
“Filozoflar sustu, entelektüeller sustu, bilim insanları sustu, susturuldu; artık sadece küresel elitler konuşuyor, o arsız, çirkin ve kocaman ağızlarıyla ve herkes onları dinliyor” E.D.
Karl Popper’ın 1945 yılında yayımlanan “Açık Toplum ve Düşmanları” (The Open Society and Its Enemies) yapıtı II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan ve Batılı liberal değerlerin yüceltilmesi, komünizm ve SSCB’nin karalanmasını hedefliyordu. Faşizm ve Nazizm’den sonra açık ve özgür topluma karşı SSCB’nin Demir Perdesi, baskıcı ve totaliter kuralları Batı uygarlığı için tehdit oluşturmaya başlayınca Popper bu kitabı yazdı.
Ancak, Popper 1990larda başlayacak dijital devrimin yaratacağı küresel elitler ile onların maşası teknolojik Titanların herşeyi, herkesi, her bireyi kontrol ve manipüle edebilecek bir küresel diktatörlüğe dönüşeceğini öngöremedi. Açık toplumun bağrından çıkan bu “kütle” şimdi kendisini doğuran sistemi ve kendi dışındaki herşeyi kara delik gibi yutmaya başladı; açık topluma hem düşman oldu, hem de tehdit oluşturmaya başladı. [1]
İşte Facebook, Google gibi teknoloji Titanları özellikle 2018’den beri keyfi bir şekilde sansür uyguluyor, kendileri ve hizmet ettikleri küresel elitler için sakıncalı gördükleri haberleri, kişileri, mesajları ve blogları dezenformasyon ya da “topluluk kurallarının” ihlal edildiği bahanesiyle gizlice kodlayarak engelliyor, yasaklıyor, üyelerini diledikleri gibi tehdit ediyor, aforoz ediyor, hesapları bloke ediyor ve istedikleri an kapatıyorlar.
Orta Çağ’da insanlar Kilise’ye coşkuyla koşardı. Kilise onların toplu halde iletişimde bulundukları yapay bir sığınaktı, devletler üstü yetki ve dokunulmazlığa sahipti. İçinde bulunduğumuz “Yeni Ortaçağ” da Kilise’nin yerini onun dijital enkarnasyonu olan, Engizisyon benzeri yetki, kurallar ve yaptırımlarla donatılmış Facebook, Google ve benzerleri, Kutsal Üçlük ’ün yerini ise küresel elitler almış bulunuyor.
Görünen o ki tüm dünya iki sınıflı bir topluma doğru gidiyoruz: Burjuva, küçük burjuva ve işçi sınıfı artık yok: Elitler ve insan sürüleri var.
Forbes Ekonomi Dergisinin yayınladığı 2022 yılı dünyanın en zengin insanları listesine bu yıl 236 kişi daha katıldı ve sayı 2668’e yükseldi. Bu listedeki her bir kişinin net varlığı 1 milyar doların üstünde. Şu an ilk sırada 219 milyar dolarla Elon Musk bulunuyor.
İşte bu 2668 kişiden oluşan elit azınlık siyaset, din, ekonomi, finans, medya, basın ve sosyal medyayı ele geçirmiş durumda. Üretim araçlarını ve tüm mülkiyet hakkını da gasp etmeyi planlıyorlar. Yani, onların kurmayı düşledikleri yeni dünyada, elit azınlık hariç, kimsenin özel evi, arabası, yazlığı, hatta gitarı, piyanosu, müzik seti bile olamayacak. Ancak, kiralama yoluyla geçici olarak mal, mülk, menkul veya gayrimenkulleri kullanabilecekler, ama asla sahibi olamayacaklar, özel mülkiyet edinme hakkı ve olanağı olmayacağı için çocuklarına da miras bırakamayacaklar. Yeni yetişen kuşaklar da böyle bir dünyayı kabul edecek bir şekilde koşullandırılıyor.
Elit azınlık tarafından kabul edilmek ya da o gruba girebilmek için çok üst düzeyde finansal güç ve para gerekiyor. Yeterli parası olmayanlar kurulacak olan yeni dünyada söz sahibi ve yönetici konumunda olamayacaklar. Serveti olana daha da verilecek, ama olmayanın elindeki de alınacaktır. İşte onun için hangi ülkede olursa olsun siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları, teknokratlar her türlü yolsuzluğu yaparak, hiç çekinmeden, korkmadan, delice bir tutkuyla servetlerini arttırmaya ve bir an önce o elit gruba dahil olmaya çalışıyorlar. Çünkü artık yapılan yolsuzluklarla ilgili bir geriye dönüş olmayacağına, asla hesap sorulmayacağına inanıyor ve bundan eminler.
Orwell’in “1984” ve Bradbury’nin “Fahrenheit 451” in dönemsel dijital versiyonunu yaşıyoruz. Dönüp dolaşıp geçmişteki bir noktanın zamansal spiral dizgesindeki aynı düzlemine geliyoruz. Küresel elitler iletişim, haber ve her türlü enformasyonu Titanlar ve yapay zeka ile kontrol altında tutuyorlar. Kimseye seçme, itiraz etme ve karar verme hakkı tanımıyorlar.
Mepa News’un 6.7.2022 günü “Popular Science Türkiye” dergisinden aktardığı habere göre gelecekte işlenecek suçları önceden tahmin eden yapay zeka geliştirildi. Chicago Üniversitesinde çalışan veribilimci ve sosyal bilimciler, şiddet ve mülkiyet suçlarındaki kamusal verilerden zamansal ve coğrafi konumlara ait kalıpları kullanarak suçu önceden belirleyen yeni bir algoritma geliştirmişler. Yapay zeka, gelecekte işlenecek suçları bir hafta önceden yaklaşık %90 doğrulukla öngörebiliyor. Kuşkusuz bu tanrısal algoritma zamanla sadece mala mülke değil, düşüncelere de uygulanacak, yüksek bir olasılıkla Titanlar tarafından kullanılacak ve daha bir yazar, bir eleştirmen yazısını yazmadan, daha düşünürken ve belki daha düşünmeden potansiyel suçlu olarak belirlenecek ve tutuklanacak.
Peki böyle bir dünyaya, böyle bir sisteme demokrasi diyebilir miyiz? Böyle bir düzende bireysel özgürlük var olabilir mi ? Bireysel özgürlüğün olmadığı yerde “açık toplum” dan söz edilebilir mi ? Demokrasi bilgiyi paylaşma, her türlü bilgiye sahip olma özgürlüğü değil midir ? Diktatörlük ise tüm haberleri, bilgileri sansürleme ve tek elde tutma yetkisi değil midir ? Batı uygarlığı “açık toplum” olma özelliğini hızla kaybediyor, acaba bunun farkında mıyız ?
Bu küresel çete bilgi ve haberleri diledikleri gibi işleyip tasarlayarak bizi kendi bakış açılarıyla düşündürmek, söyledikleri her şeyin doğru olduğuna inanan etten robotlara dönüştürmek istiyorlar. Sadece bilgiyi değil, analitik düşünceyi de yok ediyorlar. Korkunç bir gelecekle karşı karşıyayız.
Küresel elitlerin ve Titanların en iyi, en güzel, en insancıl, en faydalı gibi görünen, gösterilen veya o şekilde sunulan, öneri, eylem ve söylemlerinde, a priori, mutlaka bir çapanoğlu, bir pislik, kirli ve art niyetli iğrenç planların gizli olduğuna inanıyor ve kuşkuyla karşılıyorum. O nedenle onlara karşı sürekli isyan, başkaldırı ve direniş içinde olmak gerektiği kanısındayım.
Batı SSCB ve komünizmle başarılı bir şekilde mücadele etti ve SSCB’nin yıkılmasıyla “Açık Toplum” savunucuları büyük bir zafer kazanmış oldu. Şimdi aynı mücadeleyi bağrından doğan ve onu kanserli bir hücre gibi kemiren o elit azınlık ve dijital Titanlara karşı vermelidir.
Hangi ulustan olursak olalım, nerede olursak olalım, ister Türk, ister Fransız, ister Amerikalı… Her zaman küresel elitlerin ve Titanların gücünden kendimizi korumalı, onlara karşı direnmeli ve onlarla savaşanlarla birlik ve iletişim halinde olmalıyız. Açık toplumu, bireysel özgürlüğü, özgür düşünceyi ve özel mülkiyeti korumak için bunu yapmak zorundayız.
[1] George Orwell’in 1948’de yazmış olduğu “1984” adlı roman gelecekte tek bir partinin iktidar olduğu İngiltere’de insanları korku içindeki yaşamlarını anlatır. Büyük Birader ve Düşünce Polisi’nin insanları sürekli gözetleme altında izlemesi, propaganda ve beyin yıkaması ile halk ve tüm yaşam manipüle edilmektedir. Ray Bradbury’nin 1951 de yayımlanan “Fahrenheit 451” romanı ise her çeşit kitabın özel itfaiyeci timleri tarafından ev ev aranıp yakıldığı, insanların sadece televizyonda beyin yıkayıcı şovlar izlediği, kitap bulunduran düşünen insanların yok edildiği bir geleceği öngörür.
