COVID-19 KİTLE İMHA SİLAHI MI

Bu yazı ilk olarak 5 Aralık 2020 de “Cogito” adlı Google blogumda yayınlanmıştır.

“Bakın, eğer yaşam süresi uzarsa,   tam emekli maaşı ile 60 yaşında emekli olma  projenize    kimse inanmıyor. Fransızların yaşam süresinin uzamasına     bir an bile inanabileceğini sanmıyorum,   aksi takdirde   koronavirüs   salgınının 70 yaş üstündekilere ulaşmasını umut etmek zorunda kalacağız.Dominique da Silva, 25.1.2020, (Macron’un LREM partisinden milletvekili)

Silva’nın “koronavirüs   salgınının 70 yaş üstündekilere ulaşmasını”  isteyen duası kabul gördü. Küresel kapitalizm hem emeklilerden, hem yaşlı nüfustan, hem de satın alma gücü ve geliri düşük kitlelerden   COVID-19 salgınıyla kurtulma yolunda.   Salgın nedeniyle baştan sona değişen insan yaşantısı dünyanın çok önemli gelişmelere gebe olduğunun  göstergesi. Sanki tüm yaşam ve dünya düzeni baştan sona  bir değişimin ürkütücü  kaosuna   sürüklenmiş durumda. Ve bu kaotik süreçte sanki sadece en güçlüler ayakta kalacak gibi gözüküyor.   Bu sefer Ebola, MERS, HIV ve SARS’tan çok daha  tehlikeli bir salgınla karşı karşıyayız.  Peki   bu virüs nasıl ve neden ortaya çıktı, rastlantı mı, laboratuvarda mı üretildi, işin içinde kimler var?

 Öncelikle küresel  kapitalizmi mercek altına almamız gerekiyor.         Küresel  kapitalizm derken dünya  siyaseti ile devletlerini yönlendiren ve  başını Rockefeller ve Rothschild gibi   ailelerin çektiği  varlıklı sınıfların,   aristokratların, sanayici ve işadamlarının oluşturduğu  elitist, üstünlükçü,    oligark bir gruptan söz ediyorum. 19. yüzyıldan beri  bu grubun hedefi     oligark  bir yönetim altında yeni bir dünya düzeni, tek bir dünya hükümeti oluşturmaktı. Bu düzende   orta sınıf olmayacak,   düşük gelirliler, topluma yük oluşturan  emekliler ve işsizlerin yaşamasına izin verilmeyecek, sadece yöneticiler ve hizmetçiler  olacaktı. Böyle bir dünya için en fazla bir milyar kadar bir     nüfus yeterliydi.

Bu düzene ayak uyduranlar  hayatta kalacak,        ayak uyduramayanlar ise ya aç  kalacak, ya tehdit edilecek, ya da    bir şekilde  tasfiye edilecekti.    Bu   oligark grup Bilderberg, CFR, Trilateral Komisyon, Chatham House, The Population Council gibi örgüt ve kuruluşlarla dünya siyaseti ve nüfusunu, finansman, medya, dünya dinleri ve entelektüel çevreyi  hedefleri doğrultusunda yönlendirmektedir:

BİLDERBERG GRUBU: Hollanda Prensi Bernhardt  tarafından kuruldu.   Grubun toplantıları 1954 yılında başladı. 120-150 üyeden oluşan seçkin iş adamları,   medya  patronları, akademisyenlerin katıldığı toplantılar basına kapalı yapılmaktadır.  Bilderberg     Dünya Derin Devleti olarak biliniyor.

 CFR-DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ (The Council on Foreign  Relations):    Üst düzey politikacılar,   CIA yöneticileri, bankacılar, avukatlar, profesörler ve üst düzey medya  yönetmenlerinden oluşan 5000 üyesi vardır.   1921’de David Rockefeller tarafından kuruldu.   ABD’nin dış politikasına yön verir.

 TRİLATERAL KOMİSYON: İş, bankacılık ve siyaset dünyasından seçkin 325 üyesi  var. 1973’te David Rockefeller, Jimmy Carter ve Z. Brzezinski tarafından kuruldu. Başlangıçta Japonya ve Avrupa ile ilişkileri geliştirmeyi öngören kuruluş şimdilerde yeni  dünya ekonomik düzenini   dayatmak, dünya nüfusunu kontrol etmek, dünya ülkeleri adına kararlar almak, savaşları organize ve kontrol etmek gibi misyonlar üstlenmektedir. Noam Chomsky örgütü demokrasinin yerine elitizmi dayatmakla,   Senatör Barry Goldwater da Amerika’nın politik, parasal, entelektüel ve dinsel gücünü ele geçirmekle suçlamıştır.

 CHATHAM HOUSE: İngiliz aristokratları, akademisyen, siyasetçi ve iş adamlarından oluşan 3259 üyeli  örgüt   1920 yılında İngiltere Kraliçesini oluruyla kuruldu.   İngiliz krallığının   politikasına yön verir, siyasal çıkarlarını dünya çapında savunur. 

 THE POPULATION COUNCIL (Nüfus Konseyi): 1952 yılında John D. Rockefeller III ve Rockefeller Kardeşler Vakfı[1]   tarafından kuruldu. Nüfus Konseyi     biyotıp, sosyal bilimler ve halk sağlığı alanlarında araştırmalar yürütür, gelişmekte olan ülkelerde üreme, kısırlaştırma ve cinsiyet üzerine biyomedikal araştırmalar yapar.  Afrika, Asya ve Latin Amerika’da 18 ofisi vardır ve 60’tan fazla ülkede faaliyet göstermektedir.   74 milyon dolarlık yıllık bütçesi ile       500’den fazla  bilim insanı çalıştırmaktadır.

PANAMA, PARADISE, FINCEN PAPERS

  Bu bağlamda salgın  başlamadan önceki süreçte    ortaya çıkan bazı şaşırtıcı olguları  anımsatmak resme geniş açıdan  bakmamızı sağlayacaktır:

 3 Nisan 2016’da ICIJ (Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu) [2] tarafından yayımlanan Panama Belgeleri    214.000 off-shore   şirkete ait 11,5 milyon gizli belgeyi ortaya döktü. Belgeler  off-shore  şirketlerin ortak ve yöneticisi olan çok sayıda siyasetçi, üst düzey  bürokrat, iş adamının   yolsuzluk, rüşvet, komisyon gelirleri ve vergiden kaçırdıkları paralarla   kamuoyundan gizli  yasadışı off-shore banka hesapları açtıklarını, hisse senedi, tahvil alım satımı yaptıklarını,     lüks  gayrimenkullere ve milyonlarca dolara sahip olduklarını, tüm bu varlıkları eş, çocuk,  aile ve akrabalarıyla paylaştıklarını kanıtladı.

  5 Kasım 2017’de yine ICIJ aracılığıyla    dünya kamuoyuna  sızdırılan    “Paradise Papers” (Cennet Kağıtları) ise           off-shore  hesaplarıyla ilgili 13,4 milyon adet    dijital belgeyi deşifre etti. Bu gizli   belgelerde   10 trilyon dolarlık işlem yapıldığı görülüyor. Belgelerde 120.000 politikacı, bürokrat, teknokrat, iş adamı ve şirket ile Kraliçe II. Elizabeth, Prens Charles, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan   Santos, ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un adı  geçiyor.

 En son 21.9.2020’de 2.100 gizli belgeden oluşan FinCEN belgeleri,     ICIJ ve   BuzzFeed News [3] tarafından  açıklandı. Belgeler   2000-2017 arasında en az 2 trilyon doların terörizmin finansmanı, kara para aklama ve şüpheli  bankacılık işlemlerinde kullanıldığını   açığa çıkardı.   Bu işlem miktarının 1,3 trilyon   dolarlık kısmı   Deutsche Bank, 514 milyar dolarlık kısmı JPMorgan, geri kalanı   HSBC, Standard Chartered Bank, Bank of New York  tarafından  gerçekleştirildi. 

İyi de ne oluyor birader, tüm bunlar neyi gösteriyor   ? derseniz işte tüm bunlar   Yeni Dünya Düzenine gidiş ile   birlikte COVID-19’un  eş zamanlı     olarak “just-in-time”  örtüştüğünü, çakıştığını gösteriyor. Bu çakışmanın   rastlantı olması çok uzak bir olasılık. Ve bunu tam da yeni bir yılın başlangıcına, insanların yeni beklentiler ve umutlar içine girdikleri 2020 yılının başına denk getirdiler:  İnsanları yıldırmak, umutsuzluğa sürüklemek için.

Bu gizli belgelerin  sızdırılması, açığa çıkması dünya kamuoyu ve sessiz kalabalıklara karşı oligark-elitist grubun açıkça  büyük bir    meydan okumasıdır. Ve büyük olasılıkla bu gizli belgeler  elitlerin  oluru ile  medyaya sızdırılmıştır. Zira, bundan amaç ekmek parası peşinde koşturan emekçilerin   ve  kitlelerin ne kadar aptal, zavallı ve değersiz olduklarını göstermek, onları aşağılamak ve onların yeni dünyada asla yerlerinin olmadığını kanıtlamaktı. Ve bunda başarılı oldular.   Ve bu uluslararası finansal yolsuzluklara hiç kimse çıtını çıkarmadı, ne sol partiler, ne anlı şanlı sendikalar, ne de komünistler. Hele Türkiye gibi içine kapanık, iç siyasal çekişmelere aşırı şekilde odaklanmış, yabancı medyayı izlemekten aciz ve halkı yaşam savaşı veren ülkeler bu konularla ilgilenmedi bile.   Söz konusu yasa dışı işlemleri (hukukta bunun adı “nitelikli dolandırıcılık” tır) yapan seçkinlerden   kimse yargılanmadı, ceza almadı. Ve her şey rüzgar gibi geçti, belleklerden silindi, unutuldu.

Bu olgulardan hareketle Trump, Macron, Netanyahu, Da Silva gibi bazı    siyasetçilerin neden halkı ve aydınları hiç umursamadıklarını, protesto gösterilerini  acımasızca engellemek, özgürlükleri kısıtlamak, halka gözdağı vermek amacıyla polis ve güvenlik güçlerine   inanılmaz   yetkiler tanıdıklarını, ırkçılığı ve polis şiddetini  neden görmezden geldiklerini,   kirli işlere hiç korkmadan, utanmadan, çekinmeden bulaştıklarını, oğullarını, kızlarını, akrabalarını   önemli görevlere getirdiklerini, servetlerine servet kattıklarını,   bunları yapmaktan neden bir türlü vazgeçmediklerini, yapılan eleştiri ve itirazlara dalga geçer gibi neden  gülünç  yanıtlar  verdiklerini belki anlayabiliriz. 

Bir çok ülkede salgına karşı önlemlerin neden sadece göstermelik, günü kurtarmaya yönelik olduğunu ve bunun beceriksizlikten değil, ancak bilinçli olarak kasten yapıldığını, çünkü  insanların yaşamasını değil aslında  yok olmasının istendiğinin belki ayırdına varabiliriz. 

Zira bu yaklaşan felaketin sırrı onların kulaklarına Bilderberg, Davos ve benzeri karanlık toplantılarda fısıldanmıştı. Ancak, bu felaket onlar için yeni bir dünyanın müjdecisiydi. Adeta darülharp inancına benzer bir şekilde yağmalanan eski dünyanın  zenginlikleri ve kaynakları üzerinde yeni bir   tarihsel başlangıç ve  bambaşka bir dünya onları bekliyordu. Ve onlar eski dünyanın  yasaları, mahkemeleri, yargıçları ve savcıları tarafından,  kamuoyu ve halk tarafından, yolsuzluk yapmak, kara para aklamak ya da vatana ihanet gibi suçlarla asla yargılanmayacaklarından son derecede emindiler.  

  Bu   oligark grubun önde gelen isimlerinden Bill Gates, 2010’da şöyle demişti: “Dünyanın nüfusu bugün 6,8 milyar ve 2030’da 9 milyar civarına ulaşacaktır. Eğer yeni aşılar üretir, sağlık hizmetlerini yeniden kurgularsak bu nüfusu %10-15 azaltabiliriz.”

NÜFUS AZALTMA PROJESİ…

  A priori, 200.000 kişiden oluştuğunu varsayabileceğimiz bu elit oligark grubun  önderlik ettiği Yeni Dünya Düzeni     projesi Londra Tavistock İnsan İlişkileri Enstitüsü baş teorisyeni   Edward Bernays tarafından hazırlandı.     Amaç       toplumsal mühendislik çalışmalarıyla (virüsler, aşılar, GDOlar, yapay et ve yiyecekler, vs) dünya nüfusunun bir milyarın altına çekilmesi, dünya enerji kaynakları ve doğal zenginliklerin   oligarkların kullanımına bırakılması planıydı.

 20. yüzyılın başlangıcında Rockefeller, Rothschild, Carnegie ve Ford vakıfları  hayırseverlik    kamuflajı altında   bu çalışmaları finanse   ettiler. 21.ci yüzyılda Mac Arthur Vakfı ile Bill & Melinda Gates Vakfı da bu gruba katıldı.    

  Nüfus azaltma projesi   1960’tan itibaren   Bilderberg    sözcüsü   Henry Kissinger tarafından dile getirilmeye başlandı.    Nüfus Konseyi,  BM Kalkınma Programı, Rockefeller, Rothschild ve  Ford Vakıfları, Dünya Bankası, Aşı Geliştiren Eczacılar Birliği (GAVI)   ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO)           insan türünü kısırlaştırıcı   aşılar üzerinde çalıştılar. 1970’lerden sonra   insan üzerinde   aşılarla çeşitli deneyler yapıldı. 

  Amaç sadece para kazanmak değil, dünyayı kimin yöneteceğine, kimlerin yaşayacağına, kimlerin  yok edileceğine   karar vermekti. Zaten birçok hükümet, siyasetçi, milletvekili,   işadamı, siyasal partiler,  kurumlar, dernekler ve medya  bu elit grubun üyesi, hizmetkarı ya da esiri.[4]

 BİLİM İNSANLARININ UYARILARI

 Salgın hakkında Haziran 2020’de Prof. Dr. Roberto Petrella [5]  Youtube’da bir video yayımlayarak Covid-19’un bir kitle imha silahı olduğunu  iddia etti.      1 Aralık 2020’de Youtube bu videoyu yasakladı.     Dr. Petrella   özetle şu uyarılarda bulunuyor:

Covid, yapay zeka ile  oluşturulan aşılama kimlik  sertifikası anlamına gelir,  19 ise  üretildiği yılı gösterir. Covid-19 virüsün adı olmayıp   uluslararası nüfus  denetim ve azaltılması planıdır. Bu yıllardan beri programlanmaktadır ve 2020 yılında başlatıldı. Nüfusun %80’ini yok etmeyi planlayan hayatı doğrudan cehenneme çevirecek bir durum söz konusudur.

Vücudunuzda virüs olması hasta olduğunuz  anlamına gelmez. Ancak,  test yapılınca pozitif  çıkar.  Onların hedefledikleri tek bir şey var. O da pozitif sonuç çıkartıp sizi hasta olduğunuza inandırmak.  Testi reddetmeniz aşıdan kurtulmanın tek yoludur. Bu aşı yapıldıktan sonra hepimiz hasta olacağız. Zayıflatılmış bir vücutla ölüme gideceğiz

   Covid-19 bir kitle imha silahıdır ve bundan kurtulmanın tek yolu bu testi yaptırmamaktır. Televizyonlardaki p.çler bunları size söylemez. Politikacılar da bu düzenin piyonlarıdır.    Aşı olmayanın seyahat etmesi, sinemaya gitmesi, hatta evden çıkması bile mümkün olmayacak.”

T24   sitesinde 05 Aralık 2020 de yayımlanan söyleşide Prof. Dr. Ahmet Saltık “Olumlu Evre 3” raporları yayınlanmadan hiçbir aşının uygulanmaması gerektiğini belirtti.

Principia Scientific International (Uluslararası Bilimsel İlkeler) internet sitesinden Robert F. Kennedy Jr. 19.11.2020 tarihli yazısıyla herkesi virüs ve aşılar konusunda bir soru-yanıt çizelgesi yayımlayarak uyardı. Kennedy  virüsün laboratuvarlarda üretildiğini iddia etti ve aynı laboratuvarlarda virüse karşı aşı üretenlerin aşısına güven duyulamayacağına vurgu yaptı.

SONUÇ

 Dünya Sağlık Örgütü   12 Mart 2020 tarihinde COVID-19’un pandemik   hastalık olduğunu        ilan etti.    Kararı veren  Dünya Sağlık Örgütü idi  ancak    talimatı yukarıdan        elit gruptan almıştı. Çünkü onlar bunun salgına dönüşeceğini önceden   biliyorlardı.   Ocak 2020 Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda, kapalı kapılar ardında        bu karar şekillendirildi.  Amaç  doğumdan itibaren tüm hastalık ve aşıların kaydedildiği biyometrik bir ağ ile ID2020 dijital kimlik  fişleme programını uygulamaktı.      

Biyolojik, kimyasal ve kitle imha silahları uçaklar,      İHA’lar, spreyler ve  güdümlü füzelerle de yayılabilir.      COVID-19 nükleer radyasyon gibi yavaş yavaş her yere, en ıssız noktalara kadar yayılıyor. Yaklaşık bir seneden beri kuşatma ve çember hızla daralıyor ve ne yaparsak yapalım sanki sıranın sonunda herkese gelebileceği olasılığına inanmaya zorluyor insanı. Ne olursa olsun bizim bu salgına karşı tüm önlemleri alarak direnmemiz gerekiyor.  

Şurası bir gerçek ki COVID-19 ile içinde bulunduğumuz durum bir “savaş  durumu” dir. Savaşımız ve direnişimiz,     insan hayatına zerre kadar değer vermeyen,   yardımseverlik ve insanlığa hizmet maskesiyle kendilerini gizleyen oligarklara, insanlık katillerine ve halk düşmanlarına karşıdır.      Hitler ve Naziler de tüm  ulusları denetimlerini altına almak ve üstünlükçü bir dünya kurmak istiyorlardı. Ama sonları korkunç oldu. Onların hayaletini diriltenleri, bu karanlık plana katkıda bulunanları  da aynı sonun beklediğini söyleyebiliriz    ve yaptıklarının bedelini en ağır şekilde ödeyecekler. O nedenle, birlikte  dayanışma içinde olmalı ve diğer insanlara bilgi vererek uyarmalıyız.  .

ÖNEMLİ NOT: Söz konusu araştırma Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler İngilizce Bölümü  Öğretim Üyesi   Prof. Dr. Sait Yılmaz’ın  “Covid senaryosu nasıl hazırlandı”  başlıklı 3 Nisan 2020 tarihli  makalesinden, Prof. Dr. Roberto Petrella’nın  konuşması, ICIJ, BuzzFeed News, Wikipedia  ve çeşitli medya kaynaklarından derlenmiş ve alıntılanmıştır. Bu yazının yayımlanmasıyla Google’un blogumu     “hassas içerik” statüsüne alarak sansür uygaladı ve erişimi engelledi. Siteye girmek isteyenlere önce bir uyarı yazısı çıkıyor:

Hassas İçerik UyarısıBu blog hassas içerik barındırıyor olabilir. Genel olarak Google, bu blogun veya herhangi bir blogun içeriğini gözden geçirmez veya onaylamaz. İçerik politikalarımız hakkında daha fazla bilgi edinmek için lütfen Blogger Topluluk Kuralları’nı ziyaret edin. ANLIYORUM VE DEVAM ETMEK İSTİYORUM /Devam etmek istemiyorum

Tabi ki bu dünya egmenlerinin hizmetinde olan Google’un utanmazca ve sinsice uyguladığı dolaylı bir sansür. Pornografik ve ahlak dışı  sitelere,   her türlü gerici, şeriatçı blogların, sitelerin, medya kanallarının, yayınların Atatürk’ü aşağılamasına, hakaret etmesine ve yalan haber yapmasına izin veren ve hoş gören Google, neden bana bir sansür  uyguluyor  acaba ?  

EK NOTLAR

[1] Rockefeller Brothers Vakfı 1940’ta kuruldu.

[2] Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu  ( International Consortium of Investigative Journalists, kısaca ICIJ),  bağımsız bir uluslararası ağdır. 1997’de Center for Public Integrity tarafından başlatılan ve Şubat 2017’de tamamen bağımsız bir kuruluş haline getirilen ICIJ, “sınır ötesi suç, yolsuzluk ve gücün hesap verebilirliği” gibi konularda birlikte çalışan 70’ten fazla ülkede 200’ün üzerinde araştırmacı gazeteciden oluşmaktadır.

[3] 2011’de kurulan BuzzFeed News     Trump-Rusya ilişkilerini irdeleyen Steele dosyası   ve FinCEN   dahil olmak üzere bir dizi yüksek profilli  haberi kamuoyuna sızdırdı.   George Polk Ödülü, Sydney Ödülü, Ulusal Dergi Ödülü ve Ulusal Basın Vakfı ödülünü kazanmasının yanı sıra Pulitzer Ödülleri için finalist oldu.

[4]   Bill Gates, 18 Ekim 2015’te Vancouver’da yaptığı konuşmada,   Afrika’da ortaya çıkan Ebolanın 10 binden fazla kişinin canını aldığını, bir sonrakinin daha kötü olacağını   10 milyon kişiyi öldürebileceğini söylemişti.  2017’de yapılan Davos Dünya Ekonomik Forumu esnasında Gates,  salgın hastalıklara karşı hazırlık amacıyla  bir  girişim (CEPI) başlattı. Salgın hastalıklar konusunda on yıldır kimse   “Bill & Melinda Gates Vakfı” kadar aktif olmadı.  Neden acaba ?

[5]   Dr. Petrella, Papilloma virüsü aşısı olan HPV’ye karşı  çıktığı  için 2019 yılında İtalya Teramo Tıp Derneği’nden ihraç edilmiştir.


n bana bir sansür  uyguluyor  acaba ?  

Published by Erdag Duru

Education: Galatasaray High School & Istanbul University of French and Roman Languages, born 27 April 1950. I am a philologist, critic and composer interested in world politics, philosophy and history of religions . I am against all kinds of eugenic, supremacist, fanatic, religious, racist, apartheid and imperialist hegemony that threaten Humanism, mankind and world peace. It is a fact that freedom of expression, freedom of thought and freedom of information are under the great threat of this hegemony. So, I urge all intellectuals and free thinkers to resist against the spread of this evil and horrible hegemony.

Leave a comment