BM kararıyla kurulan İsrail yine BM kararıyla ortadan kaldırılabilir mi ?

15 Ekim 2024 günü Macron’un BM Barış Gücü askerlerine ateş açan İsrail’in BM kararıyla kurulduğunu Netanyahu’ya anımsatması çok yerinde oldu. Dünya kamuoyu da bunu hatırladı ve bazı sorular sorulmaya başlandı.

Filistin bölgesi Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı sonunda yenilmesi üzerine 1918 yılında İngiliz egemenliğine girmişti. Filistin topraklarının Yahudi göçmenlerce adeta istila edilmesi ve ilk yerleşkelerin kurulması Haganah, İrgun, Lehi, Stern gibi Yahudi terör örgütlerinin Filistin halkına karşı başlattığı katliam, işgal ve terör eylemleriyle hız kazandı. Öyle ki terörle başa çıkamayan İngilizler sonunda bölgeden çekilmek zorunda kaldı ve sorunsal Birleşmiş Milletlere havale edildi.

BM Genel Kurulu sorunu çözmek üzere “Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi”ni (UNSCOP) oluşturdu. Komite tarafından hazırlanan Filistin topraklarının paylaşım planına göre Yahudilere Filistin toprakların %56sı, Filistinlilere ise toprağın %42si bırakılırken Kudüs ve çevresi (%2) “corpus separatum” olarak BM tarafından uluslararası kontrol altına alınıyordu. Plan BM Genel Kurulunun 29 Kasım 1947 tarih ve 181 sayılı kararıyla 33 lehte, 13 aleyhte, 10 çekimser oyla kabul edildi. Türkiye red oyu verirken İngiltere ve Çin çekimser kalıyor; Almanya ise o yıllarda (1945-49) ABD, SSCB ve İngiltere tarafından işgal altında olduğundan oy kullanamıyordu.

Kabul oyu verenler: Avustralya, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, ABD, Hollanda, Norveç, İsveç, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği; red oy verenler: Küba, Mısır, Yunanistan, Hindistan, İran, Irak, Lübnan, Pakistan, Afganistan, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye ve Yemen gibi ülkelerdi.

Filistin topraklarının bu adaletsiz bölünmesi bugüne kadar süregelen sorunsalın temelini oluşturdu. 14 mayıs 1948’de İsrail devletinin kurulmasından sonra 22 Eylül 1948’de Gazze’de Filistin devleti kuruldu. Batılı ülkelerce askeri ve ekonomik yardımlarla desteklenen İsrail kısa sürede bölgedeki en güçlü ve en yeni silahlarla donatılmış bir orduya sahip oldu. 2023 itibarile İsrail’in elinde ICAN’a göre 90, WINPAC’a göre 400 adet nükleer başlıklı füze bulunuyor.

Kurulduğu günden bu yana işgal, toprak ilhakı, savaş, etnik temizlik ve soykırımla yayılma politikası güden İsrail bugün Filistin topraklarının tamamını ele geçirmiş durumda. Bu yetmediği gibi Suriye ve Lübnan’a da saldırmakta, vadedilen topraklar olarak gördükleri komşu ülkeleri işgal edeceklerini hükümet yetkilileri meydan okurcasına ilan etmektedirler.

Saldırılar sonucu yüzbinlerce Filistinli öldürüldü, milyonlarcası kendi topraklarını terk edip komşu ülkelere sığınmacı ya da mülteci olarak kaçmak zorunda kaldı. “Filistinliler toprak sattı” yalanıyla yıllarca dünya kamuoyunu ve özellikle Türkiye gibi ülkeleri ve Türk aydınlarını uyuttular. Bunun böyle olmadığını ilk kez Roni Margulies, Gideon Levi, İlan Pappe gibi Türk ve İsrailli akademisyenler ile İsrail’in solcu Haaretz gazetesi ortaya çıkardı. Gazete bu konuda bir sürü belge yayımladı ama dünya ve Türk medyası bunu görmezden geldi.

2019 yılında Knesset’te kabul edilen yeni Anayasa ile apartheid bir devlete dönüşen İsrail’in İslamcı terör örgütlerini bahane ederek 7 Ekim 2023 ten beri Gazze’de sürdürdüğü soykırımla yetinmeyip Ekim 2024 başında Lübnan’a saldırması, Beyrut ve Şam’ı bombalaması Batı’da panik yarattı. Fransa, İtalya ve İspanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi İsrail’e silah yardımını güya durdurma kararı aldı. Ancak, bu hiç inandırıcı değil. Ellerindeki soykırım kanını asla temizleyemezler, bu insanlık suçuna ortaktırlar.

Üstelik tam da ABD ve İsrail İran’a joint-venture büyük bir saldırı hazırlığı içindeyken böyle bir kararın alınmasının hiç bir anlamı yoktur. Tevrat masalları ve kehanetleriyle adeta sarhoş olmuş Netanyahu ve suç ortakları Mescidi Aksa ve Kubbetüs Sahrayı yıkıp yerine Üçüncü Tapınak’ı inşa etmenin ve vadedilen topraklara kavuşmanın patolojik hezeyanları içindedir. Ordunun zaferlerini (!) de kehanetlerin gerçekleşmesi zanneden halkın büyük çoğunluğu, solcu Haaretz gazetesi bile artık bu apartheid yönetim ve bu marazi kafaya Almanların Nazilere teslim olduğu gibi teslim olmuş durumdadır.

İsrail Türkiye gibi Kurtuluş Savaşı yaparak kurulmuş bir ülke değildir. Dünya barışı ve İnsanlık için açık ve yakın bir tehdit haline dönüşmüştür. Devleti yönetenlerin akıl sağlığı yerinde değildir. Bu devletin bir an önce yine BM kararıyla “bir daha asla kurulamaz” hatta “kurulması için öneride dahi bulunulamaz” kaydı ile derhal tasfiye edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem de hemen.

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment