukça halkın büyük çoğunluğu efsunlaşmış gibi yönetime daha çok destek veriyor. Haaretz gibi solcu bir gazetenin bile aşırı sağa artık sempatiyle bakmasını ve İsrail’in soykırım yaptığını yadsımasının nedeni bu olsa gerek.
İbranileri seçilmiş ve kutsanmış millet olarak tanımlayan Tevrat ırkçı ve insanlık düşmanı içeriği nedeniyle en azından “Mein Kampf” kadar tehlikelidir. Böylesine ırkçı ve nihilist bir sapıklığın İsrail’i nasıl zıvanadan çıkardığını görüyoruz. Ancak, maalesef başta ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği olmak üzere Batılı ülkeler tüm askeri ve ekonomik katkılarıyla bu sapıklığı destekliyor. Bu gidişatı eleştirenleri, karşı çıkanları sansürlüyor, yok sayıyor, erişim engeli koyuyorlar. Bu ırkçı-nihilist kafada olan ülkeler İnsanlık ve dünya barışı için en büyük tehdittir. Bu ırkçı-nihilist kafa ve küresel çete hepsi bu soykırım suçuna ortak ve sanırım bir gün İnsanlık onları kusacak. Onlar İnsanlığı yok etmeden bu kafanın yok edilmesi gerektiği kanısındayım.
İsrail sivil toplum kuruluşu Peace Now’a göre, 2020 itibarıyla Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail’e ait 132 yerleşim yeri ve karakol var. Buralarda 465.400 insanın yaşadığı düşünülüyor. 7 Ekim’den beri İsrail’in Gazze’de düzenlediği saldırılarda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 50.000’e yakın Filistinli öldürüldü ve yaklaşık 100.000’den fazla kişi de yaralandı. Halen İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçuyla yargılanıyor.