LOCALAR, İNÖNÜ VE TRUMAN

“ Ülkenin birinde  çok  eski bir  aşiret varmış. O  ülke  beylik iken de, imparatorluk iken de, imparatorluk yıkılıp da cumhuriyet ilan edildikten sonra bile aşiret  varlığını sürdüredurmuş. Aşiretin bir kısım üyeleri sağcı, bir kısmı solcu, bir kısmı da futbolcu partiye üyeymiş.  Yani hangi parti iktidara gelirse gelsin aşiret her zaman iktidardaymış.” ( Uçrak Masallar, Gadré Urud)

 Türkiye öyle bir hale geldi ki elini  sallasan ya bir tarikata, ya masonik bir örgüte, ya da mafyatik bir yapıya değiyor. Atatürk döneminde 1935 yılında kapatılan tarikatların ve Locaların bugün   pervasızca ortalıkta       cirit atması “bir karabasanda mıyız, yoksa Harikalar Ülkesi mi, yoksa Olmayan Ülke’de miyiz  ?” sorularını sormaya sevk ediyor insanı.  

Siyaset, medya ve iş dünyasının yanı sıra üniversiteler, eğitim kurumları, dernekler, vakıflar, kurumlar, kulüpler bunlarla tepeleme dolu. Bunlar su başlarını tutmuş, ülkeye tepeden tırnağa çöreklenmiş ve çökmüşler.  Bir yağma ve yıkım düzeni vur patlasın çal oynasın tam gaz gidiyor. Her yapının belirgin bir alanı var ve kayıkçı kavgası dışında aralarında bir uzlaşma, denge    olduğu seziliyor. Bu tür yapılanmaların  rüşvet, adam kayırma, torpil,  baskı, şantaj, tehdit, yıldırma, saldırı hatta gerektiğinde     suikast veya  kıya gibi yöntemler kullandıkları ve  kirli işlerini alt taşeron birimlere  ihale ettikleri  bilinmektedir.   

Bu yapılarda son tahlilde geçerli olan  örgütsel  hiyerarşidir.    Hiyerarşiye göre  üstlerin   emir ve  isteklerine  astlar   itaat etmek zorundadır.  İtaatsizliğin bedeli ağırdır. Tamamen varsayımlar ve kişisel  gözlemlere dayanan   bu  araştırmamda     özellikle  masonik yapıları irdelemeyi amaçladım.   Masonik yapı derken Locaları, Lions, Rotary ve benzer kuruluşları kastediyorum.   

CHP’NİN ATATÜRK’E İHANETİ

Atatürk’ün tarikatları ve Locaları kapatmadaki    gerekçesi        bunların     Batı çıkarlarına ve emperyalizme hizmet eden  zararlı ve bozguncu yapılanmalar olduğunu  bilmesiydi. Atatürk bu  nedenle tarikatları ve Locaları aynı sepete koyarak kapanmalarını sağlamıştır. Faydalı olsalardı zaten kapatmazdı. 1935 yılında kapatılan ve    uykuda   bekleyen Locaların yeniden açılışı Atatürk’ün ölümünden   sonra gerçekleşir.     

 Atatürk’ün 1938’de kuşkulu ölümünden (*) sonra  İnönü “Milli Şef”   ünvanıyla başa geçer.   II. Dünya Savaşı sırasında (1939-1945) Nazi Almanyası ile “Führer” e sıcak bakan   İnönü savaşın seyrinin değişmesi üzerine hemen ABD eksenine doğru  yanaşmaya başlar.  12 Eylül 1945’te ABD Başkanı seçilen Truman’ın hedefinde zaten Türkiye vardır.  Truman’ın oluru ile Türkiye  14 Şubat 1947’de  Dünya Bankası’na, 11 Mart 1947’de IMF’ye üye olur.      Truman, 12 Mart 1947’de  ünlü Truman Doktrinini açıklar:  SSCB ve komünizmin yayılmasını önlemek amacıyla Yunanistan ve Türkiye’ye  ekonomik ve askeri destek sağlanacaktır.

Bu arada   1925’ten beri Maliye   ve Dışişleri Bakanlığı görevlerini yürüten “Büyük Üstat” Hasan Saka    10 Eylül 1947  günü   Başbakan seçilir.  Hasan Saka’nın Başbakan olmasıyla Localar hazırlıklara başlar,   5 Şubat 1948’de    TBMM kararıyla  Localar “Türkiye Mason Derneği” adıyla  yeniden faaliyete geçerler.       14 Mayıs 1948’de İsrail devleti kurulur.     8 Ekim 1948 tarihinde İnönü Truman’ın Marshall Yardımını imzalar ve CHP  hükümeti   Dünya Bankası’ndan 100 milyon dolar borç alır.   O  tarihte 1  Dolar 1  TL   değerindeydi.  O tarihten itibaren TL’nin önlenemeyen  süreğen değer kaybı başlar.

 TRUMAN – İNÖNÜ İTTİFAKI

 İnönü Truman’dan aldığı direktifler gereği öncelikle     özel sektör ve devlete ait     uçak fabrikalarının çalışmasını   Meclisten çeşitli karar ve yasalar çıkartarak, ithalat-ihracat yasakları  koyarak engeller.  Fabrikalar arka arkaya kapanmaya başlar. 1950 yıllına gelindiğinde      Türk uçak sanayi tamamen yok edilmiştir.   Zira   Türkiye’nin uçak üretmesine artık gerek yoktu.     Zaten  Marshall yardımıyla    gönderilen dünya savaşından kalma askeri malzeme ve döküntü Amerikan uçakları   Türkiye’ye uçak üretimi yapılmaması    koşuluyla  veri.      Türk askerinin 1950’de Kore’ye gönderilmesi karşılığında Türkiye 1952’de NATO’ya kabul edilir.  

Bu arada Hasan Saka’nın yerine 16 Ocak 1949’da Başbakan   olan CHP’li    Şemsettin Günaltay Kılıçdaroğlu’nun ünlü Cumhurbaşkanı adayı Ekmelettin gibi sıkı bir ilahiyatçıydı. Günaltay’ın   Localarla iyi ilişkileri vardı ve  bazı kaynaklara göre   Masondu.  [1]  Günaltay ilk iş olarak Siyonistlerle uzlaşır. 1 Nisan 1949 tarihinde   Türkiye  İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olur.  CHP hükümeti   Siyonizm ile işbirliği yapar görünmemek için Milli Eğitim Bakanlığı kapsamında “İmam Hatip Kursları” düzenler.   Ayrıca  bir yasa tasarısı hazırlayarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi açılması için kolları sıvar. Tasarı 9 Mayıs 1949 tarihinde meclise sunulur ve kabul edilir.  Ancak,  tüm bunlar CHP’nin iktidarı kaybetmesi engelleyemez. 1950 seçimlerinden sonra iktidara geçen Demokrat Parti de   bir çok yerleşkede  İmam Hatip Okulları açmaya başlar. Yani gidişat    emperyalizm ve Siyonizm’in çıkarlarına göre kurgulanır.    

Prof. Yalçın Küçük’ün “Türkiye’deki İsrail, İsrail’den daha güçlüdür” sözü işte bu noktada bir anlam kazanıyor. Küçük’e göre Türkiye’de gerek sağ, gerek sol medya ve   siyaset   tarikatlar ile  İsrail ve masonik yapıların denetim ve gözetimindedir.

TRUMAN KİMDİR ?

ABD Başkanı H. S Truman        saygın,  kültürlü, prezantabl ve zeki bir Masondu. Ama bu nitelikler onun ellerinin kanla dolu olmasını, acımasız bir  emperyalist    ve milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olduğu gerçeğini kamufle etmeye yetmez. Truman 6 Ağustos 1945 Hiroşima ve  9 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye  atom bombalarının atılması emrini vermiştir. Büyük Missouri Locası Büyük Üstadı görevini sürdürmüş olan  Truman’a 19 Ekim 1945’te    İskoç Riti Yüksek Konseyi’nin kararıyla  33. dereceden “Genel Müfettiş” ünvanı verildi.  Masonluk kariyerinin doruk noktası olarak  kıvançla kabul ettiği bu  ünvanı alan tek ABD Başkanıdır.   Truman bir mektubunda “Masonluk, ister anlasınlar ister anlamasınlar, diğer insanlarla birlikte yaşamayı kolaylaştıran bir ahlak sistemidir” diye yazmıştı. [2]  Hiroşima ve Nagazaki soykırımlarından sorumlu olan     Truman,  Hitler ve Mussolini gibi dünyanın en acımasız katillerinden biridir. 

AMERİKAN ULUSAL GÜVENLİK DAİRESİ

Dünya tarihinde ilk kez   emperyalizme direnerek Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı vermiş  ve savaştan zaferle çıkmış   Türkiye gibi bir ülkenin bu kadar kolay yutulur bir lokma haline gelmesi ve  uçak sanayisinin kolayca   yok edilmesi ABD Başkanı Truman için hem şaşırtıcı, hem de teşvik edici bir zafer olmuştu. Bu cesaret ve teşvikle ABD’nin çıkarlarını korumak ve anti-Amerikan tehditleri bertaraf etmek  amacıyla Truman 20 Mayıs 1949’da “Silahlı Kuvvetler Güvenlik Servisi” ni kurar.   Daha sonra  Amerikan “Ulusal Güvenlik Dairesi” (National Security Agency – NSA)  adını alacak  bu örgütün gerçekte çok karanlık bir    amacı vardı: Bilim, teknik, teknoloji, sanayi, keşifler,  buluşlar, ARGE ve bilimsel konularda hiçbir ülkenin Amerika Birleşik Devletlerinden daha  üstün olmasını veya geçmesini -her ne pahasına olursa olsun- engellemek. Bu amaç uğruna gerektiğinde  her tür yasal veya yasa dışı yola başvurulacaktı. Örgüt     Türkiye gibi müttefik ülkelerde ABD çıkarlarına hizmet eden kuruluşları kullanmayı hedeflemekteydi ki bunlar    tarikatlar ve Localardı. 

 Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi   zamanla neredeyse her tür haberleşmeyi ve data aktarımını izleyebilen   bir altyapı oluşturdu. Böylece tüzel ve  bireysel iletişimlerin büyük bir bölümü ayırım yapılmadan otomatik olarak taranır ve izlenmeye başlandı. Edward Snowden “e-postalarınızı veya eşinizin telefonunu görmek istersem, tek yapmam gereken yol kesme   aygıtları (INTERCEPTS) kullanmaktır.  Şifrelerinizi, telefon kayıtlarınızı, kredi kartlarınızı ele geçirebilirim. ‘Seni almak istiyorlarsa, zamanı geldiğinde alacaklardır” der.  [3]

2006-2017 yılları arasında  Türk savunma ve silah sanayinin en büyük  kuruluşu olan Aselsan’da çalışan 8 değerli yüksek mühendisinin  peş peşe kuşkulu ölümlerinin perde arkasında bu örgütün olması yüksek bir olasılıktır.

 1960larda Türkiye’nin bu hale geleceği söylenseydi buna kim inanırdı ? Tüm bu tarihsel olayların arka arkaya gelmesi tesadüf olabilir mi ? Ancak işte görüldüğü gibi Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ABD ve Batılı ülkeler tarafından kolaylıkla manipüle edilebilir  bir kıvama  gelmiş  ve toplum her çeşit naneyi gözü kapalı yutar bir hale getirilmiştir.       Atatürk’ün yolundan ve devrim ilkelerinden  sapmaya öncülük etmiş olan CHP’nin ihanetiyle Türkiye  sanayi ve teknolojik gelişimi engellenen,   dış borca mahkum   bir ülke olmuştur. Oysa, Türkiye’nin kuruluşundan 16 sene sonra 1949’da kurulan   Çin Halk Cumhuriyeti   imparatorluk ve sömürge döneminden kalma misyoner kurumları ve masonik yapılanmaları temizleyerek bir dünya devi  olmayı başarmıştır.   

(KAYNAKÇA: Prof. Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’ın yazıları, BBC)

DİPNOTLAR

(*) Soner Yalçın, Hulki Cevizoğlu, Yusuf Karaca, Y. Ziya Koca gibi çeşitli görüşlerdeki araştırmacılara göre     ihmaller ve yanlış tedavi sonucunda Atatürk’ün hastalığı ağırlaşmıştır. Bazı yazarlar bunun bilerek yapıldığı ileri sürüyor.   11 Kasım 2020’de CNN’deki bir programda konuşan Hulki Cevizoğlu, “Atatürk, kendisine yanlış tedavi uygulandığını fark ediyor o haliyle” açıklamasında bulununca, programın moderatörü Başak Şengül “ama siz bilerek yanlış tedavi uygulandığını söylüyorsunuz anladığım kadarıyla” sözü üzerine Cevizoğlu, “Kesinlikle,  (…) Atatürk’ün hastalığı sırasında tutulan nöbet defterleri var. Onları okudum baştan sona.  Türk milletinin bugün, Atatürk’ün öldürülmesi iddiasına bile ‘Hep birlikte bakalım kim öldürdü’ sorusunu sormayan bir ülke haline geldi” demiştir. Tedaviyi yapanlardan Dr. Mim Kemal Öke’nin Mason olması bu işin masonik bir komplo olduğu kuşkularını da doğurmaktadır.     Türkiye’deki mevcut yapı sürdüğü sürece bu gibi konuların açığa çıkması hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.


[1] Timaş Yayınları‘ndan   “Dindar Bir Doktor Hanım” isimli eserde Cumhuriyet‘in yakın tarihinde yaşanan olayların perde arkasına ilişkin çarpıcı anlatımlara yer veriliyor. Türkiye‘nin ilk kadın doktorlarından Dr. Ayşe Hümeyra Ökten‘le yapılan söyleşiyi konu alan eserde, Ökten babasının Şemsettin Günaltay tarafından Masonluğa davet edildiğini  anlatıyor.

[2] Frank P. Briggs’e mektup, 13 Aralık 1939. ABD Senatörü ve Başkan Yardımcısı olarak Makaleler, http://www.trumanlibrary.gov

[3] E. Snowden, The Guardian, 10 Haziran 2013

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment