
“O ülkelerde soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.”
(Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Mitterrand, Le Figaro, 1998)
İngiltere, ya da resmi adıyla “Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı” nın tarihi demokratik bir evrimin, özgürlük ve insan haklarının öyküsü değildir. Demokrasi kılıfı altında gizlenen bu öykü İngiltere’nin sömürgeci, jingoist, ırkçı ve Beyaz Üstünlükçü geçmişinin pekiştirilmesinden, tüm insanlığa dayatılmasından ve yutturulmasından başka bir şey değildir. İngiliz krallığının son 70 yılda dünya çapında katliamlara, vahşetlere ve savaş suçlarına karışması sosyal medya arama motorlarınca sansür ediliyor. Elizabeth 1953te kraliçe olmadan önce ve olduktan sonra İngiltere’nin işlediği savaş suçları ve kırımların listesi de sayfalara sığmaz. Elizabeth’in oluru ile yapılan kırımlar ve kirli işlerin sadece bazılarını aşağıda veriyorum:
- Kenya Kırımı (1953)
Kenya Çuka bölgesinde İngiliz ordusu tarafından toplu katliam, toplama kamplarının kullanılması ve çeşitli işkence yöntemleri dahil olmak üzere birçok vahşet işlendi. Çuka bölgesini “isyancı” faaliyetlerinden temizlemeye çalışan İngiliz askerleri insanlara işkence ettikten sonra 10 kişiyi tutuklayıp bir kampa götürdüler ve başlarının arkasından vuruldular. Hırsızlık ve yağma yapan İngiliz askerlerini protesto edenlere de ateş açıldı: 9 yetişkin ve bir çocuk öldürüldü.
İsyan sırasında öldürülenlerin sayısı uzmanlar tarafından tartışılsa da, yarısı 10 yaş ve daha küçük çocuklardan oluşan, yetersiz beslenme, açlık ve hastalık nedeniyle 25.000-50.000 ölüm arasında olduğu tahmin edilmektedir.
2. Endonezya Kırımı (1965)
İngiltere 1965’te Endonezya’da meydana gelen olaylarla bir ilgisi olduğunu inkar etmiş olsa da The Guardian’ın raporuna göre, yakın zamanda gizliliği kaldırılan belgeler, sol eğilimli Sukarno hükümetini deviren dezenformasyon kampanyasının arkasında İngiltere’nin olduğunu gösteriyor. Sadece komünistler değil, İngiliz IRD’nin dezenformasyon kampanyası kapsamında solcu oldukları gerekçesiyle yüz binlerce Endonezyalı öldürüldü.
3. Afganistan (2001-2021)
İngiliz birlikleri, Afganistan’daki varlıkları sırasında, silahsız insanları öldürmek için “tam yetkiye” sahipti. BBC’nin aktardığı bu olay İngiliz kuvvetlerinin 16 Şubat 2011 gecesi ailesinin dört üyesini öldürdüğünü söyleyen Seyfullah Garip tarafından gündeme getirildi. İngiliz hükümeti ise askerlerin “meşru müdafaa” amacıyla öldürdüklerini savunuyor.
The Guardian tarafından yayınlanan raporda, İngiliz Ordusu’nun, düzinelerce çocuk da dahil olmak üzere aile üyelerini öldürmek için yaslı Afgan ailelere önemsiz meblağlar verildiğini gösteren belgeler nedeniyle, Afganistan’da en az 300 sivilin ölümünden doğrudan sorumlu olduğu görüldü.
4. Irak (2003 )
Ocak 2004’te, cep telefonu görüntüleri, dokuz İngiliz askerinin dört çocuğu kışlalarına nasıl sürüklediğini ve keyfi bir şekilde dövdüğünü ortaya koydu. Sekiz kişi dayağı gerçekleştirdi ve biri durmaları için yalvaran çocuğun çığlıklarını filme alıyor ve taklit ediyordu. Dava birkaç yıl sonra kamuoyunun dikkatine sunulduğunda, zamanaşımının sona erdiği ve askerlerin yargılanmasının kamu yararına olmadığı söylendi.
İngiliz askerlerinin Iraklı sivillere karşı istismar, cinayet ve işkenceye karıştığı yolunda hikayeler sızmaya başladı. İngiliz askerlerinin Irak’taki silahsız sivillere karşı, özellikle 2003-2007 yılları arasında Basra’nın İngiliz işgali sırasında vur-öldür politikası uyguladığı ortaya çıktı. Uluslararası Af Örgütü de bunu 2004 yılında ortaya çıkardı ve İngilizlerin Iraklı sivillerin öldürülmesinde rol oynadığına açıkça işaret etti.
5. Suriye’deki teröristlere rüşvet fonu (2011 )
Declassified UK’den araştırmacı gazeteciler, İngiltere’nin Suriye’de rejim değişikliği amaçlayan teröristleri finanse ettiğini ve yalnızca 2016’dan 2021’e kadar olan yıllarda teröristler için 350 milyon sterlin harcandığını ortaya çıkarmayı başardı.
İngiltere, Suriye’de hangi muhalif gruplara yardım ettiğini söylemeyi reddetse de belgeler bu büyük rüşvet fonunun terörist grupların yaygın olduğu bölgelere yönlendirildiğini ortaya koyuyor. Belki de daha şaşırtıcı bir şekilde, projenin başlatılması, El Kaide’ye bağlı Hayat Tahrir El Şam’ın yeniden canlanmasıyla aynı zamana denk geldi.
Koyun sürüleri Diana’nın infaz edilmesi emrini veren Elizabeth için göz yaşı dökmeye ve yas tutmaya devam ederken, bir taraftan da yeni kral olan Charles için sevinçten havalarda uçuyor. Bu olsa olsa sürülerin Stockholm sendromu olsa gerek.