
1920 yılında Bandırma’nın işgalinde Amerikan bayrakları ne arıyor ?
“Sleeping with the Enemy” (Yatağımdaki Düşman) Joseph Ruben’in yönettiği ve başrolünde Julia Roberts’ın oynadığı 1991 yapımı Amerikan psikolojik gerilim filmidir.
Tek adamla yönetilen ülkelerde tek adam ikna edildi mi o ülkeye her şeyi yaptırmak mümkündür. Osmanlı padişah emriyle teslim olmuş, Sevres Barış Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı. İşi bozan, işgale ve barışa (!) direnen Atatürk ve Kuvayı Milliye olmuştur. Kuşkusuz, Kuvayı Milliye hareketi olmasaydı Türkiye İç Anadolu’ya sıkışmış küçük bir toprak parçası üzerinde Amerikan mandasıyla yönetilen bir sultanlık olurdu. Zaten Amerikan mandası bir çok aydın tarafından savunuluyordu. Padişahlık ve hilafetin kaldırılması, Arap harflerinin terk edilmesi, yeni Türk alfabesi, Batı tarzı giyim, laiklik ve devrimler Halide Edip, Yunus Nadi gibi çakma aydınların hayal bile edemeyeceği çılgınca eylemlerdi.
Her şey cumhuriyetin ilanıyla başladı. Türkler şirket kurmayı ve ticareti 1923ten sonra öğrendiler. I. Dünya Savaşı 1918de bittiğinde ülkede 426 Amerikan okulu, 17 Bible House Misyonerlik merkezi vardı. ABD, Kurtuluş Savaşı sırasında işgal güçlerine siyasal ve lojistik katkıda bulunmuş, Ermeni ve Pontus çetelerine destek için Samsun ve Trabzon Amerikan savaş gemilerince bombalanmıştır. Öte yandan ABD, Çanakkale ve İstanbul boğazının uluslararası denetime alınmasını, Rum çoğunluğa sahip bölgelerin Yunanistan, doğudaki 6 il ve Mersin limanının Ermenistan’a verilmesini talep ediyordu. 3 Mart 1924te Eğitim Birliği Yasası, Halk Evlerinin açılması, eğitimin laikleşmesi ve din etkisinden kurtarılmasından sonra bu okulların çoğu kapandı. 1927 yılında Amerikan okulu sayısı 8’e iner.
Buna rağmen, Türkiye ABD ile ekonomik ilişkiler geliştirmek istemiş, Lozan görüşmelerinde özgürlükler ülkesi (!) zannettiği ABD’nin siyasal desteğini aramış, 1923de yatırım yapacak Amerikan şirketlerine özel teşvikler içeren Chester Teşvikleri Yasası’nı kabul etmiştir. Ancak bu yasa ABD’nin olumsuz tavrı nedeniyle yürürlüğe giremedi, 1923 sonunda TBMM tarafından iptal edildi. ABD istese güney Kore ve Japonya’ya yaptığı katkıyı TC’ye de yapabilirdi. Ancak, Türk topraklarının jeopolitik konumu, İsrail, Ermenistan gibi ülkelerin varlığı, bölgedeki petrol yatakları ve mesihsel hezeyanlar ABD’nin Türkiye’nin eninde sonunda tasfiye edilmesini hedefleyen çok daha değişik bir politika izlemesine neden olacaktır
Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında Lenin ile anlaşarak Sovyetler Birliğinden ilk taksit olarak 5.000.000 altın finansal destek ve silah yardımı aldığı artık gizlenemeyen bir gerçektir. Yani Kurtuluş Savaşı, ilk okulda öğretildiği gibi kazma ve kürekle kazanılmamıştır. İmdi, komünistlerin büyük desteğiyle kurulmuş bir devletin sanayisini Amerika’nın desteklemesi, üstelik yabancı bankaları ve sigorta şirketlerini millileştiren, her an komünizme kayma riski taşıyan, laik bir ulus-devletin Amerikan katkısıyla geliştirilmesi mümkün olabilir miydi ? Diğer mazlum uluslara çok kötü (!) bir örmek ve ABD’nin çıkarlarına büyük bir tehdit oluşturan Türkiye çok tehlikeliydi. Cezalandırılması, içinin boşaltılması gerekiyordu.
Atatürk’ün ölümünden sonra -Ecevit dönemi hariç- ülke tamamen ABD’nin dümen suyuna girdi. ABD’nin misyon ve vizyonu ülkenin devrimci yapısını eriterek kör, topal, bitkin, yarı sömürge, ekonomik ve finansal yönden dışa bağımlı, dinci, şeriatçı bir ülkeye dönüştürülmesi, ülkenin etnik ve dinsel kargaşayla yok edilmesiydi. Darbeler ve terör tezgahı bu amaçla uygulamaya kondu, Türk entelijentsiyasının en değerli isimleri teröristlerce öldürüldü. Türkiye’nin neden bir Güney Kore gibi ekonomik yönden gelişmesine izin verilmemesinin ardında NATO-Gladyosu’nun yanı sıra Masonik yapılanmalar ile Lions, Rotary gibi kuruluşların da irdelenmesi gerektiği kanısındayım. Türk-Amerikan çıkarlarının bağdaşması jeopolitik açıdan olanaksızdır. Ancak, görünen o ki ne kuklacı, ne de kuklalar asla akıllanamaz. ABD içimizdeki düşmandır.
(Foto: 7 Temmuz 1920 Bandırma’nın işgalinde ABD ve Yunan bayrakları)