İnsanlara tepeden bakan yönetimler istemiyoruz !

Hangi parti olursa olsun. Belediyelerin ve resmi kurumların afra tafrasından bıktık.

En küçük bir yetki sahibi olan bile  vatandaşa tepeden bakıyor. Muhtarlığa gidiyorsun, elemanda bir azamet bir kibir, Nüfus Müdürlüğüne gidiyorsun “niye geldin buraya?” der gibi  suratına bakıyorlar, aynı kendini beğenmişlik, aynı tepeden bakış. . Sanki vatandaş onların kulu, kölesi, sanki vatandaş onlara hizmet için, ya da onların ne kadar yüce kişiler olduklarını görmek için orada bulunuyor.

Belediyeye gidiyorsun başkana ulaşmaya imkan yok. Yol kesilmiş, “ben yardımcı olayım” diyerek bir sürü piranha üstüne atlıyor. Amaç yardımcı olmak değil. Yüce kişiyle görüşmeni engellemek ve laf cambazlıklarıyla seni belediyeden bir an önce sepetlemek.  İpini koparan herkes oraya  doluşursa adamlar nasıl çalışsın ?

Vergi dairesini hiç sormayın ! Orada çalışanlar kutsal, yüce ve mükemmel kişiler sanki. Ve orada vatandaşa sağılacak sığır, potansiyel suçlu, vergi kaçakçısı, üçkağıtçı ve ahlaksız gözüyle bakılıyor.

Sonra artık hiçbir kuruma öyle çat kapı gitmek yok. Telefonla ya da internetten randevu alacaksın. Telefon başında tuşlara basıp bekleyecek ve çile çekeceksin. Oysa, onların maaşlarını biz ödüyoruz. Onları biz seçiyoruz adam gibi çalışıp bize hizmet etsinler diye. Onlar hizmet yerine görkem, kibir, çalım, gurur, şişinme, poz kesme, böbürlenme, sükse ve bir türlü bastıramadıkları megalomanik ve isterik bir coşku içindeler. Tepeden tırnağa ülke bu durumda. Freud bunu çok derin bir aşağılık kompleksine bağlıyor.

Devlet memuruna hakarete yasa var ama vatandaşa hakarete, yurttaşı aşağılamaya yasa yok. Ne güzel iş be.  Mevzuat ve yasaları da kendi çıkarlarına göre ayarlamışlar. Ağzını açtın mı “devlet memuruna   hakaret” oluyor.  Değişecek o mevzuatın hepsi.

Aslanım sen daha önce benim gibi bir yurttaş değil miydin ? Seni ben seçtim. Sen nasıl bana posta koyarsın ?  Ben seni bana posta koy diye mi seçtim ? Ama görecekler bunun bedelini sandıkta ya da başka bir yerde mutlaka ödeyecekler. Partiden partiye fark etmiyor. CHP=AKP gerçek denklem budur. Hepsi aynı afra tafra içinde, hepsi    cebini doldurma peşinde, vatandaşa sadece seçim zamanı yaltaklanıyor, yalakalık yapıyor, yolda yürürken gelip elini sıkıyorlar. Seçildikten sonra o kişiye ulaşmaya olanak yok.

 Koruma ordularının arkasında, ulaşılamayan, girilemeyen mekanlarda saltanat sürüyorlar ve sizi muhatap bile kabul etmiyorlar. Böylesine ikiyüzlü bunlar. Siz hiç halk ekmek kuyruğunda bekleyen bir milletvekili gördünüz mü ? Ama onları seçenler ekmek kuyruklarında, aç biilaç sürünüyor. Bu ne biçim bir saçmalık ? Yetti be. Bıktık sizin pozlarınızdan, afra tafranızdan. Siz vatandaşa gece gündüz hizmet etmeye, saygılı davranmaya, bir dediğini iki etmemeye mecbursunuz. Sizi biz seçtik, sizin   paranızı biz ödüyoruz. Patron biziz. Anlaşıldı mı ?

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment