
Netanyahu’nun 24 Eylül 2026 tarihli BM Genel Kurulu konuşması savunmacı, saldırgan ve dinci-şoven bir biçemde geçti. Çok asabi ve gergin olduğu vücut diline de yansıyordu. Trump gibi diplomatik nezaketle bağdaşmayan külhanbeyi pozlarında, tüm dünyayı küçümser meydan okurcasına bir tavırla konuştu. Kürsüye çıkar çıkmaz öcü görmüş gibi salonu kaçarcasına terk eden delegelere “ahlaki korkaklar” (moral cowards) diye çıkıştı. “Hâlâ çıkmayan başka ahlaki korkak varsa şimdi çıksın” diyerek herkesi azarlar bir tonda konuşmasını sürdürdü. Konuşmasında benim dikkatimi çeken iki konu oldu:
- YAHUDİLERİN 3000 YILLIK TARİHİ
Netanyahu konuşmasında Tevrat’ı referans göstererek Yahudilerin 3000 yıllık tarihine, değerlerine, kararlılığına vurgu yaptı ve Filistin’in Yahudilerin tarihsel ana yurdu olduğunu iddia etti. Ancak, bu tamamen hayal ve dinsel hezeyanlarla dolu bir iddia.
Zira bilim insanları kesinlikle bu görüşte değil. Üstelik böyle bir iddianın tamamen hayal ürünü ve semitik mitolojiye dayandığını bizzat İsrailli arkeolog Prof. İsrael Finkelstein ile yine İsrailli tarihçi Prof. Neil Asher Silberman dile getiriyor. Bu iki bilimcinin 2001’de yayımladıkları “Açığa Çıkan Kutsal Kitap” (The Bible Unearthed) adlı yapıt Filistin bölgesinin Yahudilerin tarihsel yurdu olmadığını açıkça kanıtlamaktadır. Her şeyden önce İbraniler Netanyahu’nun “ana yurt” dediği bölgeye Afrika’dan gelmişlerdir.
Arkeolojik, tarihsel bulgular ve kanıtlara göre Filistin bölgesinde ilk yerleşkeler bölgenin en eski halkı Natufiler tarafından -7000’de inşa edilmeye başlanmıştır. Bölgenin yerli halkı Natufiler hayvanları evcilleştirmiş, tahıl yetiştirmiş, kilden kap-kacak yapmış ve kentler kurmuşlardı .
Bakır Çağına geçiş -5000 de gerçekleşti, -4000’de ise Gassuliler bölgeye göç ettiler. Bronz Çağının başlangıcı -3000’de Filistin’de çok çeşitli halklar, devletçikler vardı ve bunlar zamanla kaynaşarak yerleşik bir toplum oluşturdular. İbrani aşiretleri ise bölgeye -3000 de değil, anca 5.800 yıl sonra -1200’de Afrika’dan (Mısır) göç ettiler! Bu durumda İbranilerin tarihsel ana vatanı Afrika olmuyor mu ?
Tevrat da Mısır’dan çıkıp 40 sene çöllerde dolaşan İbranilerin Kenan diyarı olarak bilinen Filistin’e gelmeden önce o bölgede Filistiler, Hittiler, Girgaşîler, Amorîler, Kenanlılar, Perizzîler, Hivîler, Yebusîler, Anaklılar gibi bir çok ulusun kurduğu krallıklardan söz eder. Bu krallıkların büyük bir bölümü “vadedilen toprakların fethi” masalıyla Afrika’dan yola çıkan Musa ve Yeşu komutasındaki İsrail aşiretleri tarafından barbarca yağmalanmış, imha edilmiş, kadın çoluk çocuk demeden, hayvanlar dahil büyük bir katliamla bu krallıkların çoğu yok edilmiş, altın, gümüş ve değerli eşyalar, toprak ve araziler ganimet olarak alınmış ve aşiretler arasında pay edilmişti.
Finkelstein ve Silberman Tevrat’ta anlatılan tarihin, İbrahim’in soyu, Mısırdan Çıkış, Allahın vadettiği topraklar Kenan (Filistin) ülkesinin fethinin, Davut ve Süleyman’ın görkemli krallığının aslında sosyal ve siyasal gereksinimlerle Yahudi hahamlar ve din alimlerince icat edilmiş, uydurulmuş eski efsaneler ve semitik mitolojiler olduğuna dikkat çekerler. Öyle ki o dönemde Kudüs (Yeruşalim) ufak bir köydü, çok daha küçük bir tapınak belki vardı, ama Kudüs’te inşa edilmemişti.
Görüldüğü gibi arkeolojik bulgular Netanyahu’nun iddialarını, Siyonist propagandayı, Süleyman Tapınağı ve Evanjelik kehanetlerin tarihsel bir temele dayanmadığını, Tevrat’ta anlatılan masalların büyük ölçüde uydurma olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumda Filistin ve Kudüs nasıl İsrail’in ana yurdu olur ve nasıl olur da Filistin topraklarına İsrail toprağı denir? -1200’de Afrika’dan (Mısır) geldiklerine göre bu durumda Yahudilerin tarihsel ana vatanı Afrika olmuyor mu ?
- HAMAS SALDIRISI
Netanyahu, Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısını “Holokost’tan beri Yahudilere yönelik en kötü katliam” diye tanımladı. Oysa burada göz kaçan öncelikle Holokost’tun sadece Yahudilere yönelik bir soykırım olmadığıdır. 2025 yılında BBC’nin açığa çıkarttığı gibi Holokost’ta hayatını kaybedenlerin sayısı 11 milyon olup, bunun sadece 6 milyonu Yahudi diğer 5 milyonu çeşitli milletler, ırklar ve etnik gruplardandır. Yani Holokost İsrail’in tekelinde değildir. Bu durumda her sene yapılan Holokost Anma törenleri de sadece 6 milyon kişi için değil, 16 milyon kurbanı kapsayacak şekilde ve Kudüs’te değil suç mahallinin başkenti Berlin’de yapılması çok daha yerinde olacaktır.
Öte yandan New York Times ve Haaretz gazetelerinin açıkladığı belgeler ve askeri yetkililerinin itirafları, Hamas saldırısı hakkında İsrail’in elinde önceden bilgi olduğunu kanıtlıyor. Ancak buna rağmen, bu bilginin değerlendirilmesinde başarısızlık yaşandığı, yani “bilindiği ve beklendiği halde” güvenlik ve istihbarat zafiyeti nedeniyle saldırının engellenemediği iddia ediliyor ! İyi de bu iddia hiç inandırıcı değil ve çok saçma. “Bilindiği ve beklendiği halde önlem almamak” da ne demek oluyor ?
Bu olayda bir güvenlik ve istihbarat zafiyeti olsa bile bu kasıtlı, bilerek yapılmıştır. Hamas’ın eski Filistin devlet Başkanı Yaser Arafat’ı zayıflamak için Mossad desteği ile kurulmuş olan bir örgüt olduğunun ayırdına varırsak bu işte bir danışıklı dövüş olması yüksek bir olasılık olarak görünüyor.
Aslında İsrailli Jüdeo-Naziler (Jüdeo-Nazi söylemi İsrailli tarihçi Leibowitz’in İsrailli yöneticiler için kullandığı bir deyimdir) Hamas saldırısını daha sonra Gazze’ye yönelik topyekun bir imha ve soykırım operasyonu başlatmak için bir koz ve iç siyasette konsolidasyon sağlamak amacıyla haklı ve meşru bir gerekçe olarak kullanmayı planlıyorlardı ve aynen öyle oldu: Gazze yerle bir oldu, 100 bin Filistinli sivil halk öldürüldü ve İsrail kamuoyu da operasyonu destekledi.
Tıpkı Pearl Harbour veya 9/11 gibi. Pearl Harbour baskını da ABD üst yönetimi ve istihbaratınca önceden bilindiği ve beklendiği halde hiçbir bir önlem alınmadı. Zira ABD daha sonra bu saldırıyı Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombaları atmanın gerekçesi olarak kullanacak ve neticede Japonya kayıtsız şartsız teslim olacaktı.
Aynı şekilde 9/11 terör saldırısı da ABD Başkanı Bush dahil üst yönetimce biliniyordu. Ancak, Ortadoğu bölgesine topyekun bir askeri harekat başlatmak, bölgeye yerleşmek, petrole çökmek, Irak ve Suriye’yi imha etmek için bu saldırının yapılmasına göz yumdular.
İstihbarat terminolojisinde LIHOP (Let It Happen On Purpose – Kasıtlı Olarak Gerçekleşmesine İzin Vermek) yani bile bile göz yummak kavramı vardır. Siyasal bir analiz yapıldığında, İsrail hükümetinin ve istihbaratının böyle bir saldırıya “karşı saldırı bahanesi yaratmak” ve karşı tarafı iyice şeytanlaştırmak için kasten görmezden geldiği açıktır.
Emperyalist güçler barışı, adalete inandıkları için değil, savaşın maliyeti savaşın getirdiği kazanımlardan daha fazla olmaya başladığı zaman gündeme getirirler.
Siyasetin kanlı sahnesinde önce filler tepişir, en altta yüz binlerce çimen (masum insanlar) ezilir, kentler yıkılır, canlar gider; sonra aynı filler kameraların karşısına geçip el sıkışır ve birbirlerine “barış” madalyaları takarlar, Nobel ödülü alırlar.
Siyasetin bu buz gibi sinizm ve pragmatizmini analiz ettiğimizde, yarın o kürsüde kimleri görürsek görelim, şaşırmamak rasyonel olmanın ilk kuralıdır. Voltaire’in dediği gibi: “Kuşku duymak her zaman keyifli değildir, ama emin olmak gülünçtür.” Uluslararası siyasetin bu sinik ve insanlık dışı (inhuman) çarklarını görüp de hâlâ her gelişmeye saf bir şaşkınlıkla yaklaşanlar, maalesef dünyayı olması gerektiği gibi değil, görmek istedikleri gibi okuyanlardır.
Leave a Reply