
Yıldız Suikastı: Abdülhamit’e düzenlenen terör saldırısı ve Tevfik Fikret – Şairin “Tarihe Kadime Zeyl” (Eski Tarihe Ek) adlı şiirinden esinlenerek…. (1)
21 Temmuz 1905 günü Ermeni terör örgütünün II. Abdülhamit’e karşı Yıldız Hamidiye Cami önünde düzenlediği bombalı saldırı üzerine Tevfik Fikret’in yazdığı şiir “Bir Lâhzai Teahhur” (Bir Anlık Gecikme / Duraklama) adını taşır. İmdi burada bir ayraç açıyorum:
“Tevfik Fikret, manzûmei keder âlûdunda, Pâdişâhı Zîşân’ın bir lâhzai teahhûru hasebiyle menzili maksûda vâsıl olamayan bir sûikastı bombacıyân karşısında dûçâr olduğu yesü hüsrânı feryâd eyler. O fâili meşûmu ‘sayyâd-ı şerîf’ unvânıyla tebcîlü senâ ederek, Hâkânı Muazzam’ın bu gûne bir tîri kazâdan masûn kalmasını mûcibi teessüri amîk add eyler. Eğer bu sayi hûnîn muvaffakı bîfeth olsaydı, bunu ‘kurûnı mütedâviledir nazîri nâmesmû bir hayrı mutlak addü tahrîr eylerdi. İnfitârı bombanın tesîri dehşetbârıyla tenkîl olan bîçâregândan ‘âsmâna tayerân eden sâk, ser, hûn u izâm’ sûretinde bahseylese de; maktûl olan nisvân, sıbyân ve etfâlin feci akıbetini bir mûcibi nedâmet veya bâisi teessüf addetmeyip, sükûtı bîrahmâne ile feda eyler.”
Bir şey anlamadınız değil mi ? İşte ben de Fikret gibi, yani Serveti Fünuncular gibi yazım. Onların halk dilini kullanmaya tenezzül etmedikleri için aslında halktan ne kadar kopuk olduklarını göstermek için yazdım. Oysa Fikret’ten 30 yıl kadar önce yaşamış edebiyatçı İbrahim Şinasi (1826-1871), Montaigne’i örnek alarak Türk edebiyat tarihinde Türkçenin sadeleşmesi ve halkın anlayacağı bir dil kullanılması konusunda ilk defa bilinçli, öncü ve devrimci görüşler ortaya koymuştur. (2) Fikret ve Serveti Fünuncuların ısrarla halktan kopuk olmayı büyük bir marifetmiş gibi tercih etmeleri kınanması gereken bir aydın kibri ve üstünlük kompleksidir. Yukarıdaki o gülünç paragrafta şunu diyordum:
Fikret şiirinde, padişahın bir anlık gecikmesi yüzünden amacına ulaşamayan terör saldırısı karşısında duyduğu hayal kırıklığını dile getirir. Teröristi “şanlı avcı” diyerek över, Abdülhamit’i vuramamış olmasını büyük bir hayal kırıklığı ile karşılar. Saldırı başarılı olsaydı bunun “yüzyıllarca benzeri görülmemiş bir iyilik” olacağını yazar. Bombanın patlaması sonucu parçalanan insanlardan “havaya yükselen bacak, kelle, kan, kemik” olarak söz eder ama ölen kadın, çoluk, çocukları pişmanlık veya üzüntü konusu yapmaz. O paramparça olan zavallı kurbanlardan “kelle” diye söz etmesini şiddetle kınıyorum. Ayracı kapatıyorum.
Fatih semtinden, Maçka, Nişantaşı Beşiktaş’a kadar olan semtleri yerinden oynatan bomba, alanda 70 santimlik bir çukur açmıştı. Çevredeki tüm evlerin camları kırılmış, kafesler sarsılmış, insanlar dehşet içinde sokaklara dökülmüştü. Teröristler, padişahın camiden çıkıp faytonuna yürüyeceği 1 dakika 42 saniyelik süreyi saniyesi saniyesine hesaplamışlardı. Ancak Abdülhamit’in Yıldız camisinden çıktından sonra faytona binmeyip Şeyhülislam ile kapı önünde ayaküstü konuşmaya dalması planı bozdu. Bomba yüklü fayton padişah menzile girmeden patladı. Patlama o kadar güçlüydü ki Yıldız Camisinin önü bir anda kan gölüne döndü 26 kişi parçalanarak hayatını kaybetti, yaralanan ve kolunu bacağını kaybeden 68 kişi hastanelere kaldırıldı. Sivil can kayıpları hastaneye kaldırıldıktan sonra ölenlerle 30’a yükselmiştir.
Teröristler bombanın etkisini artırmak amacıyla içini 80 kilo melinit (top mermilerinde kullanılan patlayıcı) ile birlikte 20 kilo çelik, demir parçaları, çiviler ve şarapnel doldurmuşlardı. Patlamanın şiddetiyle çevreye dağılan demir ve çelik parçaları, alanda ve izleyici localarında bulunan kadınların ve çocukların da ölmesine ve yaralanmasına yol açmıştır. Çevreye saçılan şarapnel parçaları nedeniyle 17 fayton ve at parçalanmıştır. Hastane kayıtlarında, yaralanmaların büyük kısmının şarapnel parçalanmaları, metal batmaları, ağır yanıklar ve patlamanın yarattığı basınç nedeniyle uzuv kayıpları olduğu belirtilmiştir. Teröristlerin amacı salt padişahı hedef almak değildi, cuma çıkışı gibi kalabalık bir alana saatli bomba yerleştirmeleri bu kanlı eylemin tam bir kitlesel katliama dönüşmesine neden olmuştur. (3)
Fikret, askerlerin şehit olmasından, çoluk çocuğun parçalanarak ölmesinden zerre kadar bir üzüntü, pişmanlık duymaz. O zavallı kurbanlar umurunda değildir. Sonradan yazılmış acıma duygusu içeren hiçbir biyografi, şiir, yorumlarda yer almaz. Eğer gerçekten ölenler için derin bir üzüntü veya empati duymuş olsaydı, en azından kısa bir mersiye, ağıt, anma notu veya başka bir şiirde bu duygusunu yansıtması beklenirdi. Böyle bir metin ise ne kendi külliyatında ne de dönemin kaynaklarında yoktur.
Ben lisedeki değerli hocam Tahir Alangu’nun da dikkat çektiği gibi şairin bu aşırı öfkeli, acımasız ve nihilist tavrını onun diyabet (şeker) hastalığına bağlıyorum. Hastalık ilerledikçe halsizlik, kilo kaybı, aşırı sinir, böbrek komplikasyonları ortaya çıktı. Bu şiiri öfke krizleri anında yazdığı şiirlerden biri olmalı. hastalık 1914 civarında iyice kontroldan çıktı. İdrar tahlillerinde yüksek glikoz ve aseton saptandığı kaydedilmiştir. O dönemde insülin henüz keşfedilmemişti ve sağaltım olanakları çok sınırlıydı. 1915’te kolundan bir ameliyat sonrasında durumu ağırlaştı ve 19 Ağustos 1915’te Aşiyan’da genç denecek bir yaşta (48) hayatını kaybetti.
Terör Saldırısı Nasıl Planlandı ?
Abdülhamit’e düzenlenen saldırı Ermeni Taşnak terör örgütü ve bazı Jöntürkler tarafından Fransa ve Belçika ekseninde planlandı. Örgütün lideri Belçikalı terörist Edward Joris idi. Patlayıcı düzenekleri Fransa’dan sağlandı ve Viyana’dan getirilen saatli bomba yüklü faytonun İstanbul’a sokulmasında Joris başrolü oynadı.
İngiltere ve Ermeni Apostolik Kilisesinin desteğiyle kurulan Taşnaksutyun terör örgütünün amacı Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devleti kurmaktı. Osmanlı’da “en müsaadeye mazhar millet” statüsünde olan Ermenileri Osmanlı Türkiyesi’nden koparıp Ermenistan’ın kurulması için Abdülhamid Hanı devirmek isteyen teröristler, bazı işbirlikçi Osmanlı aydınları birlikte her türlü eyleme başvuruyordu. Bu bağlamda İngiltere Osmanlı’yı zayıflatmak için hem Ermenleri, hem de Kürt aşiretlerini kullanıyordu. Günümüzde Kürtleri Türkiye’den koparıp Kürdistan’ın kurulması için benzer girişimlerde bulunulduğunu bir filmi izler gibi seyretmiyor muyuz ?
Terör örgütü Abdülhamit’i ortadan kaldırdıktan sonra Osmanlı Bankası ile yabancı elçiliklere saldırlar düzenlemeyi ve Haliç’teki köprüleri havaya uçurarak büyük bir kargaşa yaratmayı planlıyordu. Çıkacak büyük kaos sayesinde Avrupa devletlerinin Osmanlı’ya askeri ve siyasal müdahalede bulunmasını ve Ermenilerin hamiliğini üstlenmesi bekleniyordu. Zaten 1890lı yıllarda Batılı emperyalistler Osmanlı topraklarının paylaşılmasını çoktan konuşmaya başlamışlardı bile. Gözü asla doymayan emperyalizm o yıllarda Afrika, Hindistan ve Çin’i yağmalamak ile meşguldü. Batılı devletlerin bugün de aynı stratejiyi Kürt aşiretlerini ve terör örgütlerini kullanarak aynen sürdürmeye devam ettiklerine tanık olmuyor muyuz ? (4)
Suikastın lideri Joris yakalandı ve idama mahkum edildi. Ancak Abdülhamit, Avrupa ülkelerinin bu karara yaygara koparması nedeniyle — zira Joris onların gözünde Ermenileri özgür (!)kılacak bir kahramandı— krizi çözmek ve uluslararası baskıyı kırmak için Joris’i affetti. Fakat onu Saray adına çalışan gizli bir ajan haline getirdi. Joris, Avrupa’ya gönderilerek Ermeni terör örgütlerinin faaliyetlerini Osmanlı’ya rapor eden bir çift yönlü bir istihbaratçı olarak çalıştı.
Tevfik Fikret Bir Lahzai Teahhur (Bir Anlık Gecikme) şiiriyle Abdülhamit’in suikasttan kurtulmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmiş, bu saldırıyı gerçekleştiren teröriste övgüler yağdırmıştır. Şiirin günümüz Türkçesiyle anlamı aşağıda sunulmaktadır:
BİR ANLIK GECİKME
Bir darbe, bir duman ve tüm bir mahşeri güruh.
Bir seyrin sonsuz cemaati haşin, kudurgan,
Tırnaklarıyla kahreden bir elin didik didik
Yükseldi boşluğun dibine bacak, kelle, kan kemik.
Ey övgüye yaraşır darbe, ey öç alan duman
Kimsin? Nesin? Bu saldırıya sebep ne? Kim?
Arkanda bin meraklı bakış ve sen gizli
Kurtuluş saçan bilinmez bir eli andırıyorsun.
Öfkeli gök gürültüsü şiddetli sesin ki
Her yerde hak duygusu ve kurtuluşu ayaklandıran
Vuruşunla zorbanın kahreden ayağı titrer
En görkemli tacı sarsar tanrısal yakınlaşman
Silkip asırların ilmiğinin düğümünü, en çetin
Bir uykudan uyandırır dehşetin halkları.
Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!
Attın… fakat yazık ki, yazıklar ki vuramadın!
Dursaydı bir dakikacık durmayan zaman
Ya da o durmasaydı, o tepe taklak taç
Kanlarla bir cinayete pek benzeyen bu iş
Bir hayır olurdu benzeri asırlardır görülmemiş.
Lakin tesadüf… ah o güçlülerin dostu
Acizlerin, zavallıların her zaman düşmanı,
Birden yetişti mahvetmeye bu üstün önlemi
Söndürdü bir nefeste bu parlak umudu;
Nakşetti bir alay için bilinçsiz talih
Tarihin zulmüne yeni bir gururlu başlangıç.
Kurtuldu; hakkıdır, alacak şimdi intikam;
Lakin unutmasın şunu bayağılara yarayan tarih;
Bir halkı çiğnemekle bugün eğlenen alçak
Bir anlık gecikmeye borçlu bu keyfini!
Görüldüğü gibi Fikret bu şirinde Abdülhamit’in suikasttan kurtulmasından duyduğu büyük üzüntüyü ve hayal kırıklığını dile getirmiş, saldırıyı gerçekleştiren teröriste övgüler yağdırmış, teröristi “ey şanlı avcı, kurtuluş saçan bir el” ve terör eylemini de “hayırlı iş, övgüye yaraşır darbe” olarak överken, Abdülhamit’i zorba ve bu milleti çiğnemekle eğlenen bir “alçak” olarak nitelemesi trajik ve hazindir. Ne şehit olan 30 kişi, ne de yaralanan 68 vatandaş Fikret’in zerre kadar umurunda değildir. (5)
Tevfik Fikret bugün yaşasaydı acaba yine teröristleri öven şiirler yazar mıydı? Sanırım yazardı ve çok beğeni alırdı. Zira bugün yine Batı beslemesi teröristlerin el üstünde tutulduğunu, meclislere davet edildiklerini, kırmızı halılarla karşılandıklarını, Afganistan ve Suriye gibi ülkelerde devlet başkanı olarak yine aynı Batılı emperyalistlerce devlet başkanı olarak atandıkların görmüyor muyuz ? Eğer Fikret bu tür şiirler yazmaya devam etseydi, teröristleri savunan ve Ermenilere soykırım yapıldığını ima eden Orhan Pamuk gibi büyük olasılıkla Nobel Ödülü veya Lejyon Donör ile onurlandırılması, hatta “sör” ünvanı alması da mümkün olabilirdi. (6)
Abdülhamit, bu suikasttan sonra Ermeni teröristi alkışlamalarına rağmen ne aydınlar, ne de Tevfik Fikret aleyhinde bir kovuşturma, veya bugün yapıldığı gibi milyarca liralık tazminat davaları açmamıştır. Ama kamu vicdanı onun şu sözleri söylediğine inanır:
“Bir Osmanlı padişahı ve halifesine bombayla kasteden Ermeni kundakçılarını alkışlamayı vatanseverlik sayan aydınları görünce, kim olduklarını tanısınlar diye yazıyorum. Hiçbir namuslu Ermeni, padişahına suikast düzenleyen bir ırkdaşına şanlı avcı diyecek kadar utanmaz olmamıştır.”
Fikret’in ölen vatandaşlar için üzüldüğü iddia ediliyor, eğer bu iddia doğruysa ölen insanlarımız ve şehit olan askerler için neden bir ağıt yazmamış ? Tek bir Türk aydını var mı o kurbanlar için şiir ya da ağıt yazan ?
DİPNOTLAR
- Tevfik Fikret’in “Tarihe Kadime Zeyl” (Eski Tarihe Ek) adlı şiirinden esinlenerek….
2) Maliyede memur olarak çalışan Şinasi 1849 -1854 yıllarında devlet bursuyla Paris’e gönderildi. Asıl amaç maliye eğitimiydi. Burada ek olarak matematik, doğabilimleri, tarih ve edebiyatla ilgilendi. Collège Saint-Barbe’da eğitim gördü. Fransız Maliye Bakanlığı’nda staj çalışmaları yaptı. Société Asiatique’e üye oldu. Şinasi daha çok kendi çabasıyla (otodidakt) yetişmiş, Paris’te hayran kaldığı Fransız kültürü, gözlem ve okumalarla kendini aşmıştır. Lamartine ile yakın arkadaşlık kurmuş, Montaigne, Ernest Renan, Émile Littré, Voltaire, Montesquieu, Racine ve Auguste Comte’tan etkilenmiştir. Rasyonalizm, ilerleme ve halkın eğitimi fikirleri güçlü şekilde yansır.
3) Nafia (Bayındırlık) Bakanlığı başkanlığındaki komisyon, patlamadan sonra olay yerindeki bomba ve ceset parçalarını ve incelemiş, kurulan tahkikat komisyonu adli tıp muayenelerini ve hastane kayıtlarını içeren yaklaşık 1000 sayfalık devasa bir soruşturma raporu hazırlamıştır. Ölenler arasında kadın, çoluk, çocuk, cuma selamlığını izlemeye gelen sivil vatandaşlar, saray faytoncuları, askerler ve memurlar bulunuyordu.
4) Abdülhamit’e “Kızıl Sultan” (Le Sultan Rouge) lakabı ilk kez Fransız tarihçi Albert Vandal tarafından ortaya atılmıştır. İngiltere başbakanı ise “katil” demeyi tercih ediyordu. Bu suçlamanın nedeni, 1890lı yıllarda emperyalistlerin desteği ile Anadolu’da baş gösteren Ermeni teröristlere ve daha sonra da Kürt aşiretlerinin ayaklanmasına karşı kullanılan Hamidiye Alaylarıdır. Batı kamuoyu dün olduğu gibi bugün de teröre karşı düzenlenen operasyonları bir “katliam” gibi yansıtmaya devam etmektedir.
5) Şiir, Yaşar Nabi Nayır’ın “Tevfik Fikret, Yaşamı, Sanatı, Şiirleri”,Varlık Yayınları, 1995 eserindeki çevirisi baz alınarak tarafımdan sadeleştirilmiştir.
6) Taner Akçam İngilizce yazdığı “A Shameful Act” (Bir Utanç Eylemi – İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu) kitabını 1999da ilk kez yayımladığında, Orhan Pamuk mektup göndererek Akçam’ı kutlamış ve mektubunda “Bu kitap Osmanlı Ermenilerine karşı organize yok edişin kusursuz bir muhasebesidir” ifadesini kullanmıştır. 2006 yılında ise Akçam bu kitabı yeniden ABD’de yayımlarken, Orhan Pamuk’un mektubundaki övgü dolu sözleri kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında (blurb) kullanmıştır.
Leave a Reply