Nüfus Denetleme ve Anti-hümanizm Projeleri

Küresel elitler ve beyaz ırkçılar tarafından 1952 yılında kurulmuş olan Nüfus Konseyi (The Population Council) ve yan kuruluşları bir küresel soykırım  ve anti-hümanizm projesini bilimsel kılıf altında gizlice sürdürmektedirler. Ana hedefleri insanları kısırlaştırmak ve dünya nüfusunu %80 oranında azaltmaktır. Araştırmacı Robert Zubrin bu projenin tehlikelerine dikkat çekiyor, eleştiriyor ve öte yandan, Noah Yuval Harari’nin “Homo Sapiens” kitabını çöpe atmış   oluyor.

Harari insana inanmıyor, onu ortadan kaldırılması gereken dünya ve çevre için zararlı ve savaşçı bir tür olarak görüyor. Oysa dünya ve çevreye zararlı ve savaşçı olan kapitalizm ve kapitalistlerdir, “insan” değildir.  Ortadan kaldırılması gerekenler kapitalistler ve küresel elitlerdir. Zubrin ise  insana inanıyor. Görüşleri özetle şöyle:

Militarizm, emperyalizm, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, radikal çevrecilik, sosyalizm, Nazizm ve totaliter komünizme kadar  tüm   görüşler farklı da olsa   ortak bir yanları var:    Bu, anti-hümanizm ideolojisidir.  Yani sınırsız özlemleri ve iştahları olan insan ırkının, doğal  çevreyi tehlikeye atan bir haşarat sürüsü olduğu ve  insanların çoğalmasını  engellemek için  acımasız önlemlerin gerekli olduğu inancı.  

İnsan  üremesinin    dünya kaynaklarından daha fazla olduğu fikrini ilk kez Thomas Malthus  (1766-1834) dillendirmiştir.  Malthus Hindistan ve İrlanda’da milyonlarca kişinin açlıktan ölmesine yol açan baskıcı politikaları savunmuştur. Malthusçuluk her zaman ırkçılıkla yakından bağlantılı olmuştur, çünkü nüfusu  denetleme arzusunun temelinde  insana  duyulan nefret vardır. [1]

  Nüfus  denetleme programları,  Nüfus Konseyi ve Planlı Ebeveynlik gibi öjenik    özel kuruluşlar tarafından   uygulandı. Rockefeller, Ford ve Milbank Vakıfları    bunlara    milyonlarca dolar destek sağladı.  Küresel kitlesel kürtaj ve zorla kısırlaştırma kampanyalarını finanse etmek için  milyarlarca dolar  ayrıldı.  

İlk hedefte    Üçüncü Dünya ülkeleri ve Amerikan Kızılderilileri vardı. 1966’dan itibaren     Hindistan   hastanelerinde sterilizasyon programları oluşturuldu.  [2]   Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı’na  (USAID) bağlı   Nüfus Ofisi kuruldu ve Dr. R. T. Ravenholt ilk müdür olarak 1966’da atandı.  Ravenholt’un beyazlar dışında kalanlara bakışı   2000 yılında kölelik hakkında yaptığı bir yorumda yeterince açık:

“Amerikalı siyahlar, kölelik kurumu   var olduğu için     teşekkür etmelidirler;  yoksa Amerikalı siyahlar hayatta olmayacaklardı: Onların ataları köle olarak satılamayacak ancak siyah düşmanları tarafından öldürülmüş olacaktı. “

 NÜFUS DENETLEME PROGRAMLARI

 Nüfus  denetleme programlar dürüst değildir.   Örneğin, Üçüncü Dünya  hükümetleri   kısırlaştırma operasyonlarının tersine çevrilebilir olduğu söyler, ama bu yalandır.  Programlar baskıcı ve zorlayıcıdır.  İnsanları kabul etmeye zorlamak için teşvikler veya caydırıcılıklar sağlanır.   Teşvikler arasında, açlık çeken insanlara nakit  para, eşya ve gıda yardımı sağlanması   yer alır.   Caydırıcı unsurlar arasında ise kişisel taciz, işten çıkarma, evlerin yıkılması, eğitim, toplu konut veya tıbbi yardımdan men sayılabilir.

  Programlar tıbben sorumsuz ve duyarsızdır.   Kullanımı   yasaklanmış ekipmanlar da dahil olmak üzere kusurlu,     onaylanmamış donanımlar kullanılır.  Programlar  acımasız, duygusuz olup insan onurunu ve   haklarını kötüye kullanmaktadır. Kadınların bilgisi veya  onayı  olmadan kısırlaştırılması ve zorla kürtaj çok sık görülür, özellikle  doğumdan sonra zayıf haldeyken. 

  Tüm programlar ırkçıdır. Küresel nüfus  denetleme programı ABD    ve Avrupa’nın eski emperyal güçlerinin  özellikle Üçüncü Dünya ülkelerindeki    aşağıladıkları ve beyaz olarak kabul etmedikleri nüfusu azaltmaya yönelik bir uygulamadır.    Her ülke hoşlanmadığı grupları ortadan kaldırmak için    nüfus  denetim programından yararlanmıştır. [3]

Sonuç olarak, bu tür sorumsuzca yürütülen nüfus  denetim  operasyonları sırasında  milyonlarca insan öldürüldü. Bu özellikle, hipodermik iğnelerin     sterilizasyonsuz ve uygunsuz şekilde  defalarca  kullanıldığı,  dolayısıyla AIDS dahil ölümcül bulaşıcı hastalıkların hızla yayıldığı      Afrika ülkelerinde   yapıldı.

Steven Mosher’ın “Nüfus  Denetimi” kitabında tartıştığı gibi, 1990’lardan beri doğum kontrol  aşısı   için Afrika’ya gönderilen 100 milyon hipodermik iğnenin   AIDS salgınının ana nedeni olduğuna inanmak için  somut   nedenler var. Bu, 10 milyonlarca ölümle sonuçlandı, bu yıl ve önümüzdeki yıllarda yaklaşık  2 milyondan   fazla ölüm bekleniyor. Nüfus  denetleme kampanyasının  insan hakları ihlalleri, Avustralya, Bangladeş, Çin, Guatemala, Haiti, Honduras, Hindistan, Endonezya, Kenya, Kosova, Güney Afrika, Sri Lanka, Tayland, Tibet’te mağdur edilen  insanlarla geniş çapta belgelenmiştir. 

SONUÇ

Dünya çapında nüfus  denetimi milyarlarca   kayıp ve  mahvolan hayatla sonuçlandı.  Salt bu sahte bilimi çürütmek ve nüfus  denetçilerinin suçlarını  açığa çıkarmak  yeterli değildir.. Bu projenin altında yatan anti-hümanist ideolojiyi de açığa çıkarmalı ve onunla yüzleşmeliyiz.

Dünya kaynaklarının sınırlı olduğu düşüncesinden hareket edersek,   o zaman hiç bir yeni yaşam hoş karşılanmaz, her  yeni eylem veya düşünce bir tehdittir, her insan temelde diğer  bir  insanın,  her ırk bir diğer ırkın düşmanıdır, her millet  bir diğer   milletin düşmanıdır. Böyle bir dünya görüşünün   sonucu ancak ekonomik durgunluk, zorbalık, savaş ve soykırım olabilir.  Yalnızca sınırsız kaynakların  olacağı bir dünyada   insanların kardeş olabileceğini iddia eden, kendilerini anti-hümanizme adamış olanların son iki yüzyılda savunduğu ve işlediği korkunç suçlar bunu kesin olarak kanıtlıyor. 

Bu nedenle anti-hümanizmi reddetmeli ve  onun yerine insanın yaratıcılık ve icat etme  yeteneğine olan inanca dayalı bir etiği benimsemeliyiz. Çünkü bunu yaparken, tarihin sonunda değil, tarihin başında yaşadığımıza dair bir açıklama yapmış oluyoruz: Özgürlüğe inanıyoruz, mevzuata   değil; gelişmeye inanıyoruz, durağanlığa değil; nefret yerine aşk; ölüm yerine hayat; umutsuzluk yerine umuda inanıyoruz.

(Robert Zubrin, New Atlantis’e katkıda bulunan bir editördür. Bu makale onun yeni kitabından uyarlanmış ve tarafımdan özetlenmiştir – Yeni Atlantis Kitapları serimizin son cildi – Merchants of Despair: Radical Environmentalists, Criminal Pseudo-Scientists ve Fatal The Fatal Cult of Antihumanism.

Robert Zubrin, “Nüfus Denetleme Holokostu” Yeni Atlantis, Sayı 35, İlkbahar 2012, s. 33-54.


[1]  En tehlikeli  gelişme ise Neo-Malthusianizm’in İncili       sayılan ekolojist Paul Ehrlich 1968’de  yayımladığı   “The Population Bomb” kitabı olmuştur. Bu kitapta Ehrlich nüfus  denetleme  öğretisini savunuyor, aşırı nüfus konusunda uyarıda bulunuyor ve Amerikan hükümetinin hem ülke içinde hem de   dışında özellikle  Üçüncü Dünya ülkelerine sıkı bir nüfus  denetimi uygulamasını istiyor.  

[2]     Öjenizm sakat ve hasta insanların ayıklanması ve sağlıklı bireylerin çoğaltılması yoluyla insan ırkının “ıslah edilmesi” planıdır. 

[3]) Örneğin Hindistan’da iktidardaki üst kast Hindular, nüfus kontrolü çabalarını alt kastlara   ve Müslümanlardan kurtulmaya odakladılar. Sri Lanka’da iktidardaki Singhalese, imha edilmeleri için Hindu Tamilleri hedef aldı. Peru’da, fatihlerin İspanyolca konuşan torunları, ülkenin nüfus kontrol programını, koyu İspanyol olmayan yerlilerin üremesini durdurma hedefine doğru yönlendirdiler. Kosova’da Sırplar Arnavutlara karşı nüfus kontrolünü kullanırken, Vietnam’da Komünist hükümet, Amerika’nın eski savaş müttefikleri olan Hmong etnik azınlığına karşı nüfus kontrolü çabalarını hedef aldı. Çin’de Tibet ve Uygur azınlıklar, hükümetin nüfus kontrol çabalarının özel hedefleri haline geldi ve   çok sayıda kişi zorunlu kürtaj ve kısırlaştırma için toplandı. Apartheid altındaki Güney Afrika’da, hükümetin yürüttüğü nüfus kontrol programının amacı da buydu.    Çeşitli siyah Afrika eyaletlerinde, hangi kabile iktidarın dizginlerini elinde tutarsa, nüfus kampanyasını düzenli olarak geleneksel kabile rakiplerinin ortadan kaldırılmasına yönlendirir.

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment